Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Her şey pazar için. Duygularınız, aşkınız, kişiliğiniz.. Düşündüğünüz, düşünemediğiniz her şey. MIDAS kapitalizmin harika çocuğu. Elinin değdiği her şey dolar oluveriyor. Konu, Tülin Akyıldızın “www. Sanal alemde bir aşk öyküsü” adlı kitabına, çağımızın-günümüzün değil- imrendirici aşk öyküsünün methiyesidir.

Çemişevski, bilinen romanı ‘Nasıl Yapılmalı” ya girerken okura “aptal okur” diye seslenir. Tülin Akyıldız öyküsünde okura aptal diye seslenmiyor, aptal mı? yoksa biraz zeka kırıntısı taşıyor mu diye yoklama yapıyor, okuru gözlüyor.

 

Öyküsünde, kahramanlarına insana özgü, insanı insan yapan en “olmazsa olmaz”ı, aşkı aratıyor. Her şeyin metalaştırıldığı yaşamımızda sadece kendimize ait olması gereken -artık sadece kendimize ait olan diyemiyorum-birlikte üreterek ve paylaşarak doğan, gelişen, büyüyen duygularımızın üzerine konan ipoteğin altında çırpınışına, hepimize “işte aşk” dedirterek ince ince dalgasını geçiyor, paradoks yaratıyor ve okurun karşısına geçip bir psikanalist dikkatiyle beynindeki sinir sisteminin hala etkin olup olmadığını ölçüyor. Belki de hala “salt” insanın var olup olmadığını merak ediyor, olması gerektiğine ilişkin inancının heyecanını duyumsamak istiyor.

Öykünün kadın kahramanı Heidi, Olimpos dağında tanrıların gazabına uğradığı için Zeus tarafından bir uçan daireye bindirilerek denize terk edilir. (0 zamanlar uçan daireler deniz yolunu tercih ederlermiş). Heidi, Athikalı Odesus’a yakalanmadan gizlice, okyanusların dibinden Ağrı Dağı’nın tepesine çıkar ve gözlerini açtığında kendisini “Laleler ülkesinde” bulur… “ Bu de ne lan” demeyin hemen, bekleyiinn.. açıklıyoruz işte… İnsanların bir kısmı Olimpostaki tanrılarca lanetlendiği için Vikingler’ce Istanbul Yedikule zindanlarına kapatılır, bir kısmı da Nuh’un Gemisine binip tüyer. Geriye Heididen başka hiçbir insan kalmaz. O da kendisinden başka hiçbir insanın bulunmadığı ve adı da “lanetlenmiş ülke” anlamına gelen Hollanda’da bulur kendini. İlk günün şaşkınlığı geçince burnunu rüzgarın estiği yöne çevirerek insan kokusu duymak ister, arar, arar, arar. Fakat ülke lanetlendiği için Hollanda’da hiçbir insan, hiçbir kadın ve hiçbir erkek yoktur. Yalnızlığını iliklerinde hisseder. Yoktur, Hollanda’da hiç insan yoktur. Bir erkeğin gözlerinin derinliğinde, ellerinin sıcaklığında kaybolma arzusuyla yanar tutuşur. “Hayatı yeniden yaratsak, üreterek, paylaşarak, çoğalsak, çoğaltsak, şu masmavi denizle gümüş renkli balıklar gibi kucaklaşsak, harcımızı aşkla, sevgiyle yoğursak, bu kocaman topraklarda bir tek sofra olsa” der. ( Der mi acaba?) .Yoktur, Hollanda’da bir tek insan yoktur, Sevgiye ve aşka susamışlık Heidi’nin bütün hücrelerini “CHAT”leştirir., Rüyasından, kilometrelerce uzunluğunda, ağzından mavi alevler saçan şimşek gürültüleriyle uyanır. Bir ses “ilgisayar”a değil “bilgisayara bak der. Bütün ulular, ermiş Heidi’nin yardımına koşarlar ve Heidi’ye bir bilgisayar armağan ederler. Bilgisayar cinleri “dile benden ne dilersen” derler. Heidi, düşünmeksizin “ICQ” programı der. Dileği derhal yerine getirilen Heidi ICQ programına girer ve yüz Türk ve Müslüman büyüklerinden Mehmet’i ekrana çağırır. Mehmet’in ne yapacağından pek emin olamadığı için yine de tedbiri elden bırakmayarak “hey Mehmet, niçin bana yazmıyorsun”. Mehmet cevaben ‘bana authorisationunu ver” der. (bu de ne yahu demeyin, teknoloji özürlüler, bu diyorsak budur işte…Laf aramızda valla da billa da ben de bilmiyorum bu her ne demekse.) 0 da onu verir. Mehmet hemen yapıştırır “sevgilim”.. (kaçırır mı hiç, aslanım benim..?), Heidi bozum olur “terbiyesize bak” der. Mehmet bıyıklarını sıvazlayarak, içinden “karıya bak be” diye geçirir… “Ben hoşlandığım karıya sevgilim derim, bir sakıncası mı var anam” . Mehmet Karun kadar zengindir ve de hemen oracıkta Heidi’yi fetheder. ( Yahu yine yanlış anladınız, öyle değil, yani Mehmet Heidinin yüce gönlünü fetheder).  Heidi de zengin olmak istediği için Mehmet’i keşfeder. Hemen alevler yükselir, her yer ateş içinde. Ahali önce Amazon Ormanlarının yandığını düşünür. Ama herkes yanılmıştır. Bu ateş Mehmet’le Heidinin aşklarının ateşidir. Arizona’dan Teksastan, Çankırı ve Çorum’dan itfaiye araçları hemen yangın yerine sevk edilirse de bu aşkın ateşini söndürmek ne mümkündür. Terin suyun içinde kalan itfaiye erleri “ ulan zibidiler ne haliniz varsa görün diyerek yangın yerinden uzaklaşırlar…  Gerçi Mehmet Heidi’ye sık sık “hastir lan” diyerek rest çekse de Heidi bunu Mehmet’in ruhunun derinliklerinden kopup gelen bir aşk ve sevgi nidası diye algıladığı için aşk gemisi yara almadan salına salına mavi ufuklara açılır.

