Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Siyasal Yazılar

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/10

“İktidar yanlısı olmayan toplumun hemen bütün kesimi bu saldırıların hedefindedir ve hazırlıkların bu yönde olduğuna ilişkin güçlü belirtiler vardır. Henüz bugün sosyal medyaya yansıyan öldürülen bir Kürt vatandaşının polis panzerinin arkasına bağlanarak sürüklenen cesedi faşizmin hem bir mesajı hem de kitlelere verdiği gözdağı olarak yorumlanmalıdır. Cizre, Silopi, Şırnak sokaklarının, çeşitli batı illerinde devrimcilerin etkin olduğu mahallelere yapılan polis-faşist/İslamcı ittifakının işbirliği saldırılarının basına yansıyan görüntüleri bile olanı anlamak için yorum gerektirmeyen açıklıkta işaretlerdir.  Görünenle yetinmek ve yakınmak münferit gibi görünen, adım adım organize edilen blok saldırı arifesinde olduğumuzun farkına varmamaktır ve saldırganların istediği de budur. Yaşananlar açık faşizmin iktidar provasıdır.”

Yukarıda sözü edilen ve kitle dergisinin ilgili sayısında yayımlanan yazı yazıldığında,  Suruç, Ankara, Paris katliamları gerçekleşmemiş, Silopi açık savaş alanına çevrilmemişti. Takip eden gelişmelerde Silvanda “kurdun dişine kan değdi” ırkçı/faşist betimleme, “ Esadullah timlerinin Silvanda” olduğunu ilan eden radikal dinci saldırganlıkla alt alta yazılmış, ırkçı/faşistlerle İslamcılar ittifakı zorbalığın yakın gelecekteki “kitlesel saldırı/sindirme” hazırlığının işaretini vermiş ve iktidarın  “blok saldırı düzenleme hazırlığı içinde olduğuna ilişkin” öngörümüzü, “Yaşananlar açık faşizmin iktidar provasıdır” diye ifade etmiştik.

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/09

“Liberal Demokrasinin inşası” ihalesini AKP ye veren liberaller son birkaç günde gelişen Hürriyet gazetesinin basılması, Ahmet Hakana saldırı gibi olaylar sarmalının şaşkınlığı içindeler. Açıklamak yerine feveran ediyorlar. “Yapılanlar basın özgürlüğüne saldırıymış”… AKP nin iktidar olma döneminde ve yakın zamana kadar hizmetlerini esirgemeyen Doğan medya grubunun Hürriyet gazetesinin basılmasında saldırganların başında AKP milletvekili, Ahmet Hakana saldıranlar da AKP nin çeşitli ilçelerinde görevli milis güçleridir. Kaldı ki konu ne Hürriyet gazetesinin basılmasıyla, ne de bir basın mensubuna saldırıyla sınırlıdır. AKP ye baştan muhalif olan basın mensupları şöyle dursun, dün AKP ye kayıtsız destek veren, bugün AKP saldırganlığının nedenlerini anlamak yerine sonuçlarını şaşkınlıkla izleyen basın mensupları dâhil, AKP’nin gelmiş olduğu ve artık son eşiği de atlamak üzere bulunduğu ve kartlarını açık oynamaya başladığı saldırı döneminde tehdit edilen onca gazeteci gerçeğin kaçınılmazlığıyla yüz yüzedir.  Kaldı ki basın kendisine ya da mensuplarına yapılan saldırıları duyurma olanağına sahiptir ve sayısız gazetecinin gizli, açık tehditleri medyaya yansıyan günlük ve sıradan haberler olarak verilmektedir, yani kanıksama başlamış, kabullenme sürecine girilmiştir. Basına saldırı buzdağının yalnızca görünen yüzüdür, madalyonun diğer yüzünde ise değil saldırıya uğramak, tehdit edilmek, sokak ortasında öldürülenlerin haberleri bile sansür ortamında bir adli vaka psikolojisi içinde verilmektedir. İktidar yanlısı olmayan toplumun hemen bütün kesimi bu saldırıların hedefindedir ve hazırlıkların bu yönde olduğuna ilişkin güçlü belirtiler vardır. Henüz bugün sosyal medyaya yansıyan öldürülen bir kürt vatandaşının polis panzerinin arkasına bağlanarak sürüklenen cesedi faşizmin hem bir mesajı hem de kitlelere verdiği gözdağı olarak yorumlanmalıdır. Yaşananların buna benzer günlük görünümü liste halinde uzatılabilir. Cizre, Silopi, Şırnak sokaklarının, çeşitli batı illerinde devrimcilerin etkin olduğu mahallelere yapılan polis-faşist/İslamcı ittifakının işbirliği saldırılarının basına yansıyan görüntüleri bile olanı anlamak için yorum gerektirmeyen açıklıkta işaretlerdir.  Görünenle yetinmek ve yakınmak münferit gibi görünen, adım adım organize edilen blok saldırı arifesinde olduğumuzun farkına varmamaktır ve saldırganların istediği de budur.  Olanları münferit olaylar gibi gösteren iktidarın başarılı manipülasyonudur. 

