Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Düş ve Gerçek-06

Sanatsal Yazılar - Genel Sanatsal Yazılar

Akdeniz’in Temmuz sıcakları herkesin bedenine çöker, derilerinin gözeneklerinden yağmur yağarcasına terler boşanırdı da o, herkesin nefes almaktan şikâyetçi olduğu bu nemli sıcaklarda, güneşin altında mayıs serinliğinde koşarak yürür gibi yürürdü uzun mesafeleri. Herkes bedenlerine yapışan nemin boğuculuğundan kurtulmak için serin, gölge yerler ararken o, beyin kıvrımlarına yapışan nemin boğuculuğundan kurtulmak için kendini, adını bile bilmediği mahallelere,  tenha sokaklara vururdu… Yürürdü, inadına yürürdü… Ta ki bacakları kendisiyle inatlaşıp tökezlemeye, ayakları suratlarını asmaya başlayıncaya kadar yürürdü… Sıcaktı hava, insanı bayacak kadar sıcak, nefes almasına izin vermeyecek kadar boğucu, terden sırılsıklam edecek kadar yapışkan… Mermerden sfenks değildi ve elbette herkesin etkilendiği kadar etkilenirdi çöl sıcaklarından.  Aklına düşmüştü de gülmüştü bir defasında “ onlar bedenine yapışan nemden kurtulmaya çalışıyorlar, ben beynime yapışan nemden”… Keşke şu çevresindekiler gibi bütün mesele günlük yaşamın gaileleri,  nemli sıcaklardan uflayıp puflamalar olsaydı da şu doluya koyduğunda almayan, boşa koyduğunda dolmayan beyniyle cebelleşmeseydi… Kendi kişisel sorunlarına karşı vurdumduymaz sayılırdı, öyle parayla pulla da pek işi olmazdı… Sigara parasıyla çay parası cebindeyse gerisi fazlalık bile sayılırdı… Yürüyüşleri en çok da kendini çevresinden, kendine ihtiyacı olanlardan soyutladığı, bir başına olduğu, anlık hayal kurma kulvarları olarak düşünürdü… Bu anlar hoşuna da gider, rahatlar, kaygısız bir insan görünümüyle dudağına bir ıslık kondurur, aceleci yürüyüşleri sallapati bir hal alır, sıkıntılı hali rehavete bırakırdı yerini… Onca insan kalabalığının, araç trafiğinin, kakafonik seslerin arasında yitip gitmek, akranlarının, arkadaşlarının kaygısızlığına sahip olmak için neler vermezdi ki… Nelerini feda etmezdi bilinmeyenleri kurcalamayan, olabilecekleri düşünmeyen ve olabileceklerden kuşku duymayan, ne yapması gerektiğini bile bilemez durumda birisi olmak için… Beceriksizin teki miydi, yoksa beynine yapışan nemin yeminli intikamına yenik düşecek bir çaresizliğin kaçınılmazlığı mıydı bilinmez ama o rehavet duygusu kendisiyle alay eder gibi içine bir hançer batışıyla batar o an terk ederdi kendini. Bu duruma tevekkelle boyun eğer  “ya aklın yetiyorsa gücün de yetmeli ya da gücün yetmiyorsa aklın da yetmemeli” derdi kendi kendine konuşurken. Yüzünün çizgileri derinleşir ve bir savaşçı ruhu gelir otururdu içine.Çünkü bildikleri doğruydu ve olabileceklerin gerçekleşmesi an meselesiydi… “ Lan beceriksiz oğlum, sen kendinden kaçmayı bile başaramazken, bir kıyamet fırtınası gibi esip bütün hayatı felç edecek bu fırtınada senden liman olmayı bekleyenlerin gözbebeklerinden kaçabilir misin”? Bunca bilgiyle, birikiminle yücelttiğin vicdanının mahkemesine hangi yüzle çıkacaksın. Unutma, şimdiye değin sayısız kez çıktığın mahkemelerin cezasına benzemez vicdan mahkemesinin mahkûmiyeti… Söylemedi deme, adamda aynaya bakacak yüz bırakmaz, bir böcek gibi ezilirsin o görüntünün karşısında. Üstelik adanmış hayatların iki elleri yakanda olacaktır. Ya başaracaksın, ya da öğrendiğin şeyler engel olmak için kılını kıpırdatmadığın bu fırtınanın yok ettiği hayatlardan seni sorumlu tutacak…”

