Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Siyasal Yazılar

Alevilerin Devrimcileşmesi mi, Devrimcilerin Alevileşmesi mi?/02

Ülkenin ilerici kesimlerinin düşünsel pratiğinde ve hareket alanında gündeme damgasını vuran, tartışmaların odağına yerleştirilen, kapitalizmin krizlerinden soyut ve bağımsız olarak “R.T.E. den ve AKP den kurtulma” tartışmalarının neden sığı ve çözücü unsura sahip olmayan tartışmalar olduğunun irdelenmesi ve içeriğin doğru saptanması, vurgunun sınıf mücadelesine yapılması, içinde bulunulan koşullarda devrimcilerin acil görevidir.

Siyasi iktidarın, kendisiyle siyasal kopuş yaşayan Kürt halkının kitlesel katliamlarla pasifikasyonunu amaçlaması, toplumsal/kamusal alanın Sünni/Hanefi mezhebi bazında dinsel dönüşüme uğratılması ile bu kesim dışında kalan-özellikle alevi kesimi-toplumsal/siyasal yapıdan izole etmeye çalışılmasıyla yarattığı suni gündemin “alternatif sol” muhalefetini de yaratmış, bu konuda başarılı da olmuştur. Küresel kapitalizmin merkezlerinin AKP iktidarı eliyle yarattığı bu “ alternatif sol muhalefet” de kapitalist sistemin kapitalizme dokunmadan nasıl muhalif olunacağını layıkıyla öğrenerek muhalifliklerini “ etnik ve mezhepsel” sınırlar içinde perçinlemişlerdir. Elbette bu sınırlar içinde kapitalizme dokunmak olmayacaktır, Kapitalizm varlığını sürdürecek ama herkes için demokrasi olacaktır, herkes için demokratik haklar kullanılabilir kılınacaktır… Yeter ki doğuşunda toplumsal kimliği olan Burjuva Demokrasisinin ve sınıf hareketinin söke söke aldığı demokratik hak ve özgürlüklerin içinde bulunulan toplumsal kesitte bizzat kapitalizm tarafından inkar edildiği, ortadan kaldırıldığı gerçeğinin üstü açılmasın, bu örtünün altındaki pislik kitlelerin bilinç düzeyine çıkmasın… Hal böyle olunca majestelerinin görevi de “majesteleri için muhalefeti” desteklemek olacaktır. Etnik kimlik ve mezhepsel kültür üzerinden muhalif olanlar da muhalifliklerinin mükâfatını alacaklardır. Yakın döneme kadar gerçekten de mükafatlarını aldılar… Ancak bu kesimlerin kendilerine mal ettikleri muhalifliklerinin içinde zerre kadar sol olmadığı, olayları ve gelişmeleri “soldan okuma” yetenek ve bilinçten mahrum oldukları için de kapitalizm dillerinde yalnızca ansiklopedik bir sözcük, faşizm lügatlerinde Hitler düzeyine indirilen bir “istemezük” tür. Etnik kimlik ve kültürel özgürlük alanına hapsedilen muhaliflik şayet Kapitalizm öncesi dönemden kapitalist döneme geçerken sergilenen bin tavır olsaydı elbette haklı ve kendi içinde son derece tutarlı bir muhaliflik olurdu ve buna da şapka çıkarılırdı. Etnik kimlik ve kültürel özgürlükler sorunu, kapitalizm öncesi dönemin/feodalizmin çok uluslu çok kültürlü imparatorluklarının, kendi sınırları içinde tuttuğu, özgürleşmesine ve bağımsızlaşmasına izin vermediği dönemin sorunlarıdır.

Devamını oku...

