Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Sesler ve Renkler

“Hayır” dedi, yaşamın anlamını aramıyorum, bu anlamı daha ilk gençlik yıllarımda o yüzü akı öğretmenlerimden öğrendim, hem de sağlam öğrendim. O günden bu güne Israrla, inatla o anlamı yaşatmaya, yaşarken anlatmaya çalışıyorum. Resim sergilerini izlemeye düşkünlüğümün sebebi budur”…

Naif ve kırılgan görüntüsünün altında granit sağlamlığındaki iradesi, net ve duru anlatımı uzaklara bakarken gözlerinden süzülen hüznü gizlemeye yetmediğinin farkında bile değildi. Tanık olduğum konuşma muhtemelen geçmişlerindeki derinliğin saygısıyla iki yakın arkadaşın birbirlerine saygıda kusur etmeyen sohbetiydi.

Ne kalmasını bekliyordun dedi,  biz kaldık ya, piştik, deney tecrübe sahibi olduk, yanlışlarımızı amentü bellemeden, atlarımızı hayal dünyamızın cennet vadilerine sürdük. Kim dedi ki geçtiğimiz yollarda haramiler olmayacak, kim dedi ki cennetin kapısında zebanilerin kelle kesmediğini, cehennemin narını hangi ırmakların suyuyla söndürdük de yanan, yakılan insanların feryatlarına şaşıp kalıyoruz. Bize hiç kimse cennete ulaşan yolların engebesiz, dolambaçsız olduğunu söylemedi ki.  Tersine hayatı, insanı, duyguları yok etmek için öylesine akıl almaz bir iştahla saldırıyorlar ki bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz insan bozması zombiler bile bunların yanında masum kalıyor. Bana kalırsa öfkeni yanlış kanallara akıtıyorsun, çoğu zaman görüntü altındaki gerçeğin üstünü kapatıyor ve biz görünenle yetiniyoruz. Ya o görüntünün gerçeği nedir, o görüntüyü motive eden, yönlendiren kullananlar kimlerdir. Elbette tepki duyduğun güçler aşağılık yaratıklardır, insan olmaktan zerrece nasibini alamayanlardır. Sanıyor musun ki efendileri yaşadığı sürece bu zibidilerin yok edilmesiyle her şey güllük gülistanlık olacaktır. Sadece yeryüzü nüfusunun yüzde biri, anlıyor musun, yüzde biri... Katliamları örgütleyen para, milyonlarca insanı öldüren kurşun, atmosferi zehirleyen zehir bunların egemenliği sürsün diyedir… Üstelik sana bu zibidileri besleyip büyütenlerin, silahlandırıp ortalığa salanların bunların vahşetlerine da timsah gözyaşı dökenlerin bu çürümüşlüğün mirasçıları bu yüzde birin kapı kulu uşakları olduğunu söylersem sence çok mu acımasız davranmış olurum. Düşünsene, sadece ülkemizi düşün, bir yıl bile olmadan toplu katliamlarda kaç kişi öldürüldü, kaç beden parçalandı, kaç ocak söndürülüp kaç yürek paralandı… Her katliam sonrası katliam teşvikçilerinin timsah gözyaşlarının oluk oluk aktığına, katliamları şiddetle kınadıklarına tanık olmadık mı?. Kendine haklılık payı çıkarmak istediğin konuda da ya körsün, ya da gözlerini kasıtlı olarak kapamayı yeğ tutuyorsun. Sorun vicdanını rahatlatmaksa mesele yok. Evet, yazılı ve görsel medya manşetten bu güçlerin karadan ve havadan vurulduğunu, bilmem şu kadar mühimmatlarının işlemez hale getirildiğini, şu kadarın da öldürüldüğünü alay-ı vala ile ilan etmektedirler…