0 esnada Atlantik’in ötesinde BILL GATES nam şahıs, uzmanlarını toplayarak bu “CHAT”leşmeden kaç dolar kazandıklarının hesabını yapmakla meşguldürler. Rivayet odur ki, Mehmetin Heidiye tutkusu Heidinin adıyla hitap etmesine elvermez ve sık sık ona “Lan Lale” der. Heidi, Mehmetten bu sözü her duyduğunda mest olur, durmaksızın kendisine “ Lan Lale” denmesini ister. Mehmet de Heidiye “aşkım, sen de bana “hıyar” diye hitap et” der… Öyle ki Mehmet birkaç dakika geçirse, Heidi “ aşkııım, sen beni sevmiyin la, bana lale demedin” diye hayıflanmaya başlar… Mehmet edemez, kendini otomotiğe bağlar ve gün yirmi dört saat, her 5 dakikada bir Heidiye “ lan laLe” diye iltifatlar yağdırır. Heidinin kendisine “ hıyar2 diye hitap etmesi için sitem sırası Mehmete gelmez bile, çünkü Heidi, çok sevdiği Mehmetinin adını bile unutacak derecede adım başı “lan hıyar”, dahası duygu yoğunluğunu tam ifade etmek için “ hıyar oğlu hıyar” pekiştirmesiyle Mehmeti mutlu etmektedir.  Heidi “Allah böyle bir aşkı tüm insanlara da versin” der, ama yer yüzündeki insanların bir kısmı Zeusun laneti nedeniyle Nuhun gemisine binip tüydüğü için, bir kısmı Zindancıbaşı İsmail efendinin  gardiyanlıktan emekli olduğu Yedikule zindanlarına kapatıldığı için yer yüzünde Heidi ile Mehmetten başka insan kalmamıştır. Ama, Heidi, Mehmet ve kendisinden üreyecek olanların birkaç yıl sonra birkaç milyara ulaşacağı uzak görüşlülüğe sahip olduğundan gelecekteki yavruları adına dilek tutmuştur, kabul ola… Bize de kıskançlık ve haset içinde bu erişilmez aşkın öyküsünü sizlere aktarmak kalmıştır. “Sürç-ü lisan eylemişsek… Affetmeseniz de olur… Ben öyküden, bu müthiş aşktan çok etkilendim, çookk… Artık her hanede bir internet sahibi olduğumuza göre, teknoloji, yaşanacak müthiş aşkları da ayağımıza getirdi demektir… Hem öyle, eskisi gibi aşık olmak için şöyle gelişip serpilmeye, delikanlı olmaya da gerek yok… “Tuşa basmanız yeter”… Bu aşk öyküsünü kendinize rehber seçip sevdiğiniz erkeğe “hıyar”, sevdiğiniz kadına” lale” demeyi öğrenin yeter… Yok Kerem ile aslıymış, Ferhat ile Şirinmiş, Romeo ve Jüliyetmiş… Teknoloji “Chat” siteleriyle bizi bu tür gereksizliklerden kurtarmıştır. Heidi ile Mehmetin aşk öyküsü on yıl önce başlamış, aradan geçen bu süre içinde nüfusumuz milyarlarla sayılır olmuştur. “İlgisayarlarınızı” kapatıp, bilgisayarlarınızın başına geçin… Tavlanacak karı kız, elde edilecek erkekler sizi beklemektedir. Heidi ve Mehmetin aşkları size yol gösterir.

Tülin Akyıldız’ın öyküsü bir solukta okunuveriyor. İnce bir alay, kıvrak bir zekâ ve yetkin bir kalem ürünü. Okur deneme sınavından geçiriliyor. Beyni kendisine ait olanların elinde hüzün kalıyor, ipoteğe verenler “CHAT’leşerek sevgi ve aşk aramak için bilgisayarlarının başına koşuyorlar.

Kitabı bitirdiğinizde kapınızın anahtar deliğini kapatın, ola ki “CHAT”leşerek aşk arıyor olabilirsiniz. Işte o zaman Tülin Akyıldız’ın size hınzırca gülümsediğini ve tuşa getirdiğini göreceksiniz.

 
Sanatsal Yazılar