 

Alevilerin Devrimcileşmesi mi, Devrimcilerin Alevileşmesi mi?/01

Yaşanan pratiğin görüntüsü, zaman içinde pratiğin içeriğine, oluşumuna ve olgulara ilişkin sonuçların da sorgulanmasını zorunlu kılar, pratiğin maddi ve toplumsal analizine dair biriken sorulara karşı cevaplar bekler. Bu bir yol ayrımıdır ve sınıf mücadelesinde farklılıkları ve farkındalıkları ortaya çıkaran turnusol kâğıdı görevi görür. Bizi bu sorgulamaya iten sebep, elli altmış yıldır egemen sınıfların siyası/politik temsilcisi siyasi iktidarları denek olarak kullanan, vücudunda mayalanan, koltuk altında beslenen çağ dışı hastalığın, yerel bölgesel alanlarda egemenlik kurarak serpilip gelişmesi, giderek ülke genelinde alenileşmesi ve gelinen noktada toplumsal egemenliği ele geçirmesi karşısında, solun, sosyalist ve komünist hareketlerin bu olguyu gözden kaçırmaları hatta yok saymalarıdır. Artık onlar sadece siyasal iktidarın değil, solun ideolojik, politik, kültürel, hukuksal olarak kendini yeniden üretememesinin aymazlığının yarattığı boşluğu dolduran, toplumsal yaşamın normlarını belirleyen, düzenleyen, yaptırımlar uygulayan sosyal ve kültürel yaşamın da egemenidirler. Bu gün sol/sosyalist çevrelerde neredeyse “temel görev” haline getirilen ve sınıf mücadelesi yerine ikame edilerek “kutsalı referans alan” ve bizce devrimci hareketin doğal, kitlesel müttefiki olan alevi toplumunun dinsel ve mezhepsel alana hapsedilmesi, Aleviliğin mezhepsel/dinsel argümanlarının temel kültürel davranış ve simgeler olarak sosyalizmin simge ve kavramları yerine geçiren anlayışın eleştirisinin yapılması gerekiyordu. Etnik ve mezhepse çıkışların, kavramların, simgelerin ve ideolojinin ilericilik adına palazlanmasına karşı sınıf mücadelesinin ve sosyalizmin bilinçli ve kasıtlı olarak üstü örtülen, unutturulan kavramlarının toplumsal yaşama geri döndürülmesi, işçi sınıfının kavram ve argümanlarının üstünün açılması ve kullanılmasının zorunlu aracı devrimci örgütlenmenin kaçınılmazlığının gündem olarak belirlenip tartışılması, fikri ve maddi çaba üretimi, devrimcilerin bu toz duman içinde erteleyemeyecekleri zorunlu görevidir.