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-15

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

 -DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Küresel kapitalizmin kendini dayattığı 1990 lı yıllar aynı zamanda ideolojik örgüsünün de örüldüğü yıllardır. S. Huntington sınıf mücadelesi yerine “ medeniyetler çatışmasını” ikame ederken (farklı etnik kökenlilerin, farklı dinsel ve mezhepsel inançların), Fukiyama çoktan kapitalizmin/neo liberalizmin ebediyetini, sonsuzluğunu ilan etmişti bile. Gerçekten bu yıllarda küresel kapitalizm,  iki ideoloğunun aynı kapıya çıkan  zırvalarını Yugoslavya’nın parçalanmasında sahneye koymuş, bir yandan özyönetimci ve farklı etnik köken ve dinsel/mezhepsel inançtan insanların aralarında yarattığı kışkırtmalarla birbirine kırdırmış ve Huntingtonun “ medeniyetler çatışması” nı doğrulamış, diğer yandan kapitalizmin küresel pazara uygun yapılanmasında engel olan “kapitalizmin pazar dışı” alanını kapitalizmin alanı haline getirirken Fukiyamanın “ebedi ömür” biçtiği neo liberalizm adını verdiği küresel kapitalizmin ölümsüz tanrılar içkisi nektar içtiğini ve böylece ölümsüzlüğünü ilan etmiştir. Küresel kapitalizmin, yeniden yapılanmasına uygun olmayan engelleri kaldırma adına Afganistan, Irak, Libya, Suriye’nin dışardan işgali, SSCB nin içerden fethi, Arap ülkelerinde “Arap Baharı” olarak adlandırdığı ve ayaklanmanın sonuçlarını lehine çevireceğinden kuşkusu olmayan hareketlerin organizesi olarak devam etmiştir. Küresel kapitalizmin sözcüleri her gün finans cephesinin, bankaların, borsanın, yatırımların, doların, Euro’nun kazandığızaferlerle mest olurken gerçek, yer kürenin bütün ülkelerinde ansızın patlayıverdi. Küresel kapitalizm kendi bünyesine uygun mecrasını hazırlarken dünya halkları boğazlarını sıkan işsizlik, yoksullaşma, sosyal hakların kısıtlanması, savaşlar ve sömürünün amansız baskısına karşı ayağa kalkıverdi. Küresel kapitalizmin 1990-2000 li yılları tarihin “menderesler çizdiği” yıllardı ve tarih yönünü doğrultmuş, kitlelerin nehri okyanusa ulaşacak mecrasına girmişti. 2000 li yılların başında başlayan  küresel kapitalizme karşı bugün şu ülkede, yarın bu ülkede, bazen arka arkaya ayaklanmalar, isyanlar, kitlesel protesto hareketleri gündemi belirlemeye başladı. Seatle, Paris,Cenova, Prag, Roma, Rabat, Newyork/Occapi/Wall streeti işgal eylemleri, Atina, İstanbul/Türkiye Gezi, Mısır/Tahrir meydanı ayaklanmaları, İspanya da öfkeliler/İndignados hareketi yeni dönemin potansiyel anti kapitalist hareketleridir. Bu hareketler simgesel de olsa yükselen antikapitalist hareketin kapitalizme karşı altenatif oluşturması açısından önem arz eden yanı ise hemen 2001 yılında Brezilyanın Porto Allegre kendinde oluşturulan Dünya sosyal formudur. Dünya sosyal formunu Avrupa sosyal formunun takip etmesi küresel kapitalizme karşı küresel direnişin, işçi sınıfının küresel birleşik örgütü tarafı işlenmeye muhtaç küresel ham maddeleridir. Bu tür işçi sınıfı partisinin kararlı ve uzun vadeli yol gösterici programının etkisi altında gelişmeyenkitlesel eylemlerin “kendiliğinden gelişen potansiyel eylemler” olduğu ve bunların sonuca götürücü nitelikten yoksunlukları konusunda yapılan tartışmalar sınıfsal içerikten ve bütünlükten yoksundur. Gerçekten de 2006-2007 li yıllarda bu tür eylemlerin durağanlaştığı görülmektedir. Kapitalizmin 2008 yılında girdiği kriz ve bunun kitlelerin yaşamlarına olumsuz yansımaları karşısında kitlesel hareketlerin yenidencanlandığı görülmektedir.

