Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Siyasal Yazılar

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-01

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Marksistlerin ilk elden -Marks ve Engelsin teorik düzeyde, Lenin’in teorik ve pratik düzeyde-  iktisadi yapısından sosyal ve kültürel, felsefi ve ahlaki yapısına uzanan oldukça geniş bir yelpazede kapitalizmin ipliğini pazara çıkaran kapsamlı çalışmaları burjuva dünyasında paniğe neden oldu. Erken Marksizm döneminde Marksist ekonomi politiğe Kautsky ve Bernstein eliyle “cepheden saldırmayı” yeğleyen burjuva ideologları, saldırılarının Marksizm’i doğrulamaktan başka işe yaramadığını anlamalarıyla içine düştükleri çaresizliği  “ kaleyi içten fethetme” kurnazlığını keşfederek “Marksizm’i çürütme” gayretkeşliği ile Marksizm’e saldırı görevini kalenin içine yerleştirdikleri Marksist görünümlü kapitalizmin sadık ideologlarına bıraktılar. Yaklaşık iki yüzyıldır “Marksist görünümlü”  burjuva ideologlar eliyle sistematik olarak sürdürülen bu saldırıların başarısız olduklarını söylemek olası değildir. İdeolojik yetersizliğinin açıklarından sızmayı başaran burjuva ideologları dünden bu güne saldırılarını sistematik olarak sürdürmektedirler ve “kutsal kapitalizmi” korumak onların görevidir. Burada tartışılacak konu tam da bu “ içten saldırıların”  işçi sınıfı hareketi içinde uç veren tahribatın nedenleri üzerinde düşünmek ve tarihsel misyonunu dolduran kapitalizmin neden hala ayakta durabildiği üzerinde tartışmaktır.

Devamını oku...

 

Demokrasi ve Din/04

Bir olgu olarak gözlemlenen ve toplumsal pratik tarafından doğrulanması zamana bağlı olan tespitlerdeki isabetin toplumsal gerçekliğe dönüşmesi bazen uzun yıllar alabilir, bazen sözünüzü bitirmeden çat kapı karşınıza dikilir. Demokrasiyi din bağlamında ele alan irdelemenin ve tartışma ortamı yaratma amaçlı bu irdelemede özellikle ABD seçimlerinde kendini ele veren gelişmeler bu başlık altında ele alınan irdelemelerin isabetini de teslim etmiş oldu. Konunun irdelenmeye değer ve günümüzde başatlık kazanan temel dürtüsü dinin, egemen sınıflar iktidarlarınca bir kitlesel destek amaçlı olarak kullanması, küresel kapitalizmin 21. Yüzyılda sistem olarak ekonomik, politik, siyasal ve kültürel açmazına alternatif iktidar aracı olarak yöneldiği faşizmin, özellikle ve ağırlıklı olarak Müslüman coğrafyada İslamcı kesimi faşizmin kitlesel desteği olarak etrafında toparlayıp örgütlemesidir. Bu söyleyiş biçimi Müslüman olmayan toplumlarda burjuvazinin  dine karşı bağımsız, hayırhah tavır sergilediği anlamına gelmez. Küresel kapitalizm dünyanın her yerinde farklı dinlere mensup kitleleri o dinin inancında faşizmin kitlesel desteği olarak sisteme yedekleyip, yönlendirmektedir.  Yoksa, tek tek kişilerin dinsel inançlarını irdelemek sosyologların görevi olup bizi ilgilendirmemektedir.