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/17

Son günlerin güdümlü medyasının halleri içler acısı. İnsanın neredeyse Diyojen’e imrenip gündüz gözüne apaçık ortada duran gerçeğin üstüne fener tutası geliyor. Varsın Dünya Fatihi İskender Diyojen’in bilgeliği karşısında hamhalatlığını sergilesin, varsın “gündüz fenerle ne arıyorsun” desin. Diyojen de o bilge tavrıyla “ gerçeği!...” deyiversin. Birileri de kendini varsın etkili ve yetkili sansın. Düşler çabuk biter, gerçek kendisini dayatır. Daha dün denecek kadar yakın bir zamanda allayıp pullayıp bin bir övgü ile AKP’nin Genel başkanı ve Başbakan olarak ve “ileri demokrasinin inşasında” stratejik derinlikler keşfedeceği vaadiyle “kutsal göreve” davet edilen Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun apar topar yetkilerinin alınarak istifa noktasına getirilişinin, Başbakan ve Partinin genel Başkanı olarak bir çırpıda yetkisizleştirilişinin ipe sapa gelmez, gerçekle ilintisi olmayan gerekçelerini yutturmak için sistemin medyası epeyce çabalar sarf edilmekte, bunun bir “ darbe” olduğundan ve demokrasiyle bağdaşmadığından dem vurmakta birbirleriyle yarışmaktadırlar. Ahmet Davutoğlu’nun R.T.E ye muhalifliğinden tutun da Kürt sorununu çözmeye yatkın ve meyilli olduğuna, daha demokrat kişiliğe sahip olduğuna kadar bir uçtan diğerine çeşitlemeler alıp başını gitmektedir. Böyle bir ortamda sınıf bilincini sokağa indirmeye muktedir devrimci örgütlenmenin yokluğu bilinç kirlenmesine, bilgi kirliliğine, manipülasyona da uygun ortamı yaratmaktadır. Olanın olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi gösterilmesi, yalanın maskesini indirecek gücün yokluğunda bulunmaz fırsat yaratmaktadır. Kitleler “RTE diktatör, A. Davutoğlu Demokrat” ikilemiyle karşı karşıya bırakılıp “Demokrat olanı tercih etme” yönlendirmesiyle çembere alınmaktadır. Bu vaazın içinde sayısız örneklemeler sıralanabilir. Sistemin ne yaptığını bilen senaryo uzmanları için aslında her şey açıktır, gölgede bırakılan bir şey yoktur. Bilinen hikâyedir. İdam mahkûmunun son isteğinin yerine getirilerek ne kadar demokrat olunduğunun dünya âleme ilan edilmesidir. Kırk katır mı kırk satır mı?. İdam mahkûmu kırk katırı tercih ederse, mahkum kolları bacakları kırk katıra bağlanıp katırlar dört yöne tırısa kaldırılıp mahkumun bütün vücut parçaları bedeninden koparılarak ölecektir, kırk satırı tercih ederse kırk satır darbesiyle bedeninin parçaları birbirinden ayrılacaktır. Sonuçta mahkûma bırakılan tercih hakkı yaşama hakkı değildir, eğer bu bir hak ise nasıl ölmek istediğine ilişkin işkenceli ölüm biçimini seçme hakkıdır. Dolayısıyla yalın sorun ne R.T.E nin diktatör oluşudur, ne de A. Davutoğlu’nun Demokratlığıdır. Sorunun ortaya konuluş biçimi sınıf bilinçsiz, ne verilirse yutmaya hazır kitlelerin itirazsız kabulünün varsayımıdır. Bir adım daha ileri gidip A.Davutoğlu’nun bile ne olup bittiğinin farkında olduğunu düşünmüyoruz. AKP’nin birçok milletvekilinden tutun da aşağıdan yukarı doğru örgütlerinin, destekçilerinin, yandaşlarının bile olup bitenin farkında olduğunu düşünmüyoruz.

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/16

Tarih, Toplumların önüne çözebileceği sorunları koyar. Toplumun devrimci güçleri, toplumsal gelişimin önünü tıkayan maddi sorunları irdeler, analiz eder, tıkanan süreci ileriye doğru çözmeye çözme yetenek ve iradesine sahip devrimci örgütlenmeyi yaratır. Devrimci örgütlenme, tıkanan süreci çözmeye yönelik kitlesel ileri atılımın olmazsa olmazıdır.

Yukarıdaki başlık altında irdelemeye çalıştığımız “küresel kapitalizm koşullarında faşizm üzerine bir deneme”nin devrimci okurun dikkatini çekmeye çalıştığımız temel ögesi, küresel kapitalizmin faşizm tehdidinin klasik faşist iktidarlar gibi tek tek ülkeleri tehdit etmekle kalmayıp bütün yer küre için açık ve yakın tehdit oluşturduğu, dolayısıyla mücadele, örgütlenme ve kitlesel ittifakların küresel boyutta düşünülmesi gerektiğidir. Neden?.

