Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Ekonomik krizin derinleştiği, toplumun istikrarsızlaştığı dönemlerde, sistem yedek stepnelerini devreye sokarak arabanın düze çıkmasının çarelerini arar. Kimi zaman en ırkçı, şoven ve militarist siyasi oluşumlara verilen bu görev, kimi zaman liberallere, sosyal demokratlara, kimi zaman da sözüm ona “ sosyalistlere” verilmiştir. Zaman zaman da bu görevi üstlenmek için egemen güçlerin “kim daha iyisini yapar” kampanyaları düzenlediği bilinir. Ülkemizde egemen sınıflar, belki de var oluşlarının hiçbir döneminde böylesi açmaza düşmemişken ÖDP nin “ bir arada yaşamı savunalım” kampanyası ne anlama gelmektedir, bir arada yaşayacak olanlar kimlerdir, bir arada yaşayacaklar hangi ekonomik, politik ve siyasal zeminde bir araya geleceklerdir? Aslında, bu soruların yanıtlarını almak için ÖDP nin kampanya bildirilerinin satır aralarını okumak gerekecek. ÖDP nin bir arada yaşamaya çağırdığı kesimlere, bir arada yaşayacağı ekonomik ve politik temel sunmadığı gibi, ÖDP nin de zaten böyle bir sorununun olmadığı anlaşılmaktadır.

 

“Kitle” dergisinin bu köşesinde ısrarla vurguladığımız bir gerçek, ÖDP nin “kampanyasının” iç yüzünü aydınlatması açısından zorunlu olarak bu yazıda da yer alacaktır.

Emperyalist-kapitalizmin yıllarca biriktirdiği karşı devrimci zorun sosyalist sistemi alt etmesiyle, ekonomik-politik, siyasi ve kültürel boyuttaki karmaşık ve çok yönlü saldırılarını, tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen bir ustalıkla yoğunlaştırmıştır. Ekonomik-politik, militarist saldırganlıkları bilinen şeylerdi ve bu konuda bu güne eklediği, kitleleri şaşkınlığa düşürecek bir yanı yoktur. Geçmişte “ karşı devrimci” zor unsuru ile önlemeye çalıştığı sistem karşıtı eylemleri, bugün “dezonformasyon” yoluyla bertaraf etmenin yolunu bulmuştur. Öncelikle, iletişim araçlarının gelişmişliğinden de yararlanarak yoğun bir karşı devrimci yalan kampanyasıyla “sosyalizme ait “ bütün değerleri “ tu kaka” gösterirken, kapitalizmi göklere çıkarmış, adeta “ Mesih” ilan etmiştir. Fiiliyatta bu yapılanların, ideolojik temelleri yıllar öncesinden atılmış, Marksizmin “ geriliğin, gelişmemişliğin, demokrasi karşıtlığının kaynağı olduğuna ilişkin “inciler” üniversitelerde, bedeli ödenen profesörler aracılığı ile dünyaya ilan edilmiştir. “Tarihin sonu” getirilmiş (!), şimdiye değin toplumsal yaşamın dinamiği olan sınıf mücadelelerine son verilerek “ Medeniyetler çatışması” ikame edilmiş, post modernizm denilen ucube, emperyalist kapitalizmin yeni yöneliminin “ayeti” ve açıklayıcısı haline gelmiştir. Kitlelerin ortak çıkarları doğrultusunda yaşamı şekillendirmeleri yerine küçük grupların etnik, dinsel ve cinsel tercihlerinin belirlediği kopuk ve izole yaşam tarzı “derin felsefi” boyutuyla ve kültürel açılımıyla empoze edilmiştir. Emperyalist kapitalizmin “ con ahmeti” post modernizmi öyle ki, bütün toplumsal sorunların açıklayıcısı ve her derdin devası haline getirilmiştir. Burjuvazi, geçmişte karşı devrimci zor yoluyla engel olunmaya çalışılan devrimci örgütlenmelerin önündeki engeli ( örneğin TCK da yer alan 141-142 maddeleri) sözüm ona kaldırılarak, devrimci faaliyetlere yasallık (!...) tanınmıştır. Bu maya tutmuştu ve bu mayaya yoğurt çalanlar da her ne hikmetse eski Marksistlerdi!... Bunlar yine marksistti ama!... Yine Marksist organizasyonların oluşumunda ve faaliyetlerinde yer alıyorlardı ama!...Aması şu idi: Bu prematürelere göre, Marksizm- açıkça söylemeseler bile- üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini öngörmekle yanlışa düşmüştür!... (Özelleştirme mucizesiyle ceplerine giren dolarlar ne olacaktı, kaygılarında haklılar!...). Leninizm, proleterya diktatörlüğünde ısrar etmekle yanlışa düşmüştür!... Hele o, “ Bolşevik örgütlenme denen şey nedir öyle yarabbi, demir leblebi, ye, yiyebilirsen!... Leninin, Modern toplumların uzlaşmaz sınıf çelişkileriyle bölünmüşlüğü, bir sınıf adına olan demokrasinin- hem de en gelişmiş burjuva demokrasilerinin bile- toplumun emekçi kesimleri için bal gibi “ diktatörlük “ olduğuna ilişkin inadı da neyin nesidir canım!... Çağımızın işçi devrimleri çağı  olduğu kabusu (!) biraz yumuşatılamaz mı? Hele o Stalin denen “ pırasa bıyıklı kaba adam” ile sosyalizm mi olur? Sosyalizmin yeni versiyonunda Staline ağız dolusu küfür etmek adettendi ve adetten geri kalınmamalıydı. Anti Stalinist olmak, “ demokrat olmanın” bir ölçütüydü ve  ÖDP de tutkal görevi görmeye başlamıştı.