21. Yüzyılda boyutlanan, toplumsal yaşamda somut bir varlık olarak yer alan küresel kapitalizmin 19. Ve 20. Yüzyıl kapitalizmlerinden farkı, bu yüzyıllarda yaşadığı bunalımlardan ve içine düştüğü krizlerden kendini yenileyerek çıkış başarısını göstermesidir. Gerçi bu yüzyıllarda da otokratik, despotik, faşist uygulamalara tanıklık edilmiştir, ancak gerek ileri teknolojinin üretimde kullanılması gerekse geri bıraktırılmış bağımlı ülke işçi sınıflarının ucuz işgücü ve bu ülkelerin ucuz ham madde kaynaklarına ulaşım, yeni pazarların elde edilmesiyle bunalımdan kurtulma ve krizlerden çıkma başarısının ardından artık faşist yönetimlere ihtiyacının kalmadığı ve sistemin tekrar “yönetebilir”  yerleşik zemine oturtulabilmesidir.

Devamını oku...

 

Demokrasi ve Din/03

“Demokrasi ve Din/2” başlıklı yazımızı “Peki ama bugün burjuva demokrasinin temel unsurları olan sınıfların ekonomik, politik, kültürel ve diğer alanlarda uzlaşması mümkün müdür, maddi koşulları var mıdır?” sorusuyla kapatmış, irdelemeyi bu sayıya bırakmıştık. Son güncel gelişmeler, ABD seçiminin göstergeleri, AKP nin CHP ye suç duyurusu,Cumhuriyet gazetesi yazarlarının ve  HDP  eş genel başkanlarının ve milletvekillerinin tutuklanması irdelenen konuya yaklaşımın sınıfsal ve ideolojik boyutunun açık ve net olarak tanımlanmasının doğru bir mücadele biçiminin benimsenmesindeki zorunluluğu kaçınılmaz kılmıştır. 

Dilimiz döndüğünce irdelenen konularda alıntılar, aktarmalar yapmaktan kaçındık, ancak konunun arz ettiği önem bakımından aşağıdaki alıntıyı yapmak kaçınılmaz olmuştur. 

Marksın “ Ezilenler, isabetli muhakeme yeteneğinden yoksundurlar” analizi, günümüz kapitalizminin bütün vahşetiyle saldırganlaştığı bir dönemde, merkez kapitalist ülkeler burjuva aydınlarının bile kapitalizmin gidişatından dehşete düştüklerini ayan beyan ifade ettikleri bir dönemde Clinton-Trump ikileminde ABD seçimlerini hala “Türkiye için hangisi iyi mi, kötümü”  üzerinden kitlelere yutturmaya çalışan ve bu toz duman içinde kitlesel algı yaratma başarısı bile gösteren, tipik geri bıraktırılmış ezik ülkenin aydınlarına has çapsızlara ve çapsızlıklara verilen bir yanıttır. Konunun “ Demokrasi ve Din” bağlamında incelenmesinin, Marksın “ezilenler, isabetli muhakeme yeteneğinden yoksundurlar” analizi ile ilişkilendirilmesinin de tam zamanıdır. 

Devamını oku...

 