Öncelikle klasik faşizmin doğuş ve ortaya çıkış nedeni, emperyalist/kapitalist ülkeler tarafından paylaşılan pazarlara, sermaye birikimini geç tamamlamış ve kapitalist gelişimde atak yapmış ülkelerin itirazları ve pazarların/sömürü alanlarının yeniden paylaşılması talebidir. Her bir emperyalist ülkenin sömürü egemenliğinde olan pazarlarını koruma ve diğer emperyalist kapitalist ülkeler aleyhine genişletme isteği emperyalistler arsındaki çatışma ve ittifakın de nedenidir. Bu olgu emperyalistler arasındaki çelişkinin açıklayıcı yanıdır. Birinci ve ikinci paylaşım savaşlarının çıkış noktası da budur. Şayet bu tespitin doğruluğu kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık ve doğruysa varacağı sonuç da aynı ölçüde kesin ve doğru olacaktır. Öncelikle, insanlık tarihinde yaşanmış olan 20. Yüzyıl faşizminin yenilgiye uğratılmasında bir yanılgının altını çizmek gerekecek. ABD, İngiltere, Fransa gibi Hitler faşizmine karşı cephe alan emperyalist ülkelerinin amacı bir sistem olarak faşizme karşı mücadele olmayıp, sermaye birikimleri geç oluşan ve paylaşılmış pazarların yeniden paylaşımını isteyen ve mevcut pazarlarını faşist ittifakın oluşturduğu Almanya, İtalya, Rusya, Japonya gibi emperyalist ülkelere kaptırmak istememeleridir. Bu ülkelerin Hitler faşizmine karşı savaşmalarının iç yüzü burdur, mevcut pazarların diğer emperyalist/Kapitalist ülkelere karşı korunmasıdır. Faşizmin yenilmesi amacıyla savaşana ve gerçekte faşizmi yenilgiye uğratın SSCB’dir. Nitekim Sovyet devriminin ilk yaptığı şey ilhaklara karşı cephe alması olacak ve emperyalist paylaşımlara karşı açıkça tutum alacaktır. Burjuva kalemşorlarının her türlü yazılı ve görsel medya araçlarını kullanarak Hitler faşizmini Batılı emperyalistlerin yendiğine ilişkin söylenebilecek en büyük yalandır. Doğası gereği emperyalist/kapitalistler faşizmle savaşmazlar, yönetmede sıkıştıkları zaman faşizmi imdatlarına çağırırlar. Klasik faşizmin gerek iktidar olmasında gerekse yenilgiye uğratılmasında etkin faktör dış faktördür. Faşizmin işgal ettiği ülkelerdeki antifaşist direnişler elbette görmezlikten gelinemezler ancak bu direnişlerin güçleri ve boyutları faşizmi yenilgiye uğratacak yetkinlikte de değildir.