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-14

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

“Devlet” olgusunun görünen yüzünü meşru hukuk normlarına uygunluk gösterdiği dönemlerle sınırlı olarak “temiz bulan” burjuva demokrat aydınları, kapitalizmin artan bunalımlara ve içinden çıkamadığı krizlere paralel olarak yükselen sınıf mücadelesi karşısında  gerçek yüzünü sergilemekte duraksamayan devletin, o “meşru hukuk normlarına uygunluk gösterdiği” dönemleri pek severler ve kitlesel hareketlerin yükselişi karşısında bütün zor güçlerini sahneye süren devleti temize çıkarmak için bu durumu “ derin devlet” terimiyle açıklamaya çalışırlar. Devletin “meşru” görünümlü yapısının altında sakladığı sopanın etrafı kırıp geçirdiğine görünce de şaşar kalırlar. Kaldı ki, burjuva demokrat aydınların bu yaklaşımının dayanakları, her ne kadar bugün için ulusal kökenli tekelci burjuvazinin ve küresel burjuvazinin hatırlamak bile istemedikleri, düne ait bir zaman dilimi içinde bu kesimin yönetmek için “meşru görünümünü” aşmaya ihtiyaç duymadığı, burjuva demokrasisinin kurum ve kurallarıyla işlerlik gösterdiği merkez kapitalist ülkelerdir. Bağımlı, geri bıraktırılmış ülkeler, burjuva demokrasisi açısından ayrı bir kategori olarak incelenecek olmasına karşın, burada hemen değinilmeli ki, bir zamanlar merkez kapitalist ülkelerde işlerliği olan burjuva demokrasisi, işlerlik açısından emperyalizme bağımlı, geri bıraktırılmış ülkelerde hiçbir zaman söz konusu olmamıştır. Bu ülkelerin bütün tarihi sivil görünümlü ya da doğrudan askeri faşist diktatörlüklerin hüküm sürdüğü bir tarihtir. Burjuva demokrat aydınları bu ülkelerde neden burjuva demokrasisinin vücut bulamayacağını irdelemek yerine, bir zamanlar mevcudiyeti tartışılmaz olan  merkez kapitalist ülkelerdeki demokrasi şablonunu emperyalizme bağımlı, geri bıraktırılmış ülkelere yapıştırıverirler ve gördükleri manzara karşısında da şaşkınlıktan dilleri tutulur. Evet, istek ve talepleri son derece masumanedir, bu masumane istek ve taleplerini de hep bir ağızdan koro halinde dile getirirler: Demokrasi istiyoruz… Örnek gösterdikleri bütün ülkeler merkez kapitalist ülkelerdir. Bir tek geri bıraktırılmış, emperyalizme bağımlı ülke örnekleri yoktur. Haklarını yemeyelim, bu ülkelerde de zaman zaman “demokrasi adına” yönetimler katından demokratik kırıntılar sunulmuştur, ancak yönetimler sıkıştıkları zaman kolaylıkla verdiklerini aynı kolaylıkla geri almışlardır.

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-13

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

-DEMOKSİDEN FAŞİSME-

Bu yazı dizisinin muhtelif sayılarında, 2. paylaşım savaşının yıkıntılarının üzerinde hızlı bir büyüme gerçekleştiren ve bu büyümenin sonucu merkez kapitalist ülkelerde işsizliğin azaldığı ve kitlesel refahın yaşanmaya başladığı ve kapitalizmin altın çağı olarak adlandırılan 1960-1975 yıllarının siyasal/politik ve kültürel sonuçlarına bakarak kapitalizmi vaftiz eden ve kutsayan burjuva ideologlar ummadıkları bir zamanda başlarını taşa çarpmanın şaşkınlığı içinde bocalamaya başlamışlardır. Ne olmuştu da tıkır tıkır işleyen kapitalizm, freni patlamış ağır vasıta araçları gibi önüne gelen her şeye çarpmaya, her şeyin alt üst olmasına neden olmuştu. İşler eskisi gibi gitmiyordu, işsizlik yeniden uç vermeye başlamış, enflasyon başını kaldırmış, toplumsal/kamusal harcamalar kısıtlanmaya başlamış, yoksullaşma trendi yükseklere tırmanmaya başlamıştı. Kapitalizmin ekonomistleri telaş içindeydi ve bu durumu açıklamada ikna edici gerekçeler üretemiyorlardı. Bir Marksist için ise durum oldukça açık, basit ve anlaşılırdı. Bu yıllarda karlılık gösteren kapitalizm büyüyen sermayeyi yönlendirecek Pazar alanları sıkıntısı yaşıyor ve sermaye birikim süreciyoğunluğuyla orantılı  Pazar alanları bulamıyordu. Yatırım alanı bulamayan sermaye bunalım ve krizlerin nedenidir. Pazar alanları doymuştur ve yeni pazarlara ihtiyaç vardır. 1980 lerde başlayan kapitalizmin bunalımının başka türlü açıklaması hem yoktur hem de olanaksızdır. İlk eldeki önlem “kemer sıkma” adı verilen sıkı para politikasıdır. Yani paranın alt ve orta sınıflardan, bankerler ve çakma bankalar eliyle spekülatif alanlara yönlendirilmesi gerekiyordu. Klasik kapitalizmin ruhu, sermayenin reel yatırım alanlarına yönelmesidir, bir başka anlatımla büyümenin ve büyümeye paralel olarak istihdamın artırılmasıdır. Spekülatif piyasa klasik kapitalizmin işleyişine uygun düşmez, sermayenin reel alanlardan yasal zemini oluşturulmuş “mafyatik”  alanlara akması demektir. Burada büyüyen sermaye yine ruhuna uygun olarak bu kez kendisi uygun Pazar alanları arayacaktır, yoksa bunalıma bir bunalım da bu cepheden eklenecektir. 1980 lerdeki durum tam da budur. Nihayetinde her iki sermaye birikimi de uç noktada buluşacaklardır ve çıkarları çakışacaktır. Küresel sermaye, tekelleşmiş sanayi sermayesi ile spekülatif yollardan elde edilen ve kapitalizmin normal işleyiş zamanlarında sanayi sermayesine kaynak aktarma görevini yerine getiren banka sermayesinin,  bu iki sermaye birikiminin iç içe geçmişliğinin ifadesidir. Banka sermayesini, asıl görevi olan sanayi kapitalizmine kaynak aktarma fonksiyonundan uzaklaştıran ana etmen spekülatif yöntemlerle elde edilen paranın merkezi haline gelmesidir ve bu nedenle yasal görünümlü spekülatif yollardan elde edilen sermaye birikimi mafyatik yollarla elde edilmiştir. Bankerler yoluyla alt ve orta sınıfların birikimlerine el konulması, döviz kur oyunlarıyla bir gecede zengin olup çıkmalar, açıkların çalışan kesimler üzerinden vergilendirme yoluyla çifte sömürüyle kapatılmaya çalışılması, kamu kaynaklarının bu kesimlere aktarılması, bankaların resmen yasal dolandırıcılık merkezleri haline gelmesi bu mafyatik yapının basit görüntüleridir.