Darbenin Anatomisi-3

-DEVLET VE DEMOKRASİ-

“Darbenin anatomisi” nin incelemesinin iki bölümü Türkiye özeline ilişkindir. Ancak, konunun Emperyalist/kapitalist sistem ölçeğinde yerine oturtulması gerekmektedir. Zira, tarih ilişkin olduğu döneme ait sorunları ortaya koyarken, çözümlerinin şifrelerini de önümüze koyar. Aksi bir yaklaşım tarihi, objektif, kişilerden ve toplumlardan bağımsız olarak ortaya çıkan ve aşamaların şekillenmesinde rol alan kişilerin/bireylerin niyetlerine indirgeyerek açıklamaya çalışmak olur ki, bu yaklaşım sorunların tespitinde ve çözüm yollarında yanılgıların da kaynağını oluşturur. Öyleyse meselenin kendisi AKP iktidarının veya RTE nin kişisel hırslarına, ihtiraslarına indirgenemez. AKP ve RTE bu süreçte küresel kapitalist sistem içinde rol alan/rol verilen uygun aktörlerdir. Her ne kadar farklı başlıklardaki irdelemelerimizde burjuva demokrasisi ve burjuva iktidarın sosyo ekonomik ve politik yapısı, işlerlik koşulları üzerinde durulmuşsa da bu konuya yeniden dönmemiz bir zorunluluktur. Öncelikle altı çizilmesi gereken husus, burjuvazi tarafından yasal sınırları çizilen, sınıfların ekonomik, politik, siyasi, kültürel uzlaşmasına dayalı ve siyasi literatürde burjuva demokrasisi olarak tanımlanan iktidar biçimi, kapitalist gelişimini sağlıklı tamamlayan, işçi sınıfının ve diğer emek katmanlarının kazanılmış haklarının yasal/toplumsal güvenceye bağlandığı, kapitalizmin normal işlerlik koşullarını sürdürdüğü dönemlere özgü olmak üzere merkez kapitalist ülkelerle sınırlı iktidar biçimidir ve tarihin belli bir dönemine, kesitine tekabül eder. Bu dönem kapitalizmin girdiği bunalımları sistemin reorganizasyonu ile aşabildiği, krizlerden yara alarak bile olsa çıkabildiği dönemlerdir. Adı edilen dönemlerde egemen sınıf olarak burjuvazi, yönetilen sınıfların -işçi sınıfı, küçük mülk sahipleri v.b- kazanılmış, güvenceye alınmış, toplum tarafından kabul gören, sahiplenip korunan ekonomik, politik, siyasi kültürel haklarına dokunamaz, toplumun refah seviyesi nispeten yüksektir. Çerçeve sınırı çizilen bu durum kapitalizme bağımlı ülkelerde görülmez. Her ne kadar bu ülke yönetimleri yerli yersiz ve yüksek sesle “ demokrasi, demokrasi” diye yırtınsalar da bu ülkelerdeki iktidar biçimleri burjuva demokrasisi olarak adlandırılamaz. Göstermelik seçimler, ufak tefek, bir verilen bir geri alınan, ya da tamamen ortadan kaldırılan demokratik kırıntılar demokrasisi olarak adlandırılamaz. Nedeni oldukça açıktır. Kapitalizmin bağımlı ülkelere geç ve tepeden girmesi, işçi sınıfının zayıf ve cılız olması, uzun ve çetin mücadeleler sonucu kalıcı haklar ve bu hakları koruyacak örgütlülüğe sahip olmaması gibi nedenler, bu ülkelerde niteliği gereği vahşi olan kapitalist burjuvazinin ve merkez kapitalist ülke halklarına nazaran daha yoğun sömürüye maruz kalan yönetilen halkın yönetici sınıf burjuvazi ile bir sınıfsal uzlaşması/konsensüsü yoktur. Bu ülkelerdeki iktidarların belirleyici karakteristik özelliği despotik/baskıcı yönetimler olmasıdır ve iki açıdan burjuva demokrasisinin varlık ve işlerlik koşullarından söz edilemez. Birincisi, ülkenin iç dinamiğine bağlı olgulardır. Kapitalizm bu ülkelere girerken pazar/sömürü amaçlı girmiştir ve yönetici sınıflar ittifakı pre-kapitalist unsurlar ile gücünü üretimden almayan rantiyer burjuva kesimleridir. Giderek kapitalizmin çarpık da olsa gelişmesiyle pre- kapitalist unsurların kapitalist üretim karşısında dağılması ya da kapitalist burjuvalara dönüşmesiyle pre- kapitalist unsurlar tasfiye olunur. Ülke burjuvazisi bunlardan boşalan iktidar alanını kendi iktidarıyla doldurur, iktidarını pekiştirir. İkincisi, bu ülke iktidarları, ülkenin kapitalist pazara, yani sömürüye açılması için emperyalist/Kapitalist merkezlerce belirlenir, seçilir ve görevlendirilir. Göstermelik seçimlerle, manipülasyonlarla iktidarın gerçek yüzü gizlenir. İktidarın gerçek yüzünü açığa çıkaracak olan işçi sınıfı nitelik olarak sınıf bilincinden ve sınıf bilincinin somut görünümü olan örgütlenme ve mücadele geleneğinden yoksundur. Zaman zaman ortaya çıkan sınıfsal kıpırdanışlar da gerek fiziki olarak burjuvazinin zor güçleriyle bertaraf edilir, gerekse gerici yasal düzenlemelerle cendereye alınır. Halkın dokunulmaz, ortadan kaldırılmaz hakları yoktur. Emperyalist kapitalizme bağımlı ülke iktidarlarının genel özellikleri özetle budur ve bu ilke iktidarlarının iktidar biçimleriyle sınıfların karşılıklı hak ve yükümlülükler üstlendiği burjuva iktidarları arasında bir ilişki kurmak olanağını ortadan kaldırır.