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/15

Kapitalizmin değişik aşamalarında süreci belirleyen sermaye birikiminin yoğunluğu, yoğunlaşmaya denk düşen devlet ve yönetim biçimlerini belirlemiştir. Kapitalizmin serbest rekabetçi dönemine denk düşen liberal devlet burjuva ilericiliğinin de ebesi olmuş, burjuva sınırlar içinde kalmak koşuluyla kapitalizm öncesi üretim biçimlerinin kitleler üzerinde “de facto” şekilde kendini gösteren despotik devletini, yasal burjuva devlet ile değiştirmiştir. Sanayileşme ile işçilerin sermayeye kattığı artı değer sermaye birikiminin esasını oluşturacaktır. Burjuva devlet, yasal düzenlemeyi de her kapitalist ülkede az çok farklılıklar gösterse de felsefesini “eşitlik, özgürlük, insan hakları üzerine” kuracaktır. Yeni fikir ve görüşler kapitalizm öncesinin üretim ve toplum biçimlerine göre ileri olan burjuva devletin gelişmesi ve serpilmesi üzerine üretilecektir. Sermaye birikiminin buna ihtiyacı vardır ve burjuvazi devlet desteğinde ve devletin dışında üretim araçlarının mülkiyetine sahiptir ve üretim, tüketim ve sermaye dolaşımına devlet müdahalesinin reddi anlamında “ bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” de liberal düşence biçiminin çıkış noktasını oluşturacaktır. Bu dönem kapitalizmi vahşi kapitalizm olarak anılmasına karşın burjuva devletin karakteri despottur ancak devletin yönetim biçimi faşizm değildir. Kapitalizm, sermaye birikiminin yoğunlaşmasına paralel olarak bu yoğunlaşmayla orantılı, kendini yeniden üretecek pazarlara sahip değilse siyasi, politik, kültürel bunalımın kaynağına dönüşür. Yani sermaye yoğunlaştıkça yeni pazarlara ihtiyaç duyacaktır. Faşizmin, kapitalist üretimin tarih sahnesine çıkmasından sonra ortaya çıkmasının nedeni budur. Yoğunlaşan sermayenin, sahip olduğu pazar payıyla ters orantılı olması, yani maksimum yoğunlaşmanın ihtiyaç duyduğu pazar payının minimumda kalması, büyük sermayenin küçük pazarlarda boğulmasıdır, şişen sermayenin yoğunlaşmasına uygun pazarlardan yoksun olması, yeni pazarlar bulmak için saldırganlaşmasıdır. Sermayenin yoğunlaşması kapitalizmin emperyalizm dönemine denk düşecektir. Emperyalist kapitalizm döneminde burjuvazi sermaye birikimini yoğunlaştırırken, kapitalist üretim biçiminin ortaya çıkardığı kapitalist üretime bağlı ilişkilerin toplumsallaşmasıyla işçi sınıfı da gelişerek nicel olarak güçlenecek, nitel olarak sınıf bilincine ulaşmasıyla kapitalizme karşı mücadelesini yoğunlaştırmaktadır. Bir başka deyişle kapitalist üretim biçiminin ürünü olan işçi sınıfı içinden çıktığı sistemin alternatifi olmuştur. Sermaye birikiminin yoğunlaşmasıyla işçi sınıfının kapitalizme karşı mücadelesi at başı gelişmiştir. İrdelemeden şöyle bir sonuç çıkarılamaz: Burjuvazi, Emperyalist/Kapitalizm döneminin tipik görünümü olan sermaye birikiminin yoğunlaştığı her durumda faşizme başvurmuştur gibi amacını aşan bir anlam yüklenmemelidir. Yoğunlaşmanın yarattığı bunalımları aşmak için fiilen zorbalığa başvurmuştur, kazanılmış hakları budamıştır, baskı yasalarına başvurmuştur, ancak bu yöntemler kapitalizmin doğasında olan yöntemlerdir, ancak faşizm olarak adlandırılamaz.

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/12

(GÜNCEL PRATİK)

“Kürt hareketine yakılan lirik destanın trajik bir ağıta dönüşmemesini umuyoruz”

Takriben 2006 yılında irdelemeye çalıştığımız Kürt siyasal hareketine ilişkin temennimiz yukarıya alıntıladığımız temenni idi. 2006 dan bugüne değin geçen on yılın pratik özeti gözden geçirildiğinde gelinen ortamın o günden görülmesi bir “müneccimlik” merhalesi olmayıp, ilişki ve çelişkilerin sınıfsal içeriğini doğru gözlemlemenin sonucudur. Yirmibirinci yüzyıla giriş, küresel kapitalizm dünya coğrafyasının siyasal sınırlarını, geçmiş dönemlerdeki müdahalelerinden içerik ve biçim açısından farklı, yeniden düzenlemeye koyulduğu sürecin başlangıcıdır. 2000 yılında ABD Dışişleri Bakanı C. Rice’ın ifadesiyle “Orta Doğuda 22 ülkenin sınırları değişecektir”. Bu yıl aynı zamanda küresel kapitalizmin merkezlerinin AKP yi iktidara hazırladığı yıldır. Nitekim ustalıklı demagojilerle, kıvrak manipülasyonlarla ve sınırsız kara propagandayla 2002 yılında AKP iktidar yapılmıştır. Bu yıllardan başlayarak Kürt sorununa ilişkin Türkiye siyasetinin alışık olmadığı jargonlar da günlük politik yaşamın ortak bir öğesi haline gelmiş, paradigmalar değişmiştir. O güne eğdin militarist yöntemlerle ortadan kaldırılacağına inanılan Kürt sorunu için bir sözüm ona “ barış” koridoru açılmış, diplomatik kuşatma da bu süreçle aynı anda başlamıştır. O güne değin geçen sancılı süreç içinde Kürt sorununu toplumsal gerçeklik içine oturtan PKK’nin etkisizleştirilmesinin de düğmesine başlanmıştır.