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/08

Bilinen atasözüdür. “Azrail oğlan dağıtıyor” demişler, oğlan çocuğu beklemekten ömrünü tüketmiş birisi “aman ha… demiş, elinizdekini de almasın da”…

“Oğlan dağıtıcılar” AKP iktidarına düzdükleri övgünün, iktidar yalamalıklarının henüz mürekkebi kurumadan özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra halkın çaresizliğine derman, açmazlarına umut oluverdiler. Bir akıl hocalığı, bir akıl hocalığı… İnsan ister istemez böylesine birikimli, böylesine köklü bir aydın sınıfına sahip bir ülkede nasıl oluyor da Siyasal İslamcı bir parti yüzde ellilere varan bir oyla bağıra çağıra, niyetini, amacını gizlemeden iktidar olabiliyor, nasıl oluyor da aynı meşrepten MHP yüzde yirmilere varan oy alabiliyor diye şaşıp kalıyor.  Sanki bu ülkede On Üç yıldır AKP iktidarı yoktu, sanki AKP iktidarının kaynağı bir sırdı da bu sırrın farkına yeni vardılar, yeni uyandılar… Nasıl oluyor da otuz,  otuz beş yıl öncesinin devrimci sınıf hareketinin doğal kitlesel tabanı olan aleviler inanç labirentinde boğuluyor ve dünün devrimcileri canhıraş dinsel/mezhepsel inancın değirmenine su taşıyorlar… Bir yandan etkin kökene dayalı siyaset söylemi sınıf mücadelesinin yerine ikame edilirken, diğer yanda sözüm ona geçmişinde Marksist olduğunu iddia eden bir başka siyaset özel harpçileri, emekli kontr-gerillacıları “vatansever” kisvesi altında cilalamaya çalışıyor? Kurt puslu havayı sever, puslu havada gözünün önünü göremeyen kurbanının şah damarına dişlerini geçirir. Ve tabi bu çabanın içinde olanların ortak paydaları kuşkusuz “ne için ve kimin için” istendiği de bulanık, ancak sonuç itibariyle kime hizmet edeceği tartışmasız  olan demokrasi!... Mezbahaya götürülen koyunların kasap bıçağına boyunlarını sürtmesi gibi toplumsal açmazların nedeninin kapitalizmin çıkmazı ve keskinleşen sınıfsal ayrışma olduğunun farkına varamayanlar ya da bilinçli olarak bu ayrışmayı sistemin artı hanesine yazanlar boyunlarını kapitalizmin keskin bıçağına sürttüklerinin farkına vardıkları zaman ya çok geç olacak ya da girilen açmazdan geri dönüş imkânsızlaşacaktır. Ne yaptığını bilenler için mesele yoktur, onlar sınıfsal misyonlarının gereğini yerine getirmektedirler… Sonuçta “düğün evi” diye gidilen, kurtların kurban törenidir… Oysa kapitalizmin bunalımlarının ötesinde krizlerinin süreklilik kazandığı, yaralı hayvan gibi eceli yaklaştıkça her geçen gün saldırganlığının arttığı, tarihinin hiçbir döneminde böylesi çaresiz bir açmaz yaşamadığı, yerkürenin son sınırlarına kadar dayandığı ve artık mezarından başka gidecek bir yerinin kalmadığı bir dönemde, “kapitalizmin mezar kazıcısı”   toplumsal güçlerin gündemi belirleme ve toplumsal dinamikleri yönlendirme iradesine ve örgütlülüğüne, yetkinliğine sahip olması gerekmez miydi?  

 

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/07

Ben demiştim” türü ukalalıklar, açmazların fırtınasında egolarını tatmin eden, açmazlardan medet uman muhterislere özgü hastalıklı bir ruh halidir. Onun derdi açmazın uçurumlarının büyümesidir, sisli havaları pek severler. Konu şudur, kestirmeden söyleyelim: Açık faşizm, beklenenden daha erken bir zamanda ülkenin kapısına dayanmıştır. Alt başlıklar halinde irdelenecek bölümlerde devrimciler aynayı öncelikle kendilerine tutmak zorundadırlar. Öncelikle bu onların mücadelesidir.  Başarabilirdik, şayet böylesi kuyrukçu bir edilgenliğin rehavetine kaptırmasaydık kendimizi.