Sokaktaki insanın nezdinde yüzlerindeki cüzzamı gizlemenin iyi bir yolu… Peki ama bu güçleri yaratanlar bizzat bunların kendisi değil mi? Adeta laboratuvarlarında ürettikleri bu frankeştaynları yıllardır istedikleri gibi kullandılar, Dünyayı kana buladılar, ne zaman ki kendileri için tehlikeli hale geldiler, o zaman çareyi yok etmekte buldular… Timsah kısmı çünkü yavrusunu yer, doğurduklarını yiyorlar… Yani kullandılar ve atıyorlar.  Bunları ürettiler ve kan dökmek için ülkelere, şehirlere transfer ettiler… Şimdi Yılbaşı katliamında göstermelik üzüntülerinde hangi insani yanı görüyorsun da benim yargılarımda beni acımasızlıkla suçluyorsun… Katili gördüm ve kral çıplak… Senin yufka yüreğin insanların topluca katledilmelerine dayanamıyorsa görmen gerekenin çirkinliğinin, pisliğinin mideni bulandırmasına tahammül et ve nerede olman gerekiyorsa orada ol, nerede durman gerekiyorsa arada dur.   İster misin sana göre ne kadar acımasız yargılara sahip olduğumun bir yenisini de ekleyeyim, benim hakkımdaki düşüncelerinde yanılmamana katkı sağlamış olsun: Alanlarda katliamlara ağıt yakan bu leş kargalarının gizli inlerine çekildiklerinde kıs kıs güldüklerine bahse girerim. Bunlar ölü evinin paralı ağıtçılarıdır ve her ölümde ceplerine ne girdiğinin hesabını yaparlar. Barış derler, birlik derler de barıştan da birlikten de ödleri kopar. Barıştan, birlikten anladıkları ihtiraslarına koşulsuz evet dememiz, çürümüşlüklerinden gelen dayanılmaz kokuyu sineye çekmemizdir. İnsanlık tarihinin hiçbir dönemi masum değildir ve her dönemde tarih katliamlara tanıklık etmiştir. Yani hiçbir dönemde ilk taşı atacak kadar günahsız bir devir yaşamadı insanlık. Mülkiyet hırsı yağma ve sömürüyü besler. Bu hırsın doruğa çıktığı, sadece insanı yok etmekle yetinmeyip bütün yaşam alanlarını yok eden bu tarihin bu aşamasına kapitalizm diyor tarih… Tarihin en kanlı çocuğu… Ölüm döşeğindeki yaralı bir hayvan, bütün acımasızlığı ile saldırıyor, bu hayvanın hareket organlarına iktidar, iktidarın kana susamışlığına da faşizm diyorlar. Bu vahşi hayvanın ömrünü uzatmak için faşizmden başka çaresi kalmamıştır ve yaşanalar da faşizmin mide bulandırıcı görüntüleridir. Bütün insanlık ya bu vahşetin kaynağını görecek ve çok acılara mal olacak bedelini ödeyip defedecek, ya da görmezlikten gelerek kendini yok edecek ve yakınma hakkı olmayacak. Karar ve irade yeryüzünden başka yaşama alanı olmayan bütün canlılarındır. Bütün insanlığın, ağaçların, bitkilerin, kurdun, kuşun, bütün canlıların.  Hatta başımızın üzerindeki atmosferin, bulutların, güneşin, yağmurun… Tarih bir üst başlık olarak Hitler, Musolini, Franko, Salazar  gibi faşist diktatörleri sayfasına alır da Geri bıraktırılmış ülkelerde nefes aldırmaz faşist diktatörleri görmezlikten gelir… İslamcı görüntü sergileyen bu katil sürüleri faşizmin ilk imalatları, bu sürülerin katliamları da faşizmin ilk katliamları değil ki… Faşizmin ister dinsel/inançsal görünümünün, ister ırkçı/kafatasçı görünümünün dünü de bugünü de kitle katliamlarıdır ve bu canavarın anası da insanlık tarihinin en büyük düşmanı kapitalizmdir.

 

“Bu kadar acımasız yargıya sahip birisinin resim sergisinde ne işi olduğunu merak ettin” öyle mi?. Picassonun “Guernica”sını yorumlama, Van Gogh üzerine akademik laf etme yeteneğimin olmadığını ve hatta  beş santimlik çizgiyi bile doğru çizebilme yeteneğine sahip olmadığım bildiğim halde,  resim sergilerinde bunaltıcı yaşamın serin vahalarını hissederim, renklerin uyumu, biçimi başka bir dünyaya alır götürür beni. İtiraf edeyim ben de senin için “insani duyarlığını kaybeden birinin resim sergisinde ne işi var” diye düşünmekten kendimi alamadım.  Pinoche faşizmine gitarının telleriyle direnen Victor Jara’ya ilişkin bir anı okumuştum.  Santiago meydanının faşizme karşı direniş merkezi olmasının nedeni Victor Jaranın gitarının tellerinden çıkan her tınlamanın faşist güçlerin yüzüne bir tükürük gibi yapışmasıdır. Her tını Santiago şehrinin sınırlarını aşar, bütün Şilinin, bütün Latin Amerikanın aynı anda söylenen milyonlarca direnişçisinin şarkısı olur… Bir gitarın tellerinden çıkan ezgiye eşlik eden şarkılar diktatörlerin ödünü koparır. Victorun sırayla birer birer parmaklarını keserler, o kalan parmaklarıyla şarkısına devam eder, ta ki bütün parmakları kesilinceye kadar… Victor Jara gitarının melodisinde hayat vardı, savunulan yaşam diktatörleri korkutmuştu… Bir gitar telinin azametli faşist bir diktatörü nasıl bu kadar korkutabileceğini yıllardır düşünürüm de bir çıkış yolu bulamam, bu mucizenin sırrına bir türlü eremem… Diktatörü  titreten bu korkunun sebebi farklı seslere tahammülsüzlüğü, kendi sesinin bastırılması korkusu olabilir miydi?.

Ya renkler… Bir metrelik tuval zerinde binlerce renk nasıl da yan yana, nasıl da birbirlerini tamlayarak, birbirlerine zenginlikler katarak göz kamaştırıcı bir tablo oluşturuyorlar… Gülün sarısı, karanfilin kırmızısı, çimenin yeşili yan yana, omuz omuza… Tuvalin ressamı önce tuvalin üzerindeki çapakları temizliyor, törpüleyip zımparalıyor, seriveriyor tuvaline renkleri rengârenk. Çiftçinin tarlaya ürün ekerken ayrık otlarını temizlemesi gibi… Bir metrelik tuvale sığan renkler sakın kocaman dünyanın herkese yeteceğinin gizli mesajını veriyor olmasınlar… Yaşamın ressamları, yeryüzündeki çapakları temizleyip işe koyulun mu demek istiyor…  Belki… Ya da ben renklerin gülümseyişinden bunu anlıyorum…

 Sesler ve renkler…

Hayal dünyamın gizemli gezginleri…

Aman diktatörler duymasın…

 
Sanatsal Yazılar