Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Siyasal Yazılar

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-04

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

21. yüzyılın başlarında hani şu “ tarihin sonunun geldiğini” ilan eden meşhur   liberalimiz, emperyalist/Kapitalist merkezlerin anlı şanlı Üniversitelerinin profesörü Francis Fukiyama,  bu yazının kaleme alındığı tarihten sadece bir hafta önce , tarih ve toplum bilimin şaşmaz gözlemcileri Marks ve Engels’i küçümser eda ile, ilan ettiği “tarihin sonunun geldiğini ve sınıf mücadelelerinin bittiğine ” ilişkin “ o çok derin kehanetinden” çark ederek  aslında ne dedi?. “Meşhur liberalimiz” diyoruz, çünkü Fukiyamanın eylediği kelam “kralım babanız zurna çalar mıydı” türünden, içini başka tür bir sözcük bulup dolduramadığımız düzeydedir ve böyle anılmasını hak ediyor. Fukiyamanın kralının zurna çalıp çalmadığını bilmiyoruz ama kendisinin yirmi beş yıl önce öttürdüğü zurnayla yirmi beş yıl sonra çaldığı zurnanın notalarının emperyalist/Kapitalizmin tarihteki son demlerini yaşadığını gizlemeye yönelik, panik içinde yanlış çaldığını itiraf etmesi yine liberallere has bir tarih okuması olarak anılacaktır. Fukiyamaya kızmıyoruz, çünkü o bir liberaldir ve öngörüleri de bununla sınırlıdır. Sadece “ tarihin sonu geldi, sınıf mücadeleleri bitti, yaşasın liberalizm” olarak özetleyebileceğimiz küresel kapitalizmi “ebedi” olarak ilan eden, Emperyalist/Kapitalizmin her dönemde, özellikle küreselleşmeye başlamasıyla geçmiş dönemlerini bile aratırcasına kendisini yalnızca savaş ve sömürü olarak kristalize eden, yer küreyi olduğu kadar gökyüzünü de kana boğan vahşetinin yeni farkına varmış olmalı ki,  boyundan büyük eylediği “ tarihin sonunun geldiğini ilan eden” kelamının altında kalarak gösterdiği “ yanılmışım” mahcubiyetini anlamaya çalışıyoruz.  O bir liberaldir, bütün liberaller gibi,  geleceğin aydınlığından kapitalizmin karanlığına sığınan yarasalar gibi bir liberal… Bu yazı bir anlamda- anlamamak için ayak diremeyeceklerini umarak- liberallere Marksist bir okumadır. Öyleyse kaldığımız yerden devam edelim.

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-03

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

17. Yüzyılda yaşamış bir gezginin nostaljik notlarını okusaydık galiba şöyle yazmış olacaktı:  “Dış görünüşü görkemli derebeyi şatolarının içinde keder ve hüzün vardı, uçsuz bucaksız imparatorluklar kaynayan kazan, imparatorlar sinirli ve gergin, şato malikleri geleceklerinden umutsuz, derebeyleri bütün ihtişamlı görünümlerine karşın tedirgin ve ürkekti”.

Ekonomik yaşama ticaret yollarını tutarak başlayan, önceleri “ zararsız tüccarlar” olarak görülen, bütün sınıfsal inşasını “ para üzerine” kuran, yaşadığı dönemin yaşam tarzına, maddi ve moral değerlerine uygun olmayan bir sınıf çıkıyor tarih sahnesine. Burjuvazi… İmparatorlukları maddi olarak ablukaya alıyor, ticaret alanları, parasal hacimleri genişleyip büyüyor ve fetihçi imparatorluklar, savaş harcamalarının içini boşalttığı hazinelerini bu “ zararsız tüccarlardan” aldıkları borçlarla ayakta tutmaya çalışıyorlar. Toplum para ile tanışıyor, maddi yaşam feodalizmin değişim aracı   “takas” a dayalı ekonomik yapısının yerine paraya dayalı ticaret üzerine inşa ediliyor. Hiç zorlanmadan ve hiçbir siyasi müdahale olmadan… İmparatorluklara borç verecek kadar güçlenen bu sınıf kendi değerlerini örerek feodal imparatorluklarda siyasi ve politik bir güçtür artık ve sıra ekonomideki gücünü siyasi iktidara taşımaya gelmiştir. Güçlü Feodal imparatorlukların iktidarını parçalayarak zayıf imparatorlukların çok uluslu yapısından Ulus devletler devşirerek, yıkarak, ıslah ederek “ulus kimliğini” ön plana çıkarıp ortak değerler olarak kabulünü sağlayarak, ekonomik olarak pazarının, siyasi olarak iktidar alanının sınırlarını çiziyordu.  Burjuvazi ancak ulusal sınırlarla çevrilmiş bir ülkede iktidar olabilirdi. Burjuvazi egemen bir iktidar için altın anahtarı bulmuştu. Ülke ve Ulus...

