Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Sol siyasi hükümlü veya tutuklu olarak, bir zaman diliminde bilmem ne tipi herhangi bir cezaevinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalanların yaşayarak, cezaevi dışındakilerin de görerek, duyarak tanık oldukları gerçek, adli tutuklu veya hükümlülerle kıyaslandığında, cezaevi yönetimlerinin zora dayalı aygıt ve araçlarının devrimci tutsaklara yönelik, onların inanç, yaşam ve davranışlarını kontrol etme amaçlı kullanıldığıdır.  Cezaevlerinde adli tutsakların gerek bilinç faktörü nedeniyle, gerekse bireysel/örgütsüz yaşamları, cezaevi zor aygıtlarına karşı bunlardan gelebilecek tepkilerin rahatlıkla bastırılabilindiği gerek ülkemizdeki gerekse kapitalist dünyanın çeşitli ülkelerindeki cezaevlerinin tipik görünümüdür. Konu yeni değil. Özellikle F tipi cezaevlerine karşı kampanyaların hız kazandığı dönemlerde, F tipi cezaevlerine karşı kampanyayı gerek örgütleyen, gerekse kampanyada yer alan değişik kişilerle tartışmalarımızın can sıkıcı, tatsız yanını hiç kurcalamak istemedim. Ancak öyle ki, birkaç gün önce eski dostlarla –istemeyerek de olsa- bu konunun yeniden gündeme gelmesi, tartışılması,  bu yazının yazılmasını zorunlu kıldı.

F tipi cezaevleriyle ilgili olarak bu kampanyaların sürdürüldüğü dönemde ilerici kesimlerin –haklı olarak- F tipi cezaevlerinin devrimcilerin ruhsal ve psikolojik varlıklarına karşı bir saldırı, yalnızlaştırma ve soyutlama amacı taşıdığı savına karşı, sistemin sözcüleri ve yandaşlarının da F tipi cezaevlerinin nasıl da "daha uygar" olduğuna ilişkin demagojileri arasında, asıl sorgulanması gereken sorunun özü de gözden kaçırılmaktadır.

Öncelikle "cezaevi" ile " çağdaşlığı" yan yana getirebilecek kadar bir zihinsel zekaya ve vicdana sahip olmayanlara elbette söyleyecek ne bir söz vardır, ne de amacımız bunlara tartışmanın herhangi bir yerinde yer vermektir. Tuvalet ayağı ile Lale bahçesi arasındaki ayrımı bilerek ve kasten görmeyenler yazımızın da konusu olmayacaklardır. Ancak "cezaevi" gerçeğinin tarihsel, sınıfsal, sosyal ve kültürel boyutunu görmezden gelerek, sorunu sadece cezaevlerinin bilmem ne tipine indirgeyenler, özellikle de  "F tipi cezaevlerine" indirgeyenler de- bütün iyi niyetlerine karşın- akıl almaz bir körlükte ısrarcı olmaktadırlar. Üstelik sorunun görünen yanına (F tipi cezaevlerine) tepki gösterip, "görünmeyen" yanına ( farklı cezaevlerine)  ilişkin yanılgıya düşenler, yanılgıyı görebilecek birikime sahip olmayan insanlar olsaydı, onların bu tepkileri ileri bir adım olarak değerlendirilebilirdi. Ancak tepkiyi örgütleyenlerin kimlikleri yanılgının bu türüne düşmelerine hoş görüyü de ortadan kaldırıyor.

Tepkinin kamuoyunca algılanan netleşmiş ifade biçimi şudur: "F tipi cezaevleri kötüdür, koğuş sistemli cezaevleri iyidir". İşte, yanılgının içinde gizlenen tuzak da budur. İyi olan ne F tipi cezaevleridir, ne de koğuş sistemli cezaevleri... Cezaevlerinin biçimiyle ilgili " F tipleri kötü, koğuş sistemi iyi" tartışmalarında, "kötü yanın" gayri insaniliğinin kabul görmesiyle  "iyi yanın" meşrulaştırılması da peşinden gelecektir. Yani sistemin F tipi cezaevleri dışında kalan zindanlarını kendi elimizle, kendi dilimizle biz meşrulaştırmış olmayacak mıyız?...Bu durumda "iyi" ile meşrulaştırdığımız ve koğuş sisteminde olan cezaevlerinden Ankara/Ulucanlar cezaevinde, "nasılı ve niçin"i açıkça gün ışığına çıkan bir düzine devrimcinin öldürülmesini, Burdur cezaevinde devrimcilerin karşı duruşunu bastırmak için cezaevinin iş makineleriyle yıkılırken bir devrimcinin kopan kolunun Isparta'da köpek ağzında dolaştırıldığı da meşrulaşmış olacaktır. Sorunun eksik kavranmasından kaynaklanan tepkinin yönelmesi gereken hedefi tüm cezaevleri yerine tekilleştirerek salt F tipi cezaevine tepkiye dönüştürürseniz elbette hiç istemediğiniz ve istemeyeceğiniz şeye de iradeniz dışında teslim olmanız kaçınılmaz olur.

