KARANLIĞIN YÜRÜYÜŞ KOLU

Gece başlarken gümüş parlaklığı ışıklarıyla aydınlatacağı yeryüzünde, gülümseyen insanların yüzüne düşmeyi bekleyen dolunay, pususuna düştüğü bulutların arasında esir alınırken kurt ve çakal seslerinin uğultuları gökyüzünü sarar… Yarı uykudaki bedenler huzursuzlanır, kımıldamaya başlar. Teker teker çoluk çocuk bütün ev halkı uyku mahmuru gözlerini ovuşturarak endişeyle birbirlerine bakarlar.  Baba, güngörmüşlüğünün tecrübesiyle sakin görünmeye çalışır, aslında en çok korkan da odur ama korkusunu içinde saklayarak kuruyan boğazını ıslatmak için bir bardak su ister. “Yine nerede kim boğazlanmıştır, kimlerin ocakları söndürülmüştür”… Kurt ve çakal ulumaları gecenin altını üstüne getirir… Başı çaresiz öne düşer “ ya sıra bizdeyse”… Göz ucuyla oğullarına, gelin ve kızlarına, torunlarına… Devamı

“SOL” VİCDANDIR…

Gecenin geç bir vaktinde uyku tutmadı, rast gele bir TV kanalını açtım. Bir yabancı film… Tıp fakültesinde bir bilim insanı öğrencilerine anatomi dersi veriyor, kadavra maketi üzerinde organların yerini gösteriyor… “İnsanın kalbi sol taraftadır… Beynin sağ tarafında hareketlerimizin kontrolünün sağlayan bir lob bulunur”… Gerisini dinlemedim.  Gülümsediğimi hatırlıyorum, bir arkadaşımın “sol vicdandır” , sağ lopçudur” tekerlemesi geldi aklıma… Bir beyin sürüklenmesi miydi beni anatomi dersinden “sol vicdandır” ve “ sağ lopçudur” tekerlemesine alıp götüren… Belki… Belki de son günlerin yolsuzlukları, hırsızlıklarıydı, deveyi hamutuyla yutanların geğirmeye bile gerek duymaması, pişkinlikte emsallerinin bulunmamasıydı… Yoksa “Denizin parkası” mıydı? Sahi kimdi bunu söyleyen?. TV lerin… Devamı

Hayat Hikâyeleri-02

“Size bir şey sorabilir miyim”? “Elbette, buyurun hanımefendi”… Ona “hanımefendi” diye hitap etmem epeyce garibine gitmiş, dalga mı geçtiğimi yoksa ona bir insana duyulan saygı gereği mi hanımefendi olarak hitap ettiğimi anlayamamış olmalı ki, kızgınlık belirtisini saklayıp gizlemeye gerek görmeden hızla yanımdan uzaklaştı. Pek oralı olmadım. Daha sonraki günlerde “hadi be sen de” tavrını ısrarla sürdürdü. Müdavimi olduğum, eş dost buluşup sohbet ettiğimiz, tavla oynadığımız bir lokalde garsondu. Onu daha önceden tanıyan birkaç kulağı kesik “ o biçim kadınlardan” olduğunu etrafa söylemiş, söylemiş olmanın ötesinde onunla krallara layık geceler geçirmişler, filanca gün sabaha kadar bilmem hangi barda, falanca gün bilmem… Devamı

Hayat Hikâyeleri-01

Pazartesi günlerini hiç sevmedim, geçerli bir gerekçem, belli bir sebebim de yok. Sanırım tamamen içgüdüsel bir tepki. Düşünsene ben orta halli bir özel şirkette ücretli bir çalışanım. Haftanın altı günü üzerime düşen işlerin yorgunluğu bir tarafa şirket sahibinin bir halta yaramaz yakınlarının afra tafralarına iç geçire geçire bir hal olmuşsun, gözün iki de bir saatin yelkovanında… Mesai bitse de kendimi bir dışarı atsam… Medarı maişet derdi işte, şöyle geri çekilip elinde ne varsı, Allah ne verdiyse, patronunu, müdürünü, bunların bokunda boncuk görmüş görgüsüz akraba taallukatını alıp karşına, şöyle sıraya dizip baştan sona şırak, şırak ses getiren tokadı yapıştırıp, sonra da… Devamı