  1. Ülkemizde faşizmin kitle tabanı “Türkçü/İslamcı” kesimlerdir ve kültürel altyapıları radikal dincilik ve ırkçılıktır. İslamcılık ve Türkçülük sentezlenerek devletin resmi ideolojisi olmuştur. İlerici hareketlere karşı farklı dönemlerde kâh ırkçı/Türkçü faşistler, kâh radikal İslamcı köktendinciler ön plana çıkmış, başat rol üstlenmiştir. 1960’lardan başlayarak 1980’lere kadar karşı devrimci hareketin vurucu gücü her ne kadar ırkçı/Türkçü faşistler ise de birçok olay ve saldırıda ortak hareket ettikleri bilinmektedir. 1965-1970 yılları arasında iç içe geçmişlikleri, devrimcilere karşı ortak saldırıları birlikte düzenledikleri neredeyse açık, net istatistiksel bir veridir. Geçmişte Milli Selamet Partisi, Refah Partisi/Saadet Partisinin ve bu gün AKP’nin kadrolarının bu dönemin İslamcı Akıncılar Derneği ve Türkçü/ırkçı faşist yapılanma olan Komünizme karşı Mücadele derneklerinden devşirildiği unutulmamalıdır.1970-1980 yılları karşı devrimci saldırılarda Türkçü faşistler ön plana geçerlerken, radikal İslamcılar kitlesel siyasal örgütlenmenin sessizliği içindedirler. Faşizmin toplumsal bir gerçekçiliğe dönüştüğü 1970-1980’lerde faşist hareketin (MHP/Ülkücü Gençlik Derneği v.b) kitle tabanını oluşturan unsurlar belirleyici olarak kültürel düzeyleri düşük, ekonomik olarak yoksul kesimlerden gelme Türkçü/Irkçı kesimlerdir. Ancak Türkiye’nin 60 yıllık yakın tarihinde karşı devrimci örgütlenmede inisiyatifi elinde bulunduran gerek İslamcı köktendinciler olsun, gerekse Türkçü/Irkçılar/Faşolsun dönemin bütününde hep iç içe olmuşlardır. Bu gün gelinen noktada köktendinci/ırkçı faşist göreceli ayrılığı ortadan kalkmış ve faşizmin inşasında ortak örgütlenmeyi gerçekleştirmişlerdir. Bütün faşist hareketlerin kitlesel tabanlarının ağır basan yanı ırkçık, ikincil yanı köktendincilik ise, İslamcı hareketlerin ağır basan yanı dincilik ise ikincil yanları ırkçılıktır. Bu olgu gerek Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz gibi kapitalist ülkelerde olsun, gerekse Arjantin, Bolivya, Şili Türkiye gibi geri bıraktırılmış bağımlı ülkelerde olsun faşizmin kitlesel tabanının ortak özelliği olduğu gibi, faşist kadroların/liderlerin de ortak özelliğidir. Gelmeye çalıştığımız nokta şudur: Bu olgu açıkça kavranıp bilinmesi gerekirken siyasal İslamcı AKP’nin gerek iktidar oluşunda ve gerekse sanki iktidar olduğu 10 yılda hiçbir şey olmamış gibi, bütün emarelere kör bakılarak 10 yıl sonra bile AKP’nin “İleri Demokrasisinin” Siyasal İslam’ın önündeki yasal, toplumsal bütün engellerin kaldırılması olduğunu anlamayan bir “sol” bu kadar açık bir saldırı hazırlığını görme kabiliyetinden yoksunsa, sınıf mücadelesinin hangi karmaşık, inatçı, uzun vadeli sorununa çözüm getirecek bilgi ve birikim güvenilirliğine sahiptir. “Devrimci olmayı” Kemalizm’e küfürden ibaret sayanların, AKP’nin İslamcı faşist “sessiz darbesini”  alkışlayanların bugünkü durumdan yakınma hakları olamaz. Ama bu kesim sol adına Kemalizm’e küfürde yalnız değildiler, ortak dostları ABD diplomatları, AB temsilcileri, CIA istasyon şefleriyle omuz omuzaydılar. Kemalizm adına küfredilen ise kırık dökük laisizmdi ve siyasal İslamcıların alkışlarıyla da mest oluyorlardı. Oysa gerek siyasal İslamcılar, gerekse ırkçı faşistler 1950’li yıllardan beri Devletin himayesinde korunup kollanarak geliştiler. Yani küfredilen laisizm, göstermelik azarlamalar dışında bunların kılına bile dokunmadı. Devlet örgütlenmesinde/kamu görevlerinde hep kayrılan, korunan kollanan oldular. 