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-12

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

-DEMOKARSİDEN FAŞİZME-

Kapitalizmin merkez kapitalist ülkelerde “refah devleti” görünümü veren, ikinci paylaşım savaşının yıkıntıları üzerine inşa edilen sermayenin reel yatırım alanlarına yönelerek Pazar alanları bulduğu,  ekonomik büyümenin kitlesel refahla at başı gittiğive “kapitalizmin altın çağı” denilen 1960-1975 yıllarını kapsayan bu dönemin yıldızı çabuk sönmüştür. 1980 yılların başında kapitalizmin yapısal musibeti bunalımların uç verdiği ve krizlerin kapıda görünmeye başladığı yıllardır. Bu yıllar, sıçrama yapacak birikimi sağlayan küresel kapitalizmin “Neo liberalizm” adı altında saldırıya başladığı dönemin de başlangıç yıllarıdır. Kapitalizmin beşiği İngiltere’de “monetarizm” olarak adlandırılan spekülatif sermayenin para politikalarının topluma dayatıldığı yıllardır. Monetarist politika kamu harcamalarının kısılması, çalışanların ücretlerinin düşürülmesi, istihdam alanlarının daralması sonucu işsizliğin artması olarak kendini gösterirken, silah sanayine yapılan olağanüstü yatırımlar, harcamalarla militarizmin güçlendirilebilmesi topluma “güvenlik” gerekçesi olarak dayatılmıştır. İngiltere’de Margaret Teatcher ile başlayan “sıkı para politikası” ABD de karşılığını bulmuştur. Kapitalist dünyanın bu iki devinin uygulaması, kapitalizmin sistematik uygulaması olarak, nüansfarklılıkları ile sistemin ana politikası olarak kapitalist dünyanın bütünündeuygulanmaya başlamıştır. Küresel kapitalizmin hızlı, birikimli ve biraz da şaşırtıcı şekilde uygulama alanı bulduğu 1980 ve devamı olan yıllardır. Merkez kapitalist ülkeler, ulusal kökenli tekelci sermayenin kurumsallığı üzerinden neo liberalizm adını verdikleri küresel kapitalizmin uygulamaları için az çok uygun zemine sahiptirler, zeminin sistem açısından yeniden düzenlenmesini gerektiren alanlarını da iç politikayı “kemer sıkma” ve “güvenlik önlemleri” adı altında muhalif güçleri sindirme ve yasal düzenlemeyi de otoriter yönetim anlayışına göre kotararak geçiş aşamasını nispeten sorunsuz atlatmışlardır. Bu dönem İngiltere’de Margaret Teatcher ve ABD de Ronald Regan yönetimlerinin ülke dışında savaş çığırtkanlığı, iç politikada ilerici güçleri sindirme politikasını temel politika olarak belirledikleri hatırlardadır.

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-11

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Tekelci aşamaya girmesiyle birlikte, tarih sahnesine çıkarken ürettiği kendi değerlerine yabancılaşan, gericileşen kapitalizmin “ altın çağ” olarak adlandırılan 1960-1975 yılları arasında yeniden bir “yükselişe geçiş” ivmesi yakalaması, kapitalizmin sonunun yaklaştığına ilişkin tespitlerle çelişir mi?. Şayet sorunun kaynağı, sınıfsal/toplumsal çelişkilerin artmasında aranacaksa bu tespit bir çelişki olmayacaktır, ancak kapitalizmin sonuna  yaklaşma sürecinin bir aşamasında kısa vadeli “sağlıklı” görünmesi mümkündür. Bu olgu ancak ölümünü geçici bir süre ertelemesi olarak görülmelidir. Adı geçen dönemde kapitalizmin sıçrayış yapmasının başlıca iki nedeni üzerinde durulmalıdır.