Şimdi, Kuruçeşme toplantıları, BSP alıştırması ve ÖDP nin kuruluşu, programı ve tüzüğü birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde, ÖDP nin bu noktaya gelinmesinde şaşılacak hiçbir yan bulunmamaktadır. Örneğin Türkiye’de –ilk olmasa bile- yukarıdan aşağıya doğru Leninist örgütlenme modeli yanlıştı, bu model SSCB deki bürokratik mekanizmanın, parti bürokrasisinin ve “ sosyalist demokrasinin önünün tıkanmasının” nedeniydi. ÖDP yeni örgütlenme biçimini “aşağıdan yukarı” doğru gerçekleştirecek ve Leninist örgüt modelinin sebep olduğu açmazların önüne geçecekti.Neye niyet, neye kısmet!...

ÖDP, sonu başından belli, yukarıda adını ettiğimiz güdülemelerle yola çıktı ve “ bir arada yaşamı savunalım” kampanyasına kadar ilerledi. Şimdi ÖDP nin bir arada yaşamaya davet ettiği toplumsal kesimlere, kampanya bildirisindeki ifadeleriyle bakalım: Birlikte yaşayacağımız kesimlerden ilki irticacılar. “… laik-dindar gerilimi yoluyla yurttaşlarımızın birlikte yaşama duygusu zayıflamasın, ÖDP bildirisinden). Sosyalizmin, tarihi açıdan burjuva devrimlerinin kazanımları üzerine oturduğu, dinsel yaşamın feodal-aristokrat toplumlara ait olduğu, burjuva demokratik devrimleriyle bertaraf edildiği ve açıkça burjuva demokratik kazanımların insanlığın, giderek işçi sınıfının da vazgeçilmez kazanımları olduğu gerçeği ÖDP pek bir şey anlatmıyor anlaşılan. Ya da ÖDP dezonformasyona sığınarak, irticacıların dinsel devlet taleplerini, “egemen güçlerce bastırılan talepler” demagojisine dayanak yapıyor ve sözüm ona, devrimci bir yükümlülük olarak, irticacıların taleplerine de kucak açıyor. ÖDP, egemen güçlerin laiklik sorunu olmadığını, ancak Marksistlerin böyle bir sorunu olduğunu bilmezlikten gelmeyi yeğliyor. ÖDP nin irticacılarla bir arada yaşama isteğini anlıyoruz, ancak acaba irticacılar da ÖDP lilerle bir arada yaşamak istiyorlar mı, isterler mi? TUDEH in Humeyni’nin İrana dönüşünü Humeynicilerle birlikte Kum kentinde karşıladığını, Humeyni ile birlikte TUDEH’in yasalaştığını ve ilk altı ayda tüm TUDEH lilerin sonunun ne olduğunu, pek de uzak olmayan bu vahameti, aymazlığı ÖDP liler unutmuş olamazlar. Evet, irticacılar da sizinle birlikte yaşamak istiyorlar mı?