Devamını oku...

 

Darbenin Anatomisi-2

-DEVLET VE DEMOKRASİ-

Dinci cemaat grubunun 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden bu yana yazılı ve görsel medyada günü birlik yapılan tartışmalar birçok açıdan düşündürücüdür. Düşündürücü özelliği tartışmaların düzeyinin düşüklüğü bir yana, tartışmaların konusunun tamamının küresel kapitalizmin programı olan siyasal İslam’ın toplumsal iktidar bileşenlerinin nasıl yapılandırılacağına, aşamalarına ve aşamalarda bileşenlerin rol ve fonksiyonlarına ilişkin olmasıdır. Dikkat çeken birinci husus tartışma programına katılan katılımcıların bir grubunu dinci geleneğin mensup ve temsilcileri oluştururken diğer grubunu sözde laik aydınlar ya da kendilerine “liberal” yaftası yapıştıran “laikimsiler” oluşturmaktadır.

Tartışmaların, başarısız darbe girişimi üzerinden ve girişimin bireyleri, darbede aldıkları rol öne çıkarılarak devletin yeniden yapılandırılmasına ilişkin algı oluşturma, kamuoyunu hazırlama mahiyeti açıkça sırıtmaktadır. Programın yapımcısı ve sunucusu konuyu sunarken, kendisine görev olarak verilen sistematik bir proje üzerinden hareket etmektedir. Projenin mimarları, oldukça mesafe kat eden siyasal İslamcı iktidarın tam egemenliği için “mek parmak” eksikliklerin nasıl tamamlanacağı, tarikatların nasıl da geçmişin laik uygulamaları nedeniyle mağdur edildiklerini, bu mağduriyetin yarıklarından “kötü niyetli” Fetullah Gülen cemaatinin nasıl ete kemiğe bürünerek devleti ele geçirip darbe yapacak güce ulaştıklarını kendilerine özgü “mağdur edilmiş yetim çocuklar edasıyla ” yana yıkıla anlatmaktadırlar. Dinci kesimin karşısındaki sözüm olan laik tartışmacılar projeye uygun olarak bir yığın laf etmelerine karşın, ettikleri bunca lafın hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığının, fındıkkabuğunu doldurmadığının ezikliği içinde tartışmaları sonlandırmaktadırlar. Dinci kesimin niyeti açıktır ve açıkça tarikatların devlet ve toplum etkinleşmesi, laik ve çağdaş kesimin “uysal çocuklar” olarak bunu kabullenmeleri gerektiğini açıkça söylemektedirler. Laik tartışmacılar, adlarındaki gazeteci, doçent, prof. gibi kocaman kocaman unvanlara bakmaksızın entelektüel bir namus taşımaları gerektiğini bile umursamadan çağdaş devlet ve topluma ilişkin sorunların ancak sınıfsal temelde, sınıf ilişki ve çelişkileri üzerinden tartışılması gerektiğine, Devlet ve topluma ilişkin dinsel veriler üzerinden yapılan tartışmaların, iktidarların “din” üzerine oturduğu Ortaçağ imparatorluklarında anlam ifade edeceğine ilişkin hiçbir itirazları olmadan siyasal İslamcı projenin içinde ve fakat öbür ucunda yer alarak ve dinci tartışmacılarla aralarındaki mesafeyi ana amaçta kapatarak tartışmaları sürdürmektedirler. Üstelik “OHAL” uygulamalarını etkili bir silah olarak kullanan, laisizm sözcüğünü duymaya, laik yaşamı kabullenmeye bile tahammül edemeyen, “devletteki Fetöcüleri temizliyoruz” gerekçesiyle toplumun dinci iktidar karşıtı diri kesimlerine nefes aldırmadığı, eğitimin dincileştirilmesini ana hedef haline getiren, bir elin parmaklarının geçmeyen laik eğitim kurumlarını imam/hatiplere çeviren iktidarın günlük uygulamalarının hız kesmediği bir dönemde siyasal iktidarın itirazsız payandası olmaktan rahatsızlık duymamakta, tartışmalara çeşni olmaktan öteye bir anlam taşımamaktadırlar. AKP iktidarının günlük uygulamalarının görülen, duyulan, hissedilen yazılı ve görsel medyadaki akışına bakarak insan ister istemez “acaba başarısız darbe girişimi de bu projenin bir unsuru muydu”, diye düşünmeden edemiyor.