Birincisi, 2. Paylaşım savaşının yıkıntılarının ekonomiye kazandırdığı canlılıktır. Savaş sonrası Avrupa’nın harabeye çevrilmesi, milyonlarca insanın ölmesi, yersiz yurtsuz kalmasının yarattığı boşluktan giren sermaye kendisine yatırım alanı bulacak bu yolla semirilecektir. Yoksa savaşın yıkıntıları olmadan kapitalizmin tekelci çağda anılmaya değer bir sıçrama yapması beklenemez.

Bir noktaya dikkat:  Yerküre pazar alanlarının yeniden paylaşımı aşamasında/ savaş öncesi mevcut alanlarda sıkışan sermayenin yarattığı bunalımdan kurtulması, bunalımın çözümüne uygun siyasal iktidar yapılanmasını da zorunlu kılar. Siyasal iktidar yapılanmasının sermayenin yoğunlaşmasıyla doğrudan ilişkisi vardır. Yoğunlaşma düzeyine uygun Pazar alanları bulamayan sermaye, kapitalizmin bunalım ve krizlerinin kaynağıdır. Pazarların yeniden paylaşımının ise bir tek çözümü vardır. Emperyalistler arası savaş. Bu savaşın hazırlığı ve sürdürülmesinin siyasal iktidar seçeneği faşizmdir. Başka türlü bu savaşın sürdürülmesi olası değildir. Faşizmin savaş ekonomisini inşa etmesi için ekonomiyi askerileştirmesi, çalışanların ücretlerinin düşürülmesi, kamusal harcamaların kısıtlanması, çalışma koşullarının ağırlaştırılması gerekmektedir. Bunun adı sömürünün yoğunlaşması demektir. Faşizm, İlk önlem olarak da işçi sendikalarını kapatır, ilerici devrimci güçleri dağıtır, demokratik hak ve özgürlükleri rafa kaldırır. Burjuva demokrasisi burjuvazi için tahammül edilmez bir “gereksizlik” haline gelir ve icabına bakılır. Yani, burjuva demokrasisine ilk saldırı işçi sınıfından gelmez, bizzat burjuvazinin kendisinden gelir. Yoğunlaşan ve yatırım/pazar alanı arayan sermayenin, bunalım ve krizlerine çözüm arayışının siyasal iktidar seçeneği faşizmdir. İkinci paylaşım savaşının pazarların yeniden paylaşımını dayatan Almanya ve İtalya’daki faşizmin iktidar olmasının nedeni budur. İleride konuya daha etraflıca dönmek kaydıyla, kapitalizmin tekelci aşamasına oranla, yoğunlaşması/birikimi küresel kapitalizm döneminde kat be kat artan ve artışına oranla girebileceği pazarlar da kalmayan, yer kürenin tümünü ağ gibi saran küresel kapitalizm döneminin siyasal iktidar biçimi burjuva demokrasisi olmayacaktır. Küresel sermayenin bu döneme uygun siyasal iktidar seçeneği otoriter yönetimler ya da faşizmdir.

Devamını oku...

 