ÖDP nin birlikte yaşamayı savunduğu kesim diğer etnik kesimlerdir ve burada vurgu Kürt halkına yapılmaktadır.

Türkiyeli devrimcilerin kürt halkıyla veya diğer etnik kökenli yurttaşlarla bir sorunun olduğunu kim söylüyor. Kürt halkının sorunu en başta emek-sermaye çelişkisinin dayattığı sömürü sorunudur. Eğitim, sağlık, işsizlik, konut sorunu v.b. Bu sorun, ülkemizde tüm sömürülen yığınların ortak sorunudur ve hiçbir etnik köken bu sorunda daha ayrıcalıklı değildir. Sorun kapitalist üretim ilişkilerinden kaynaklanmaktadır ve çözümü de bellidir. Kapsamlı bir antiemperyalist, antikapitalist programa sahip sosyalist-Komünist program etrafında sınıf örgütlenmesi için çaba sarf etmektir. Oysa ÖDP nin vardığı sonuç bu değildir. Postmodern yaklaşımın dayanılmaz yakıcılığı… Toplumsal kutuplaşmayı etnik, dinsel yapaylıklar üzerine inşa edince, nasıl olsa sınıf sorunu, mücadele sorunu diye de bir şey kalmayacaktır. ÖDP de “muhalif “ olmanın keyfini sürecektir. Birlikte yaşamın temel koşulunun, sömürü ve soygunun, savaşın, yoksulluğun ortadan kaldırılması olduğu, bunun da ancak emperyalizm ve kapitalizme karşı bir mücadele sorunu olduğunun üzeri kapatılmaya çalışılmaktadır. Ne yapsınlar ki, AB nin izin verdiği muhaliflik bu kadar olacaktır. Majesteleri de “muhalifliğin” ancak bu kadarına rıza gösterebilir zaten… Majestelerinin muhalefeti…

Daha başka şeyler de var. Devletin , demokratik toplumsal yaşama katılmanın önünü açmasını talep etmeyi de unutmuyor. Nasrettin Hocanın, Aziz Nesinin neden bu ülkede yetiştiği, bundan daha güzel anlatılamazdı. İsterseniz, kazan da doğursun, hani devletin eli değmişken şu sosyalizmi de kuruversin canım… İsteyen kimliğini ve kültürünü öne çıkarsın deniliyor. Pardon ama, kimden söz ediyorsunuz. Mazlum-Der li, Fetullahlı, Dilipaklı, tarikatlı monşerle, Sıvas meşalecileriyle iyi niyet diyaloğu mu? Taleplerinizin yerine getirilmesini umarız ama bizim adımıza değil…

AB cilerle, ABD cilerle, NATO cularla, Sorosçularla ve diğer aveneleriyle bu halk bir arada yaşamayacaktır. Savaşın ve sömürünün sebebi olanlar, savaştan ve sömürüden, baskı ve zulümden medet umanların, hangi posta bürünürse bürünsün yüzlerinin açığa çıkartılması “halk düşmanı” kimliklerinin teşhiri, bir arada yaşama arzusunun vazgeçilmez koşuludur. ÖDP nin bir sonraki adımı herhalde merak konusu olmayacaktır. ÖDP nereye gittiğini çok iyi biliyor ve “Quo vadis” demek gereksizleşiyor. Son söz: Liberallerin, irticacıların, etnikçilerin, AB cilerin, Sorosçuların ve diğer şürekanın ÖDP ni kampanyasına bu denli destek vermeleri, bu kesimlerin demokrasi hayranlığı (!) sizin de gözlerinizi yaşartmadı mı?

 
Sanatsal Yazılar