“Eğlenceliiik… Yimbeeşşş…”

Çocukluğumun geçtiği köyle kıyaslardım ortaokulu okumak için geldiğim kasabayı. Bizim köyün yanında devasa bir kütle, bir azamet heykeliydi sanki. En az beş yüz metre uzunluğundaki upuzun caddesinin tam orta yerine “ çarşı” diyorlardı. Bu sözcük bana yabancıydı ve ezberlemek için kaç kez tekrar ettiğimi bilmiyorum. Çarşının tam orta yerinde hükümet konağını soluna, topal Selahattin’in dükkânını sağına alan meydandaki Atatürk heykelini, kasabanın tenha günlerinde sanki gülümser, kasaba pazarının olduğu Perşembe günleri, babamı aramak için aralarında “kaybolma” korkusuyla koşuşturduğum, acele acele birbirini tepeleyerek yürüyen kalabalığın arasından başımı kaldırıp baktığımda kaşlarını biraz çatık görürdüm.   Kasabamızın bende bıraktığı ilk izlenim “ne kadar da… Devamı

Eylül… Eylül

“Buzlu camın arkasından seyrediyorsun dünyayı” demiştin, “bedenine ait olan gözlerin sana ait değil, olanı değil olması gerekeni görüyorsun, kaç yıl geçti, dünya değişti, insanlar değişti, realite değişti, niçin bu kadar katı olduğunu anlamıyorum, sen yaşama yön veremezsin, bunu kabullenmedin. Düşlerin bile bir gerçekliği vardır, senin yok, olmadı, hiç gerçekliğin olmadı”… Eylüldü… Akşam rüzgârında hışırdayan yaprakların “düşsem-düşmesem” ikileminde bırakıp gitmiştin. Öylece kala kalmıştım, o ana dek saydığım yıldızların sayısını da karıştırdım, oysa gökyüzündeki bütün yıldızları sayacaktım o gece. “Hintli gezginler” değildik ama ahdimiz vardı feleğe, kamburumuz çıkıncaya dek bu yolun yolcusuyduk. Bırakıp gidişinden beri bir daha hiç haber alamadım senden, arayıp… Devamı

Geceye Ayna Tutmak

Akşam bastırıveriyor ansızın. Gökyüzünde bir telaş, bir telaş… Ağaçların arasından bir görünüp hemen kaybolan ay, telaşa gümüş bir tüy dikerken sarı benizli Asyalı yüzüyle çocukluğumun kasabasının çıngıraklı faytoncuları düşer aklıma. Bu iyi derim. Düşüncelerimin dağılıp rahatladığımı düşündüğüm an, gözlerine yakalanırım, eşikte kala kalırım öylece. Gideceksin… Akşam esintileriyle hışırdayan dalların arasından geçip gideceksin, saçlarını dağıtan rüzgârın farkında olmadan. Sokakları hızlı adımlarla geçerken, ayaklarının altında oynaşan akasya yapraklarının da farkında olmayacaksın. Yüzünde Avrupai bir hüzünle ve bir an önce varacağın yere yetişme gayretiyle kestirme sokaklardan yürümeyi deneyeceksin. Bir anlam veremeyeceksin belki, seninle birlikte yürüyen tutkuma. “Kurtul diyeceksin gözlerimin hapishanesinden, bakışlarımın esrarından kurtul,… Devamı

San At Giz mi?

Bir belgeyi araştırırken 7. Nisan.1998 tarihli Cumhuriyet Gazetesi ve bu gazetenin aşağıda anacağım makalesinin üzerine çala kalem yazdığım notlar gözüme ilişiverdi. Adını ettiğim makale Cüneyt Akalın’ın “68,zafer mi? Yenilgi mi?” başlıklı bir irdelemesi. okumaya başlarken, doğrusu düşüncelerimin beni böylesine derinden sarsacağına olasılık vermiyorum. Övgü-yergi türünden bir şeyler bekliyorum. Benim 68’lere ilişkin bilgim “yaşamışlığımdan” gelmiyor. Her ne kadar adı anılmasa da biz 78 kuşağındanız. Yani 68’lerde henüz çocuğuz. 68 olgusunu kâh kitap ve dergilerden okuyarak, kah 68’li dostlardan dinleyerek öğrenmeye çalışıyorum. İşin özeti 20. yüzyıl yakın tarihimizde ülkemiz orijinalitesinin belleklere kazınmış –belleği olanlar için tabi- onur tarihi. Adını ettiğim irdelemeyi okudukça… Devamı