Düş ve Gerçek-05

Sanatsal Yazılar - Genel Sanatsal Yazılar

Baş, yastıkla buluştuğunda, ya derin uykularının bir anında ya da uyur uyanık uyku mahmurluğunda başlar düş görmeye ya, ben uyanmak istemediğim düşlerimi hep uykularımın ötesinde gözlerim açıkken gördüm. En anlık olanları bile bir ömre bedel düşler… Aşağı Yukarı aynı temalı düşler… Çocuktum, ufacıktım… Hayır, ne çocuktum, ne de ufacık… Sırma boylu dal gibi bir delikanlı da değildim… Belki bıyıkları yeni terleyen, yaşamı hayranlık dolu bir şaşkınlıkla izleyen, çok az şeyi anladığını sanan, birçok şeyi hiç anlamadığından emin yeni yetme bir delikanlı… Postalla kafasına basılan, meydanın ortasında dövülen, hakaret edilen bir isimsizin postal altında ana avrat fütursuz küfürleri… Korkunun ve meydan okumanın iç içe geçtiği düşler… Okyanusların büyüklüğünü, ovaların sonsuzluğunu, dağların yüceliğini sadece haritalarda görmeme rağmen, bırakın sadece küçücük kasaba sınırlarının içini, ufacık köyümüzde bile yoksulluğun, çaresizliğin neden sarmaşık ağları gibi bütün haneleri sardığını anlayamayan bir yeni yetme delikanlı… Aheste aheste, koro halinde ya da mırıldanarak “çift jandarma gelir” türküsü söylemesi gereken köylülerin, küçük sanayi işçilerinin, kasaba işsizlerinin, koltuğunun altına dergi-gazete sıkıştıran öğretmenin işine giderken bir suç işlemiş gibi neden tenha sokakları seçtiğini, zaptiyeyi  görmesiyle yolunu neden değiştirdiğini, neden tedirgin olduğunu, neden göz bebeklerinin büyüdüğünü anlayamayan yeni yetme,  toy delikanlı… Oysa ne o kovalanarak köyümüzün ovalarına kadar takip edilen, yorgunluktan alnında tomurcuklanan terini silmeye vakit bulamayan, av hayvanı gibi kovalanan, kovalanmaktan nefesi kesilmiş köylüyü, ne küçük sanayi işçilerini, ne kasaba işsizlerinin bir tekini bile, ne de koltuğunun altında gazete taşıyan öğretmeni tanımam… Ruhumu darmadağın eden bu görüntülerin yaşandığı kasabalarda, yol boylarında, ıssız ya da kalabalık yerlerde beni göremezsiniz, kaçarım, arkama bakmadan, nereye gideceğimi bilmeden, yön tayini yapmadan kaçarım. Bu görüntüler boğazımı sıkar, nefesimi keser, elim kolum bağlanır hareketsiz kalırım… Bu kâbustan bir çıkış yolunun olduğunu bilirim, inadına inanırım buna… Bir yolunu bulurum. Gözlerim açık düşlerimin başladığı andır bu . Nefesim açılır sonra, sonra ellerim, kollarım, bacaklarım hareket kabiliyeti kazanır. Beni kendime getiren postalın altında okkalı küfürler savuran o isimsizdir, zaptiyeye yakalanmaktansa nefessiz kalıp oracıkta can veren o kaçaktır, küçük sanayi işçilerinin “ ne var babalık” diklenmesidir. Yelkenlerimi dolduran rüzgâr eser ansızın, ansızın bir altın yeleli at çıkar gelir tam yanımda durur. Farkına varmadan “ ferman padişahınsa dağlar bizimdir” dizeleri dökülür dilimden. Atım koşar ben yol alırım, atım yorulur ben yorulurum… Atım yoruldum demez, ben mola istemem… Atım nerede koşar, ben nerede yol alırım, ben hangi dağ doruğunda üşürüm, atım hangi bulutta tırısa kalkar… Yalnızca yol alırız, ne atım bilir bunu, ne ben bilirim…

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-10

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Faşizm, tarihin hangi sürecinde ortaya çıkmıştır, bu sürecin maddi ve toplumsal zemini nedir?. Bu zemin var olduğu sürece faşizm tehlikesi de varlığını sürdürecek midir?. Kapitalizm öncesi toplumlarda tanık olunan otoriter yönetimlerle faşizm arasındaki fark nedir?. Doğru bir sentez doğru bir analizin sonucudur. Yanlış başlangıçlardan doğru sonuçlar elde edilemez. Politik/siyasal süreçler kendisini doğuran, var eden maddi koşullar üzerinde ortaya çıkar ve toplumu şekillendirir. Tam da bu süreçte, ne daha geç, ne daha erken… Siyasal/politik sistemler, kendisini doğuran maddi koşulların özgün bir evresinde egemenlik araçları olarak bu maddi güç tarafından belirlenir, uygulama şeklini alır ve organize edilir. Bütün siyasal/politik sistemler bu maddi gücün üzerinde ortaya çıkar ve uygulama alanı bulurlar. Uygun olmayan bir maddi temel üzerinde bu maddi temelin doğurmadığı bir siyasal/politik sistem ne ortaya çıkar, ne de toplumlarda uygulama alanı bulur. Örneğin rekabetçi kapitalizm döneminin maddi koşulu üzerinde gelişen burjuva demokrasisi bu maddi koşulun ortadan kalkmasıyla da varlığını devam ettirir mi?. Antik Roma, Yunan demokrasileri gibi toplumun yalnızca bir kesimini, “özgür yurttaşlarını” işaret eden  bunun ötesine geçmeyen  ve toplumun bütün sınıfları için yalnızca siyasal/politik bir  imge olan “arkaik demokrasiden” değil de, toplumun belli evresinde/kapitalizm evresinde ortaya çıkan ve toplumun bütün sınıflarını ilgilendiren “modern demokrasi” den söz edildiğine göre, madem ki demokrasi kapitalizme paralel ortaya çıkmış ve geliştirilmiştir, o halde bu gün de tüm yer kürenin egemen sistemi gelişmiş, ulusal sınırları aşmış küresel kapitalizm koşullarında kapitalizmin gelişmişliğine orantılı olarak demokrasilerin de bu oranda gelişmiş olması gerekmiyor mu?... Sorunun yanıtı elbette hangi demokrasiden söz ettiğinize bağlıdır ve egemen sınıfların tam da bu noktada verdiği cevap “ küresel kapitalizmin gelişkinliği oranında” yer kürede demokrasinin geliştirildiği ve demokrasiden mahrum ülkelere bu amaçla demokrasi getirildikleridir.  Elbette okur bu iddiaya örnek bulmakta zorlanmayacak, kapitalizmin bunalım ve krizlerinin doruk noktasında olduğu paylaşım savaşları yıllarında neden faşizme başvurduğunu hatırlamasa bile, kapitalizmin demokrasi getirdiği ülkeler olarak hemen Yugoslavya’yı, Irak’ı, Libya’yı, Suriye’yi hatırlayacaktır. Bu nasıl demokrasi diye mızıkçılık etmek yok, Kapitalizmin demokrasisi bu… Size de isabet etmesi an meselesidir… Kitlesel kıyımlar, insanların ülkesiz bırakılması, kan ve vahşet kapitalizmin getirdiği ve getireceği demokrasinin sadece görünen sonuçlarıdır. Kapitalizmin ve sözcülerinin kanıksanmış riyakârlığından söz ediyoruz. Kapitalizme ilelebet ömür biçenlerin bu sonuçlar karşısında sadece insani nedenlerle bile kıllarının kıpırdayacağını ummak, beklemek saflıktır. 