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/11

Faşizmin, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki görünümüyle geri bıraktırılmış bağımlı ülkelerdeki görünümü bir tercih sorunu olmayıp, sistemin gelişmişlik düzeyiyle doğrudan ilgili ve ilintili bir sorundur. Dikkat çeken ortak nokta ise klasik faşizm ( Alman ve İtalyan Faşizmi) gelişmişliği ile doğru orantılı pazar payına sahip olmayan emperyalist kapitalist ülkelerin mevcut pazarların yeniden paylaşımının dayatılmasıdır. Yani belirleyici faktör ülke dışı faktördür. Tekelci sermayenin ülke dışındaki sömürü alanlarının yeniden paylaşımı isteği klasik faşizmin çıkış noktasıdır.  Bu amaca ulaşmanın yolu ise ülke içinde ekonominin militaristleştirilmesi, kitlelerin korku ve sindirme yöntemleriyle pasifikasyonu, direnç odakları sendikalar, devrimci örgütlenmeler ve partilerin dağıtılması, önderlerinin yok edilmesi,  burjuva demokratik hak ve özgürlüklerinin ortadan kaldırılmasıdır. Faşist iktidarların ister gelişmiş kapitalist ülkelerde olsun, ister geri bıraktırılmış modern sömürge ülkelerde olsun,  bütün ülkelerde kullandığı yöntem ise şaşılacak derecede birbirinin benzeri olup, kitlelerin ilkel/alt kültür etnik ve dini duygularının harekete geçirilerek faşizmin kitlesel tabanının oluşturulmasıdır. Sistemin açmazı göreceli suni gerekçeler yaratılarak gözlerden kaçırılır ve sınıf bilinçsiz kitleler eliyle toplumsal dokunulmazlık kazanır. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olacağından habersiz kitleler nezdinde faşizmin iktidarı, onları günlük yaşama bağlayan işsizliği çözecek, yoksulluğu bitirecek, ülke toplumsal refaha kavuşacaktır.

Hemen klasik faşizm dönemini takip eden tarihsel süreçte, sistemin görece zayıf halkası olan İspanya faşizmi, bir yandan Afrika’daki sömürgelerinin elinden çıkmasına engel olmak, diğer taraftan güçlü işçi sınıfı ve ittifakı ile diğer ilerici halk güçlerinin örgütlülüğü karşısında sistemin geleceğini tehlikede gören kapitalizmin İspanyadaki varlığını koruma amaçlı iktidar olmuştur. Bu dönem Alman faşizmiyle İspanyol faşizmi birbirlerine tam destek içindedirler ve deyim yerindeyse Franco Hitlere yaslanmaktadır. Yani bir yandan sömürgelerdeki Ulusal direnişlerin kırılmasını sağlamak, diğer yandan ülke içi sınıfsal muhalefetin faşizmin bilinen yöntemleriyle bertaraf edilmesidir ki, Almanya ve İtalya’nın tersine antifaşist güçlerin örgütlülüğü karşısında askeri darbe yoluyla ve iç savaşta ilerici güçleri bertaraf ederek iktidarı ele geçirmiştir. Bir anlamda Portekiz de Salazar faşizmi de aynı kategoride değerlendirilebilir.

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...
Sanatsal Yazılar