Devamını oku...

 

Demokrasi ve Din/01

İslamcı bir cemaat grubunun siyasal İslamcı iktidara karşı giriştiği 15 Temmuz 2016 darbe girişimi esnasında, TRT de okunan bildirisinde “Demokrasiden”, inşasından dem vurmakta, yolsuzluk, hırsızlık yapanlardan hesap sorulacağından ve diktatörlüğe son verileceğine ilişkin bir dizi vaatler sıralamakta, darbe girişimi komitesinin adını da “ “yurtta sulh konseyi” olarak ilan etmekte iken;

Darbenin başarısızlığa uğramasıyla birlikte siyasal İslamcı iktidar da darbenin bastırılmasını demokrasinin zaferi olarak ilan etmekte, demokrasinin korunması için iktidarın yetkilileri halkı sokaklara çıkmaya “direnişe” çağırmaktadır. Darbeci İslamcılar demokrasi getirmeyi vaat ederken, siyasal İslamcı iktidar “Demokrasiyi koruduğunu ilan etmektedir. Darbeci cemaate göre “demokrasi yoktur, bunlar darbeyle diktatörlüğü devirip demokrasiyi kuracaklardır, iktidara göre darbe bastırılarak demokrasi korunmuştur. Hangisi?... Demokrasi var mıdır yok mudur?.

Eski zamanlarda bu tür durumlara “ mefhumu muhalif” derlermiş… Her iki tarafında birleştiği ortak nokta, ortada demokrasinin filan olmadığıdır. Aslında ne darbeci cemaatin derdi demokrasidir, ne de siyasal iktidarın… Niçin?

Devamını oku...

 

Darbenin Anatomisi

-DEVLET VE DEMOKRASİ-

Pehlivan tefrikasına dönüştürülen 15 Temmuz/2016 başarısız darbe girişiminin nedenleri tartışılırken, sınıfsal karmaşıklığın çok yönlü toplumsal ilişkileri gözetilmeden konu üzerinde ahkâm kesmek, görünürle yetinmek günceli tarihsel olana tercih etmekle eş anlamlıdır. Konu üzerinde birçok varsayımlar üretilip sorunun üstünün örtülmesi, nedenlerinin örtbas edilmesi sorunu ortadan kaldırmaz, tersine kangrene çevirir, yazılı ve görsel medyada yapılan da budur, sorunu magazinleştirmektir.