Düş ve Gerçek-12

“Sen düşlerinin adamısın, hayallerin ayaklarını yerden kesiyor, bulutların üstünde geziniyorsun, yeryüzü umurunda bile değil”. Yıldırım gibisin, hepimizden hızlısın, onu senin dışında bir başka arkadaşımız yakalasaydı beynini patlatırdı. Seni ne zaman anlayacağız, ya da sen kendini ne zaman anlatacaksın… Bir şey söyle, davranışına bir gerekçe bul, ikna et bizi… Gözünü budaktan esirgemediğini bilirim, bu piçlerin arasına tek başına dalıp çil yavrusu gibi dağıttığın dillere destan… Bu piçi tam yakalayıp ele geçirmişken yufka yürek kesilmeni anlamıyorum. “Boş ver bunları” dedim, “ne ben kendimi size anlatayım, ne de siz beni anlama zahmetine katlanın”… Çay içelim mi?… “Şu soğukkanlılığın çıldırtacak beni yav, ben ne… Devamı

Düş ve Gerçek-11

Pazartesi günlerini hiç sevmedim, geçerli bir gerekçem, belli bir sebebim de yok. Sanırım tamamen içgüdüsel bir tepki. Düşünsene ben orta halli bir özel şirkette ücretli bir çalışanım. Haftanın altı günü üzerime düşen işlerin yorgunluğu bir tarafa şirket sahibinin bir halta yaramaz yakınlarının afra tafralarına iç geçire geçire bir hal olmuşsun, gözün iki de bir saatin yelkovanında… Mesai bitse de kendimi bir dışarı atsam… Medarı maişet derdi işte, şöyle geri çekilip elinde ne varsa, Allah ne verdiyse, patronunu, müdürünü, bunların bokunda boncuk görmüş görgüsüz akraba taallukatını alıp karşına, şöyle sıraya dizip baştan sona şırak, şırak ses getiren tokadı yapıştırıp, sonra da… Devamı

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-25

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME Kemalizm konusuna eğilişimizin nedeni küresel kapitalizm döneminin Türkiye’sinde “Kemalizm’in bir çıkış olacağı” çağrısı değildir. Türkiye solu, ikameci dayatmaları elinin tersiyle iterek tarihinin özgün ve maddi temellere oturan analizini yapmak, uluslararası ilerici, sosyalist, komünist hareketlerin değerlendirmelerini esas alarak sınıf mücadelesindeki yerini saptamak yerine ve üstelik Türkiye devrimci hareketinin de bu konudaki analizlerini görmezlikten gelerek uluslararası emperyalist/kapitalist güçlerin amaçlarına uygun saptırmalarına rağbet edilmesinin açmazlarına dikkat çekmektir. Günümüzde bu konuda etkin iki sapmanın üzerinde durmak yerinde olacaktır. Birincisi, Kemalizm’le tarihi sorunu olan, aydınlanma karşıtı dinci gerici ve diğer sağ güçlerdir. Bugün AKP etrafında kümelenen bu güçlerin Kemalizm’e saldırısı açıktır ve anlaşılırdır…. Devamı

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-24

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME- Kapitalizmin serbest rekabet önemine denk gelen dönemde, burjuvazinin yönetim biçimi burjuva demokrasisidir. Üretici güçleri ve dolayısıyla toplumu geliştirici, dönüştürücü, toplumun farklı sınıf ve tabakalarının siyasal desteğini sağlamanın rahatlığı içinde meşru yönetim biçimleriyle yönetmektedir. Her iktidar kitle desteğini sağlayabildiği ölçüde meşru yönetim sınırları içinde kalır, yönetebilmenin siyasası budur. Rekabetçi kapitalizm dönemi de burjuva iktidarların güçlü kitle desteğine sahip olduğu dönemdir. Bu dönemde Avrupa’nın farklı ülkelerinde meydana gelen devrimci eylemlerin başarısızlığının nedeni budur. Haziran ayaklanmalarının, Paris Komün eyleminin başarısızlığının nedenini burada aramak gerekir. Kitlesel hoşnutsuzluk genel olarak işçi sınıfının/sanayi proletaryasının ve dar bir alanla sınırlı sınıf bilinci taşıyan yandaşlarının sınırlıdır…. Devamı