Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Sanatsal Yazılar

İki bin on yılının Mayıs ayının yirmi ikinci gününü yirmi üçüncü gününe bağlayan gecenin saat dördü. Uykumu dağıtmak için birkaç kez yüzümü yıkadım, pencereyi açıp, başımı iyice dışarıya çıkararak bir baştan diğerine caddeyi izliyorum. Fırtınayla birlikte yağmurlu bir hava var, hafiften çiseliyor. Arada bir geçen araçların motor gürültüleri rüzgârın sesini kesiyor, araç uzaklaşınca rüzgârın yine acı tiz bir sesle çıkardığı ses yankı yapıp kulaklarımda çınlıyor. Yüzümü pencereden iyice uzattım, ışıklı panoların renklerine bürünen yağmur damlaları dalgalar halinde hücum ediyor. Gökyüzünde küme küme yıldızlar... Ay, büyümeye başlıyor. Ne üşüdüğümün farkındayım, ne gecenin. Günün telaşlı ve gergin koşuşturmasının ardından yağmur ve rüzgârın büyülü sesinin sürüklediği sonsuzluğun peşine takılıp evi, pencereyi, şehri, yağmuru ve yıldızları terk ediyorum... Her şeyi ve herkesi terk ediyorum... Ben herkesten ve her şeyden, herkes ve her şey de benden kurtuluyor... Benim de sizlerin de gözleri aydın olsun... Ben yokum, siz ve sizler de yoksunuz...

Devamını oku...

 

Rüzgârlı bir ilkyaz ikindisi... Etrafı ısıtmaya çalışan yeni doğmuş bebek yüzlü güneşin sevimliliğine aldırmaksızın, rüzgâr iğne ucu gibi sivri dişlerini yüzüme batırırken, bir yandan uzun kış boyunca görüntüsünü özlediğim güneşin göz alıcı ışınlarını izlemek, diğer yandan bir an önce kuytu bir yere kendimi atıp yapışkan soğuğun sivri dişlerinden kurtarmak ikilemiyle açmaza düşüyorum... Güneşin yüzüme düşen ışınları altında kim bilir neyi,  neleri hayal ederek upuzun caddeyi yürüme isteğim, iliklerime işleyen soğuğun aman vermezliğine yenik düşüyor ve kendimi açık penceresinden sigara dumanlarının hücum ettiği bir mahalle kahvesinin köşesine atıyorum. Bıçkın,  onbeşlik, kıvırcık saçlı esmer garsonun özgün şivesiyle ve sözcükleri yayarak " abeme bir demli çaaayyy"  sevimliliğine gülümseyerek kahvedeki bir masaya atıyorum kendimi. Göz atmaya zaman bulamadığım 23.03.2010 günlü Cumhuriyet Gazetesinin sayfalarını karıştırmaya başlıyorum... İç açıcı hiçbir şey yok... Bilinen teraneler sürüp gidiyor... "Eski solcu yeni liberal" cibilliyetsizlerin uşaklık yarışında "goygoyculuklarına", birbirlerini tepelemelerine üzüleyim mi, bıyık altından güleyim mi bilemiyorum... Tekmili birden sistemin akıl hocalığına soyunuyor... Birisi diğerlerinden daha bir cevval, "ben hala marksistim" diyor... Diyor da ABD ye AB ye övgüler sıralıyor, sırnaşık, yapışkan bir edayla...

Devamını oku...

 

Sol siyasi hükümlü veya tutuklu olarak, bir zaman diliminde bilmem ne tipi herhangi bir cezaevinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalanların yaşayarak, cezaevi dışındakilerin de görerek, duyarak tanık oldukları gerçek, adli tutuklu veya hükümlülerle kıyaslandığında, cezaevi yönetimlerinin zora dayalı aygıt ve araçlarının devrimci tutsaklara yönelik, onların inanç, yaşam ve davranışlarını kontrol etme amaçlı kullanıldığıdır.  Cezaevlerinde adli tutsakların gerek bilinç faktörü nedeniyle, gerekse bireysel/örgütsüz yaşamları, cezaevi zor aygıtlarına karşı bunlardan gelebilecek tepkilerin rahatlıkla bastırılabilindiği gerek ülkemizdeki gerekse kapitalist dünyanın çeşitli ülkelerindeki cezaevlerinin tipik görünümüdür. Konu yeni değil. Özellikle F tipi cezaevlerine karşı kampanyaların hız kazandığı dönemlerde, F tipi cezaevlerine karşı kampanyayı gerek örgütleyen, gerekse kampanyada yer alan değişik kişilerle tartışmalarımızın can sıkıcı, tatsız yanını hiç kurcalamak istemedim. Ancak öyle ki, birkaç gün önce eski dostlarla –istemeyerek de olsa- bu konunun yeniden gündeme gelmesi, tartışılması,  bu yazının yazılmasını zorunlu kıldı.

Devamını oku...

 

Tepeden tırnağa edebi, sanatsal kaygı dışında başkaca hiçbir anlam ve amaç taşımayan bir yazı yazmak, şöyle "yazma" eylemine benceğiz gibi kıyısından köşesinden bulaşmış birinin hep hayal ettiği, ne çare  vuslatın hep bir başka bahara kaldığı, bir türlü ulaşılamayan, fani ömrünü  uzaktaki sevgiliye ram eden biçarelerin düşü olagelmiştir. Kaç kezdir düşünmüşümdür, Volter'in " yazmak, kötü yola düşmektir" demesinin içeriği bu mudur diye.