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-09

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

Avrupa Birliği ile ilişkilerin görünür yanının gerginleşmesiyle başlayan “eyvah demokrasimiz yok ediliyor” feryadına çok şükür C. Başkanının Brüksel ziyareti sonrası “AB ile on iki aylık takvim kararlaştırdık” açıklaması yüreklere su serpti.  Sağdan sola bütün yelpaze şöyle bir sallandı, TV’lerde açık oturumlar, uzmanların ulemaların yorumları, yazılı ve görsel basının “derin yorumları” çeşniye yeni tatlar katarak hepimizi mest etti.. Umudumuzu kestiğimiz demokrasimizin ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğuna dair menkıbe koro halinde tekrar okunmaya başlandı.  . Yaşasın… Hükümetimiz, AB kriterlerine sadakatini göstermiş, demokrasimizin geçici aksaklıklarının giderilmesiyle yeniden tıkır tıkır işlemeye başlayacağından zerrece kuşkumuz kalmamıştır… Akademisyenlerin açlık grevleri sora erecek, işlerine iade edilecekler, 2019 da serbest seçimler yapılacak, herkes oy vermeye sandıklara koşacak v.s, v.s… Al sana demokrasi… Gel de Nazım’ın “ yalana dair” şiirini anımsama…

antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ay ışığı,
söz yalan söylüyorsa,
ses yalan söylüyorsa,
ellerinizden geçinen
ve ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.

Sömürü dünyasının sahiplerinin ve bu sömürü dünyasından nemalananların, varlıklarını ancak yalana dayalı olarak sürdürmek zorunda olanların, kapitalizmin gelmiş olduğu bugünkü aşamada bile demokrasiden dem vuran yalanları görevleri gereğidir. Bunlara zaten sözümüz yoktur. Yalan varlık şartıdır, yalan yaşam biçimleridir, ahlaklarıdır.  Ancak durum bununla sınırlı olsaydı zaten bu yazının konusu da demokrasi olmayacaktı. Gel gör ki bu çaptaki zevatlarla kendilerini özdeşleştirmek için yarışırcasına “demokrasi” beklentisini dillerinden düşürmeyen “sol cenahın” görkemli sözcülerine ne demeli… Demokrasiden kasıtları elbette sosyalist demokrasi olacak hali yok ya, burjuva demokrasisi… Bu cümleden asla “burjuva demokrasisinin kazanımlarını küçümsediğimiz” anlamı çıkarılmamalıdır. Burjuva demokrasisinin içinden emekçi sınıfların uzun ve meşakkatli mücadelelerle elde ettikleri kazanımları çıkarırsanız ortada burjuva demokrasisi kalmaz. Burjuvazinin mutlak otoriter egemenliğini burjuva demokrasisine dönüştüren emekçi sınıfların ekonomik, politik/siyasi, kültürel kazanımlarıyla, sendikal ve siyasi örgütlenmeleriyle burjuvazinin mutlak egemenliği içinde söz ve karar sahibi olmalarıdır. Burjuva demokrasisi sürecinde elde edilen kazanımların korunması ile maddi ve toplumsal temeli ortadan kalkan burjuva demokrasisini inşa etme farklı şeylerdir. Burjuva demokrasisi süreci içinde edilen kazanımların korunması için mücadeleye evet, ancak tarihsel yaşamını doldurmuş burjuva demokrasisinden medet beklemeye hayır… Korunması gereken burjuva demokrasileri çoktan mevta olmuştur, inşası zorunlu sosyalist demokrasi ile kazanılacak yeni bir hayat insanlığın önünde bekleyen, ihmal edilemeyecek kadar yakıcı bir sorun ertelenemez yaşamsal bir görev olarak durmaktadır.