F tipi cezaevinin hücre tipi olduğu, insanları yalnızlaştırıp kişiliksizleştirmeye yönelik olduğu, ruhsal ve psikolojik birçok olumsuzluğun sebebi olduğu tabi ki sır değil ve mutlak mümkün olan bütün araç gereçlerle teşhir edilmelidir... Peki, ama bu " kötü olan cezaevinin karşısına" "makul olan koğuş sistemi cezaevini" koyduğunuz zaman, koğuş tipi cezaevlerindeki cinayetleri karşı çıkma gerekçenizin de daha şimdiden altını boşaltmış ve inandırıcılığınızı ve bütünlüğünüzü kaybetmiş olmayacak mısınız? Biz şimdi hangi tür cezaevlerine karşı tavır alıp, hangi tür cezaevlerini olumlayacağız, hangisi daha iyi ?... Bir tarafta saldırılar, yaralamalar, ölüme terk etmeler, toplu katliamlar, diğer tarafta yalnızlaştırma, kişiliksizleştirme, ruhsal ve psikolojik travmalar... Hangisi daha iyi?... Koğuş tipi cezaevlerinde yaşanan saldırılar, ölümler, toplu katliamlar  ruhsal ve psikolojik travmaların tedavisi, kişiliksizleştirmenin terapisi olarak mı değerlendirilecek?... Diğer taraftan F tipi cezaevlerinde toplu katliamların, saldırıların, ölüme terk etmelerin olmayacağının bir garantisi mi vardır... Yoksa hangi tür cezaevi olursa olsun, buralarda devrimcilerin karşı koyuşları burjuvazinin otoritesini sarsıyor ve prestijini zedeliyorsa hiçbir sınır tanımayan saldırılarını duraksamaksızın hemen harekete geçirmeyecek midir, duracak mıdır, duraksama mı gösterecektir... İlerici tavır, ne ilkelliğin yanındadır, ne de cinayetlere göz yumar... Tepki örgütlenirken ve gerekçeleri oluşturulurken gerçeğin, her türlü cezaevinin keskin bıçak olduğu vurgulanarak, burjuvazinin sınıf mücadelesinin boğazlanmasının aracı olarak cezaevlerine ihtiyacı olduğunun ve burjuvazinin yeryüzünden varlığı silinene değin cezaevisiz yapamayacağının, cezaevlerinin burjuvazinin iktidar araçlarından birisi olduğunun altı çizilmeli, cezaevlerinin biçimiyle ilgili yapay ayrıntılarda boğulup, burjuvaziye meşuriyet kazandıracak eylem ve söylemlerden kaçınılmalıdır... Cezaevi gerçeğine çıplak gözle bakan herkesin hemen görebileceği, "arka planı" göremese bile günlük yaşam tecrübeleriyle sorgulayacağı netlikteki olaylar, tepkinin haklı gerekçesinin ne olacağını da göstermektedir... Faşistlerin cezaevlerindeki yaşam koşulları, bunlara sağlanan olanaklar günlük medyanın konusu olabilecek kadar alenileşmiştir. Yaşama yükledikleri anlamla örtüşen tarzın ürünü olan uyuşturucu trafiğinin cezaevlerinde hayat bulması, ölümle sonuçlanan rant kavgası bir yanda,  ölümcül hastalığa yakalanan devrimcilerin hastaneye sevklerinin dahi yapılmaması diğer yanda... Cezaevlerinin faşistler için, çeteler için, irticacılar için adeta sayfiye dinlenme yeri iken, devrimciler için birer ölüm kampı olmasının nedeni elbette sistem yandaşlığı ve sistem karşıtlığı ile ilgilidir...

Bir başka yanılgıda, cezaevlerindeki bu kıyım ve vahşet kınanırken, kınayıcıların bir kısmı da kınanacak duruma düşmektedirler. Örneğin, kınama gerekçesi olarak " hiçbir şiddet eylemine karışmadı, düşüncesi nedeniyle filanca cezaevinde bulunan falanca" diye başlayan ve aynı düşünce sefilliği ile devam tepki ve kınamalar da ilkelliğin ürünü olmaktan kurtulamıyor... Bu " kınayıcılarımıza" göre, cezaevinde baskı ve şiddetin hedefi olan bütün devrimciler değil de, sanki öldürmeyi meslek edinmiş, yaşamının bir parçası haline getirmiş, ölüm tacirliği ile ünlenen faşist ve şeriatçı çetelerdir ya da ne bileyim öldürmeye susamış mafya artıklarıdır... Devrimcilerin cezaevinde bulunuş nedenleri çok önemliymiş gibi, sanki bir devrimci "zor" a başvurduğu için karşı devrimci saldırıların hedefi oluyor ama, bir başka devrimci "zor"a başvurmadığı için cezaevinin baş konuğu oluyor, öyle mi?... Nasıl bir anlayıştır ki ahlak ve vicdan sınırlarının böylesine zorlanması karşısında ses bile çıkarılmıyor... Sanki devrimcilerin salt devrimci olmaları baskı ve şiddete maruz kalmaları için yeterli ve gerekli neden değilmiş de, başka sebepler de varmış gibi halka iletilen bulanık mesajlara aptal burjuvazi teşekkür etmeyi ihmal ediyor... Belki de açıkça memnuniyetini göstermekten utanıyordur, nereden bilelim...Hiç temennimiz olmamasına karşın, hangi tür cezaevi olursa olsun, cezaevlerinin  varlık nedeninin, burjuvazinin iktidarını sürdürme aracı olarak görüp anlamayanların şayet yolları bir gün cezaevine düşerse, "hapishanenizi nasıl tercih edersiniz" diye  sorulmasını dileriz.

 
Sanatsal Yazılar