Küresel İmparatorluğun Kraliçesi Bayan Rice’a Açık Mektup

Bayan Rice; Size, “ açık mektup” yazma düşüncem, “Irak’a demokrasi getirme” düşüncenizin dünya kamuoyuna açıklandığı günlere dayanmasına karşın, iddia ve mesajlarınızı “aba altından sopa gösterme” olarak düşündüğümden, açıkçası “arenanın” bu denli kanlı olacağını kestirip, bu seyirlik oyundan vazgeçeceğinizi, kan ve kemik yığınlarından ibaret bir dekorda sahnelenen oyunun siz dâhil kimseye mutluluk getirmeyeceğini bildiğinizi umduğumdan, mektup yazma isteğimi bugüne değin erteledim. Bayan Rice; mektup yazarının bir Türk komünisti olması, tepkiyi, “ küresel imparatorluğun kraliçesine karşı duyulan hazımsızlık” olarak geçiştirmenizi belki kolaylaştıracaktır. Şimdiye değin “ateşle oynadığınıza ilişkin” komünist olmayanların bile uyarılarına sırt çevirdiğinize göre, bizim uyarılırımızı da görmezlikten, duymazlıktan geleceğinizi, hatta gülüp… Devamı

“Quo Vadis” ÖDP?

Ekonomik krizin derinleştiği, toplumun istikrarsızlaştığı dönemlerde, sistem yedek stepnelerini devreye sokarak arabanın düze çıkmasının çarelerini arar. Kimi zaman en ırkçı, şoven ve militarist siyasi oluşumlara verilen bu görev, kimi zaman liberallere, sosyal demokratlara, kimi zaman da sözüm ona “ sosyalistlere” verilmiştir. Zaman zaman da bu görevi üstlenmek için egemen güçlerin “kim daha iyisini yapar” kampanyaları düzenlediği bilinir. Ülkemizde egemen sınıflar, belki de var oluşlarının hiçbir döneminde böylesi açmaza düşmemişken ÖDP nin “ bir arada yaşamı savunalım” kampanyası ne anlama gelmektedir, bir arada yaşayacak olanlar kimlerdir, bir arada yaşayacaklar hangi ekonomik, politik ve siyasal zeminde bir araya geleceklerdir? Aslında, bu soruların… Devamı

Melankoli ve İntiharın Şairi: GERARD DE NERVAL

19. yüzyıla gelinceye kadar, toplumsal değişim nispeten yavaş ve sancısızdır. Toplumsal değer yargıları yerine oturmuş, kişilere önceden dağıtılan roller “ içselleştirilmiş” ve toplumun her kesiminde genel kabul görmüştür. Aşağı yukarı herkes, kimlerin nasıl davranacağını bilmekte ve bu “ bilinebilirlik” içinde marjinal, şaşırtıcı davranış biçimlerine genel olarak rastlanılmamaktadır.18. yüzyıla kadar olan edebiyat ve sanat eserleri ile,, eserlerin yaratıcıları ve kahramanlarının davranışları da bu “ genel kabul görmüşlük” çerçevesinde cereyan etmektedir. Sanatçıların yaşam tarzlarında ve sanat eserlerinde şaşırtıcılığa pek rastlanılmamasının nedeni budur. ( Bu genellememiz elbette, başat ve baskın sanat akımları ve sanatçıları için geçerlidir. Bu tanımlama içine girmeyen, bu dönemde “ruşeym”… Devamı

“İnsandan Sanata” Bir Edebiyatçı: MAKSİM GORKİ

“İnsanı ,yeryüzünün en güzel surette yaratılmış ve hizmete layık bir yaratığı olarak görmeye alışmadıkça, hayatımızın sahteliğini, ikiyüzlülüğünü ve alçaklığını üstümüzden atamayacağız”  Maksim GORKİ Edebiyat tarihinde onun kadar tartışılan,yerilen ya da yüceltilen bir başkası yok gibidir.Kimilerince edebiyatta bir dev, kimilerince okunması bile “zul” sayılması, yargıya ve yargıcına göre değişin Maksim GORKİ,1868 yılında Novograd’da marangoz bir babanın ve ev kadını bir ananın çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov’dur. Babasının erken yaşta ölümü ile annesi ile birlikte dayısının yanına yerleşen Gorki,11 yaşında geçim derdine düşer ve ekmeğini kazanmanın yollarını arar. Okuma yazmayı gemi aşçısından öğrenen Gorki’nin düzenli bir eğitimi yoktur.Çocukluğu… Devamı