Askeri darbeler tarihin bir mirası değildir ve kapitalizmin emperyalist aşamaya ulaşmasıyla birlikte Emperyalizm olgusunun geri bıraktırılmış ülkelerde devleti ekonomik ve siyasi, toplumsal/sınıfsal ilişkilerde kuşatmasıyla birlikte ortaya çıkan bir olgudur. Devlet elbette kapitalizmin sağlıklı geliştiği, siyasal ve ekonomik bağımsızlığı olan kapitalist ülkelerde de üretim araçlarına, sermaye sahip olan egemen sınıfların/egemen sınıflar ittifakının toplumu kapitalizmin işleyişi açısından kontrol eden, düzenleyen ve denetleyen bir baskı aygıtıdır. Ağır basan yön bu ülkelerde devletin karakterinin iç egemen güçlerce düzenlenip denetlendiğidir. Ülke dışı bir başka kapitalist güç egemen bir kapitalist ülkenin iç işleyişine müdahale edemez, onu kendi çıkarlarına göre düzenleyemez. Farklı güçlerin müdahalesine açık alanlar neredeyse yok gibidir. Devlet, sınıflar arası iç ilişkileri meşruiyet kazandırdığı yasal düzenlemelerle yürütür, “zor güçlerini” olağan durumlarda sahaya sürmez, ta ki sınıfsal mücadele kapitalizmi tehdit edene kadar… Klasik kapitalist ülkelerin yönetimlerini, yönetebilme fonksiyonlarını yitirmediği olağan durumlarda yönetim gel-gitleri karşısında güçlü kılan olgu, yönetici egemen sınıfların, bağımlı ülkeler egemen sınıflarına göre daha homojen, sınıfsal ilişkilerin daha net, kapitalizmi tartışma dışı bırakmak koşuluyla burjuva kültür ve yaşam biçimine adapte edilen toplumsal yaşamın daha sorunsuz oluşudur. Burjuva demokrasisinin esas olarak gelişmiş kapitalist ülkelere özgünlüğünün nedeni budur. Kapitalizmin kendisi gelişirken kendisiyle birlikte aynı zamanda geliştirdiği, bu gelişim sürecinde zorlu sınıfsal çatışmaların, toplumsal çalkantıların yaşandığı, nihayetinde sınıf uzlaşmasına ulaşıldığı, toplumsal yaşamın uzlaşı koşullarının birlikte hazırlandığı, karşılıklı hak ve yükümlülüklerin tanındığı, burjuvazinin istediği zaman bunları istediği gibi çiğneyemeyeceği, ortadan kaldıramayacağı güçlü kitlesel ve sınıf örgütlenmelerinin politik, kültürel ve siyasi etkinliğe sahip olduğu bir yönetimdir burjuva demokrasisi. Maddi koşulu budur ve ancak demokrasiden söz edebilmeniz için işçi sınıfının kazanılmış ve dokunulamayacak haklara ve örgütlülüğe sahip olmasıdır, burjuvazinin, yönetici elit sınıfların istedikleri zaman ve istedikleri kadar verecekleri, istedikleri zaman budayacakları ya da tamamen ortadan kaldıracakları, toplumun da bununla yetinmesini isteyecekleri bir ihsan değildir. Kaldı ki tartışma konumuz olmamasına karşın kapitalizmin krizlerinin sürekli arttığı ve burjuvazinin artık meşruiyet sınırları içinde yönetmekten aciz kaldığı kapitalist ülkelerde “olağan yönetme koşullarının” alarm verdiği küresel kapitalizmin günümüz koşullarında burjuva demokrasisinin kitlesel kazanımlarının ortadan kaldırılmaya çalışıldığı istatistiki bilgilerle doğrulanmaktadır. Yani klasik kapitalist ülkelerde de burjuva demokrasileri yerini otokratik yönetimlere bırakmanın eşiğindedir, bu ülkelerde de burjuva demokrasisi miadını doldurmuştur. Gelinen aşamanın zorunlu durağı sosyalizmdir.

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...
Sanatsal Yazılar