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-02

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Kapitalizmin, tekelleşmenin de ötesine geçerek küresel nitelik kazandığı 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde, kapitalizmi “ temize çıkarmakla” görevlendirilmiş liberal hödüklerin çırpınışlarıyla devam edeceğiz ama kapitalizmin görüntüsünün fotoğrafının görüş alanımıza getirilmesi gerekmektedir.

“Kapitalistler kötü olduğu için kapitalizm de kötüdür” gibi içsel bir hastalığa dışsal bahaneler aramak” ve bu cümleden olarak “kötü kapitalistlerin yerine iyi kapitalistlerin gelmesiyle kapitalizmin sorunsuz ve sonsuza kadar genel geçerliğini ispatlama kurnazlığına soyunan liberalizm heveslilerinin kısaca sergileyeceğimiz “kapitalizmin fotoğrafı” karşısında başlarını öte çevireceklerine eminiz: Kapitalizm bir sistem olarak bireylerin, devletlerin kontrolü dışında çalışır. Sistem içinde yer alan bireyler de devletler de kapitalizmin işleyiş araçlarıdır. Kapitalizm, Sırf bir ekonomik yapı, sistematik kanunlar, kurallar bütünü de değildir. Sistemin piramidinin tepesinde oturan ve piramidin bütününü kontrol eden, devinimini ve hareket tarzını, politika ve siyasasını, kültürünü ve demografik yapısını belirleyen özel mülkiyet ve piyasadır/pazardır. Yani kişilerin niyetlerinden, kapitalistlerin “ iyi patron-kötü patron” nitelemelerinden bağımsız işleyişe sahiptir. Örneğin kapitalistler “ iyi patronlar” olsaydı kapitalizm bugün sonunu hazırlamış olmayacak, can çekişir durumda olmayacak mıydı?.

Devamını oku...

 

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-01

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Marksistlerin ilk elden -Marks ve Engelsin teorik düzeyde, Lenin’in teorik ve pratik düzeyde-  iktisadi yapısından sosyal ve kültürel, felsefi ve ahlaki yapısına uzanan oldukça geniş bir yelpazede kapitalizmin ipliğini pazara çıkaran kapsamlı çalışmaları burjuva dünyasında paniğe neden oldu. Erken Marksizm döneminde Marksist ekonomi politiğe Kautsky ve Bernstein eliyle “cepheden saldırmayı” yeğleyen burjuva ideologları, saldırılarının Marksizm’i doğrulamaktan başka işe yaramadığını anlamalarıyla içine düştükleri çaresizliği  “ kaleyi içten fethetme” kurnazlığını keşfederek “Marksizm’i çürütme” gayretkeşliği ile Marksizm’e saldırı görevini kalenin içine yerleştirdikleri Marksist görünümlü kapitalizmin sadık ideologlarına bıraktılar. Yaklaşık iki yüzyıldır “Marksist görünümlü”  burjuva ideologlar eliyle sistematik olarak sürdürülen bu saldırıların başarısız olduklarını söylemek olası değildir. İdeolojik yetersizliğinin açıklarından sızmayı başaran burjuva ideologları dünden bu güne saldırılarını sistematik olarak sürdürmektedirler ve “kutsal kapitalizmi” korumak onların görevidir. Burada tartışılacak konu tam da bu “ içten saldırıların”  işçi sınıfı hareketi içinde uç veren tahribatın nedenleri üzerinde düşünmek ve tarihsel misyonunu dolduran kapitalizmin neden hala ayakta durabildiği üzerinde tartışmaktır.

Devamını oku...

 

Demokrasi ve Din/04

Bir olgu olarak gözlemlenen ve toplumsal pratik tarafından doğrulanması zamana bağlı olan tespitlerdeki isabetin toplumsal gerçekliğe dönüşmesi bazen uzun yıllar alabilir, bazen sözünüzü bitirmeden çat kapı karşınıza dikilir. Demokrasiyi din bağlamında ele alan irdelemenin ve tartışma ortamı yaratma amaçlı bu irdelemede özellikle ABD seçimlerinde kendini ele veren gelişmeler bu başlık altında ele alınan irdelemelerin isabetini de teslim etmiş oldu. Konunun irdelenmeye değer ve günümüzde başatlık kazanan temel dürtüsü dinin, egemen sınıflar iktidarlarınca bir kitlesel destek amaçlı olarak kullanması, küresel kapitalizmin 21. Yüzyılda sistem olarak ekonomik, politik, siyasal ve kültürel açmazına alternatif iktidar aracı olarak yöneldiği faşizmin, özellikle ve ağırlıklı olarak Müslüman coğrafyada İslamcı kesimi faşizmin kitlesel desteği olarak etrafında toparlayıp örgütlemesidir. Bu söyleyiş biçimi Müslüman olmayan toplumlarda burjuvazinin  dine karşı bağımsız, hayırhah tavır sergilediği anlamına gelmez. Küresel kapitalizm dünyanın her yerinde farklı dinlere mensup kitleleri o dinin inancında faşizmin kitlesel desteği olarak sisteme yedekleyip, yönlendirmektedir.  Yoksa, tek tek kişilerin dinsel inançlarını irdelemek sosyologların görevi olup bizi ilgilendirmemektedir.