Yazacağınız yazının çatısını, içeriğini günler öncesinden kurgulamışsınızdır, sıcak, buram buram hayat kokan, canlı cansız bütün varlıkların kendilerini  kocaman bir gövdenin parçaları olarak kabul ettiği, gövdenin bir parçasının acısının bütün gövdenin acısı, sevincinin bütün gövdenin sevinci olduğu, bütün gezegenlerin kardeş kapısı, bütün sofraların ortak olduğu  bir dünyaya ait yazı yazacaksınızdır, hani "altın bulsanız bu kadar heyecanlanmayacağınız" bir şey bulmuşsunuzdur ve bunu hemen yazıya dökmek için, her nerede iseniz her şeyi bir kenara bırakıp kâğıda kaleme sarılırsınız.

Devamını oku...

 


" Sahi niçin bu kadar güzelsiniz"

Lavosier'i iyice öğrenin demişti kimya öğretmenim Hikmet Bey. Katlı oranlar kanunu da önemli. Toplumsallaşmanın ve insanlaşmanın yasalarına önemli katkılardır, Ethel Ve Julius Rosenberg'e ulaşacaksınız. Ethel ve Julius Rosenberg!... "Hocam demiştim" ÖYS de bundan da soru çıkacak mı? Hayır demişti, tersine bunlar size unutturulmaya çalışılacak. Ethel ve Julius Rosenberg!... Bir kasaba lisesinin kültürel olanakları, birikimleri, içinde bu isimleri arıyorum. Edebiyat öğretmenimiz " kim o be" dedi. Sosyal Bilgiler öğretmenimiz bu isimleri duymadığını söyledi. Psikoloji öğretmenimiz her şeyi bilirdi, " Avrupa gol kralları, x takımında oynuyorlar". Kütüphane memuru " o yok, istersen safahat oku" dedi. Safahatı okumuştum, istemedim. Ertesi gün fizik dersinde ışığın yansıması işleniyordu. Fizikçimiz tahtayı çizimlerle doldurdu. Sınıfa sonu soruyordu. " ışık, odak noktasına nereden gelirse kırılmadan geçer?" diye sordu. "Rosenbergler" dedim. Kasıtlı söylemedim, sınıf güldü. Fizikçimizin cevabı suratıma iki tokat aşk etmek oldu, dalga geçtiğimi sandı. Öyle değildi, ani, içgüdüsel bir refleksle öyle söyleyiverdim.

Devamını oku...

 

Bahar, çelişkili duygular yumağı gibi avuçları içine alıyor insanı. Açmazdayım.  Kendimi, çıkışı olmayan örümcek ağının içinde hissediyorum. Örümceğin zehrine karşı korumaya alıyorum vücudumu, ellerimle yüzümü kapatıyorum. Bütün vücudum yüzümden ibaret, sanki diğer parçalar bana ait değil, ya da sanki yüzümü koruyabilirsem bedenimin diğer uzuvlarını da korumuş olurum diye düşünüyorum. Daracık alanda çırpınıp duruyorum. Belli belirsiz cisimlerin flu görüntülerinden cesaret almaya çalışıyorum ne ve kim olduklarını bilmeksizin. Siluetler yavaş yavaş belirginleşmeye başlıyor, bana yansıyan görüntüleri korkunç. Rahatlık ve kaygısızlıktan öte, bu halden  "memnun oluşlarından" şaşkınlığım gittikçe artıyor. Ürpererek yarım yüzlerine dokunuyorum. Her dokunuşta yüzlerinin bir kısmı yok oluyor... Önce küçük bir parçası geliyor elime, sonra bir parça, sonra bir parça... Her dokunduğumda yüzlerinin bir kısmı yok oluyor... Yanındakine dokunuyorum, ötekine, arkadakine, beridekine.... Hepsi hepsi... cüzzamlı yüzlerindeki cerahatlar elime bulaşıyor, gözlerinde daha önceleri var olduğunu sandığım ışığın yerini bulutsu bir tabaka almış, irin akıyor... Midem bulanıyor, hayır bulanmıyor da sanki yerinden sökülecek...  Aldırmaz gülüyorlar, kahkaha atıyorlar,  çığlık atıyorlar teker teker, grup grup...Habire çoğalıyorlar... Gittikçe çoğalıyorlar ve arkası önü görünmez bir kafileye dönüşüyorlar..

Devamını oku...

 

(Latin Amerika'yı anlatan sözün başı olmadı, görülen o ki sonu da olmayacak, ye da şimdilik. Western filmlerinin "kötü adamları " kötü adamlıklarına devam ediyorlar!... "Kadır-i mutlak beyazları" ve yerli ortaklarını tedirgin eden " kötü adamlar", kendi ülkelerinin efendileri olmayı kafalarına koymuşlar bir kez!... "Beyazlar ve yerli şerifler" uykusuz geceler geçiriyorlar, tedirginler... Fazla söze gerek yok: Simon Bolivar'ın asi torunları, yankeelerin yüzyıllardır kan ve ateşe boğdukları ülkelerinde asiliklerine devam ediyorlar,kış ortasında baharı davet ediyorlar ülkelerine!...)

Amerika ,15. yüzyılda keşfedildi diyorlardı,büyük kaşif(!) Ameriko Vesbuçi tarafından. Daha sonraları, aynı güçlerin yandaşları tarafından da kabul gören gerçek, Amerikanın uygarlığın beşiği olduğu gerçeğiydi. Bu topraklarda yaşayanlar çağdaşlarına göre daha ileri bir uygarların temsilcileriydiler.

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...
Sanatsal Yazılar