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-08

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Tarihsel –kültürel geleneğimizin sorunlara yaklaşım biçiminin sosyal/siyasal olguları “ “sonuçlar üzerinden değerlendirme” sığlığı ile bu yazı dizisi, okurlarından olumlu olumsuz epeyce tepki topladı… Örneğin “ Silvan’da, Şırnak’ta yaşananları ne zaman göreceksin, tek laf etmiyorsun” ya da “  AKP iktidarının uygulamaları hakkında ne düşünüyorsun” v.b gibi adeta “yazması, okunması zaman alıyor, bir fotoğraf çek, bakması daha kolay olsun”,  “ormanı boş ver,  tek tek ağaçlara bak“ gibi bize has itirazlara aldırış etmeden küresel kapitalizmin aşamalarını, bu aşamalarda ortaya çıkan sorunlara devrimcilerin ürettiği çözüm yollarını ve küresel kapitalizmin mevcut durumu itibariyle önümüze koyduğu sorunları irdelemeye devam edeceğiz. Sebebini anlamaya kafa yormadığınız, çaba harcamadığınız, işin kolayına kaçarak sonuçlar üzerinden çözüm arama gayretiniz hoş ama içi de bir o kadar boştur. AKP iktidarının bütün toplumsal yaşam bütünlüğündeki uygulamalarının sonuçları iktidar olma/iktidara getirilme sebeplerine uygundur ve uygun sebepler uygun sonuçlar doğurur.  “Gerek Silvan ve Şırnak,  gerekse AKP iktidarının uygulamaları küresel kapitalizmin bunalım ve krizlerinin bir yansımasıdır ve nedenleri görmeden sonuçlar üzerinden varılan yargı, sorunların kaynağını bilmeden çözüm yolu aramakla eşdeğerdir ve tarih şimdiye değin bilinmeyen bir soruna çözüm üretilebildiği mucizesini henüz icat etmemiştir. Kapitalizmin farklı evrelerinde ortaya çıkan sorunlar bu evrelere uygun özgün devrimci çözüm üretimini de beraberinde getirmiştir. Kapitalizmin her dönemine uygun genel geçer, hazır fiks paket çözüm yolu yoktur. Sorun, kapitalizmin açmazlarıdır ve çözüm bu açmazların, çelişiklerin doğru kavranmasıyla, kapitalizmin zayıf ve güçlü yanlarının tespitiyle ortaya konulacaktır. Devrimci sınıf hareketi örgütlenme ve çalışma tarzını, mücadelenin yönünü, gidişatını, mücadele araçlarının seçimi ve kullanımını mevcut durumun yarattığı, içinde bulunulan koşullara göre belirleyecektir. Aksi bir iddia, “Çarpıtma ve üstünü örtme” amaçlı yaklaşım tarzı sergileyen, kapitalizmin sözcüleri olmanın ötesinde başka bir maharetleri bulunmayan “kapitalizmin altın kalemlerinin ”,  sözüm ona şakşakçı “ bilim adamlarının” yazılı ve görsel basında, diğer kitle iletişim araçlarında durmadan körüklediği ve kitlesel destek sağladığı kapitalist sistemin açmazlarının gizlenerek korunmasına yönelik, “ sistem iyidir de yöneticiler kötüdür”  anlayışına kredi sağlamaktır. Görevleri, çıplak gerçeğin çarpıtılarak hedef şaşırtma olanlardan “gerçeğe uygun” davranma beklentisinde olamayız.  Örneğin bu tür sistemin sözcüsü “ altın kalemlerin” yazıp çizdikleri, cam bülbüllerinin durmadan şakıdıkları “Demokrasi isteğidir ve demokrasi iyi niyetli yöneticilerin elinin altındadır ”. Allah herkesin kalbine göre versin ama demokrasinin sınıfsal bir temelinin olduğunu, sınıflar mücadelesinde işçi sınıfının kazanımları olduğunu, kapitalizmin mevcut durumunun işçi sınıfının ve diğer bütün emek güçlerinin temel ekonomik, sosyal ve siyasal hak ve özgürlüklerine cevap verecek durumda olduğundan, bu gün gelmiş olduğu aşama itibariyle kapitalizmin bu dönemi geride bıraktığından ve sosyalizm evresine yöneldiğinden, burjuva demokrasisinin “hoş bir seda” olarak tartışmaların mezesi olduğundan, hiç ama hiç söz etmezler. Bütün mesele yöneticilerin niyetine kalmıştır, yöneticiler iyi niyetliyse topluma demokrasiyi bahşedeceklerdir, iyi niyetli değillerse o zaman ne olacaktır.

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...
Sanatsal Yazılar