21. Yüzyılda boyutlanan, toplumsal yaşamda somut bir varlık olarak yer alan küresel kapitalizmin 19. Ve 20. Yüzyıl kapitalizmlerinden farkı, bu yüzyıllarda yaşadığı bunalımlardan ve içine düştüğü krizlerden kendini yenileyerek çıkış başarısını göstermesidir. Gerçi bu yüzyıllarda da otokratik, despotik, faşist uygulamalara tanıklık edilmiştir, ancak gerek ileri teknolojinin üretimde kullanılması gerekse geri bıraktırılmış bağımlı ülke işçi sınıflarının ucuz işgücü ve bu ülkelerin ucuz ham madde kaynaklarına ulaşım, yeni pazarların elde edilmesiyle bunalımdan kurtulma ve krizlerden çıkma başarısının ardından artık faşist yönetimlere ihtiyacının kalmadığı ve sistemin tekrar “yönetebilir”  yerleşik zemine oturtulabilmesidir.

Devamını oku...

 

Demokrasi ve Din/03

“Demokrasi ve Din/2” başlıklı yazımızı “Peki ama bugün burjuva demokrasinin temel unsurları olan sınıfların ekonomik, politik, kültürel ve diğer alanlarda uzlaşması mümkün müdür, maddi koşulları var mıdır?” sorusuyla kapatmış, irdelemeyi bu sayıya bırakmıştık. Son güncel gelişmeler, ABD seçiminin göstergeleri, AKP nin CHP ye suç duyurusu,Cumhuriyet gazetesi yazarlarının ve  HDP  eş genel başkanlarının ve milletvekillerinin tutuklanması irdelenen konuya yaklaşımın sınıfsal ve ideolojik boyutunun açık ve net olarak tanımlanmasının doğru bir mücadele biçiminin benimsenmesindeki zorunluluğu kaçınılmaz kılmıştır. 

Dilimiz döndüğünce irdelenen konularda alıntılar, aktarmalar yapmaktan kaçındık, ancak konunun arz ettiği önem bakımından aşağıdaki alıntıyı yapmak kaçınılmaz olmuştur. 

Marksın “ Ezilenler, isabetli muhakeme yeteneğinden yoksundurlar” analizi, günümüz kapitalizminin bütün vahşetiyle saldırganlaştığı bir dönemde, merkez kapitalist ülkeler burjuva aydınlarının bile kapitalizmin gidişatından dehşete düştüklerini ayan beyan ifade ettikleri bir dönemde Clinton-Trump ikileminde ABD seçimlerini hala “Türkiye için hangisi iyi mi, kötümü”  üzerinden kitlelere yutturmaya çalışan ve bu toz duman içinde kitlesel algı yaratma başarısı bile gösteren, tipik geri bıraktırılmış ezik ülkenin aydınlarına has çapsızlara ve çapsızlıklara verilen bir yanıttır. Konunun “ Demokrasi ve Din” bağlamında incelenmesinin, Marksın “ezilenler, isabetli muhakeme yeteneğinden yoksundurlar” analizi ile ilişkilendirilmesinin de tam zamanıdır. 

Devamını oku...

 

Darbenin Anatomisi-3

-DEVLET VE DEMOKRASİ-

“Darbenin anatomisi” nin incelemesinin iki bölümü Türkiye özeline ilişkindir. Ancak, konunun Emperyalist/kapitalist sistem ölçeğinde yerine oturtulması gerekmektedir. Zira, tarih ilişkin olduğu döneme ait sorunları ortaya koyarken, çözümlerinin şifrelerini de önümüze koyar. Aksi bir yaklaşım tarihi, objektif, kişilerden ve toplumlardan bağımsız olarak ortaya çıkan ve aşamaların şekillenmesinde rol alan kişilerin/bireylerin niyetlerine indirgeyerek açıklamaya çalışmak olur ki, bu yaklaşım sorunların tespitinde ve çözüm yollarında yanılgıların da kaynağını oluşturur. Öyleyse meselenin kendisi AKP iktidarının veya RTE nin kişisel hırslarına, ihtiraslarına indirgenemez. AKP ve RTE bu süreçte küresel kapitalist sistem içinde rol alan/rol verilen uygun aktörlerdir. Her ne kadar farklı başlıklardaki irdelemelerimizde burjuva demokrasisi ve burjuva iktidarın sosyo ekonomik ve politik yapısı, işlerlik koşulları üzerinde durulmuşsa da bu konuya yeniden dönmemiz bir zorunluluktur. Öncelikle altı çizilmesi gereken husus, burjuvazi tarafından yasal sınırları çizilen, sınıfların ekonomik, politik, siyasi, kültürel uzlaşmasına dayalı ve siyasi literatürde burjuva demokrasisi olarak tanımlanan iktidar biçimi, kapitalist gelişimini sağlıklı tamamlayan, işçi sınıfının ve diğer emek katmanlarının kazanılmış haklarının yasal/toplumsal güvenceye bağlandığı, kapitalizmin normal işlerlik koşullarını sürdürdüğü dönemlere özgü olmak üzere merkez kapitalist ülkelerle sınırlı iktidar biçimidir ve tarihin belli bir dönemine, kesitine tekabül eder. Bu dönem kapitalizmin girdiği bunalımları sistemin reorganizasyonu ile aşabildiği, krizlerden yara alarak bile olsa çıkabildiği dönemlerdir. Adı edilen dönemlerde egemen sınıf olarak burjuvazi, yönetilen sınıfların -işçi sınıfı, küçük mülk sahipleri v.b- kazanılmış, güvenceye alınmış, toplum tarafından kabul gören, sahiplenip korunan ekonomik, politik, siyasi kültürel haklarına dokunamaz, toplumun refah seviyesi nispeten yüksektir. Çerçeve sınırı çizilen bu durum kapitalizme bağımlı ülkelerde görülmez. Her ne kadar bu ülke yönetimleri yerli yersiz ve yüksek sesle “ demokrasi, demokrasi” diye yırtınsalar da bu ülkelerdeki iktidar biçimleri burjuva demokrasisi olarak adlandırılamaz. Göstermelik seçimler, ufak tefek, bir verilen bir geri alınan, ya da tamamen ortadan kaldırılan demokratik kırıntılar demokrasisi olarak adlandırılamaz. Nedeni oldukça açıktır. Kapitalizmin bağımlı ülkelere geç ve tepeden girmesi, işçi sınıfının zayıf ve cılız olması, uzun ve çetin mücadeleler sonucu kalıcı haklar ve bu hakları koruyacak örgütlülüğe sahip olmaması gibi nedenler, bu ülkelerde niteliği gereği vahşi olan kapitalist burjuvazinin ve merkez kapitalist ülke halklarına nazaran daha yoğun sömürüye maruz kalan yönetilen halkın yönetici sınıf burjuvazi ile bir sınıfsal uzlaşması/konsensüsü yoktur. Bu ülkelerdeki iktidarların belirleyici karakteristik özelliği despotik/baskıcı yönetimler olmasıdır ve iki açıdan burjuva demokrasisinin varlık ve işlerlik koşullarından söz edilemez. Birincisi, ülkenin iç dinamiğine bağlı olgulardır. Kapitalizm bu ülkelere girerken pazar/sömürü amaçlı girmiştir ve yönetici sınıflar ittifakı pre-kapitalist unsurlar ile gücünü üretimden almayan rantiyer burjuva kesimleridir. Giderek kapitalizmin çarpık da olsa gelişmesiyle pre- kapitalist unsurların kapitalist üretim karşısında dağılması ya da kapitalist burjuvalara dönüşmesiyle pre- kapitalist unsurlar tasfiye olunur. Ülke burjuvazisi bunlardan boşalan iktidar alanını kendi iktidarıyla doldurur, iktidarını pekiştirir. İkincisi, bu ülke iktidarları, ülkenin kapitalist pazara, yani sömürüye açılması için emperyalist/Kapitalist merkezlerce belirlenir, seçilir ve görevlendirilir. Göstermelik seçimlerle, manipülasyonlarla iktidarın gerçek yüzü gizlenir. İktidarın gerçek yüzünü açığa çıkaracak olan işçi sınıfı nitelik olarak sınıf bilincinden ve sınıf bilincinin somut görünümü olan örgütlenme ve mücadele geleneğinden yoksundur. Zaman zaman ortaya çıkan sınıfsal kıpırdanışlar da gerek fiziki olarak burjuvazinin zor güçleriyle bertaraf edilir, gerekse gerici yasal düzenlemelerle cendereye alınır. Halkın dokunulmaz, ortadan kaldırılmaz hakları yoktur. Emperyalist kapitalizme bağımlı ülke iktidarlarının genel özellikleri özetle budur ve bu ilke iktidarlarının iktidar biçimleriyle sınıfların karşılıklı hak ve yükümlülükler üstlendiği burjuva iktidarları arasında bir ilişki kurmak olanağını ortadan kaldırır.

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...
Sanatsal Yazılar