2000’li yıllarda gelişip semirildiler ve artık korunup kollanmak yetmiyordu, bizzat iktidar olmalıydılar. Yukarıda sözünü ettiğimiz gerçekten kırık dökük laisizmin ufak tefek engellerinin aşılması gerekiyordu ve AKP’yi iktidar koltuğuna oturtan küresel kapitalizm tam da bu noktada “kırık dökük laisizmin” mırık dökük engellerinin de temizlenmesi için Türkiye’nin Kemalizm’den, yani laisizmden kurtulması gerektiğine ilişkin ardı arkası kesilmeyen fetvalarına başladılar. Solun bu konuda ortaklık ettiği kesim de bu kesimdi, yani sol adına küresel kapitalizmin dümen suyunda yüzmek… Nihayet el birliği ile bu da başarıldı ve bu kesim ancak siyasal İslam’ın faşizmine verdiği katkı payları oranında övünmelidir. AKP’nin Kürt siyasal hareketinin sırtını sıvazlar görünmesi bile bu kesimlerce AKP’yi neredeyse kutsallık mertebesine çıkarmıştır. Oysa AKP hiçbir şeyi saklamamıştır, ne dediyse onu yapmaktadır. Demokrasinin kendileri için araç olduğunu, varılacak yere varıncaya kadar kullanacaklarını söyleyen AKP’nin kurucu lideridir. Ama ne gam, AKP “İleri Demokrasi”yi ilan etti ya… Oysa açıkça görünen AKP’nin siyasal İslamcı tabanını oturtarak İslamcı faşizme doğru kesintisiz yol aldığıdır ve gelinen noktada bu süreç tamamlanmak üzeredir. Marksizm’i şaşı gözle okuyanlar kadar, sınıf mücadelesi yerine ulusal mücadeleyi ikame eden Kürt siyasal hareketi de AKP’nin siyasal İslamcı faşizmini görmezden gelerek övgüler düzmüşlerdir. AKP ile “Balayının bittiği” bu günkü durumda Kürt siyasal hareketinin Siyasal İslamcılarla flörtü de açıklanmaya muhtaçtır. 1990’lardan itibaren “Sol”, siyasal İslamcı demagojinin “mağduriyetine ve masumiyetine” öylesine inanmıştır ki demokrasi adına bu kesimlerin de örgütlenme özgürlüğünü savunmak solun bu kesimlerinin kutsal görevleri olmuştur. Şimdi gelinen duruma kılıf aramak yerine sadece elleriyle yüzlerini kapatıp ayıplarının günahlarının muhasebesini çıkarıp açık yüreklilikle ikrar etmelidirler. 
  2. Sosyal olaylar sübjektif müdahalelerle maddi gerçekliğe dönüşürler. Sübjektif müdahale, maddi temeli yaratamaz, tersine dönüşüm olgunluğuna erişmiş olguları, insan iradesi ile ancak katalizör görevi görerek hızlandırır, olgular olaya, olaya sübjektif müdahale başarılı olursa değişime/devrime dönüşür. Sübjektif müdahalenin başarısızlığı ise olaylar örgüsünü parçalar ve toplumsal bazda gericiliğin egemenliği kanlı bir diktatörlüğe dönüşür. Yukarıda değindiğimiz AKP’den demokrasi bekleme aymazlığın altında yatan temel etmen ise küresel kapitalizm döneminde burjuvazinin -burjuva demokrasisi dâhil- kendisinin yarattığı bütün değerleri ortadan kaldırdığıdır. Burjuvazi, toplumsal yaşamda demokrasiyi inşa eden sınıf olma özelliğini Klasik emperyalizm dönemiyle sınırlamış, küresel kapitalizm dönemiyle ortadan kaldırmıştır. Rekabetçi kapitalizm döneminde kapitalizmin toplumda egemenlik kazanması için gerek piyasa yaratılması, gerekse feodal sınıfların ve değerlerin tasfiyesi açısından bir zorunluluktu. Gerçeklik kazanması, gelişmesi için bu şarttı. Gelişmesinin belirli evresinde, örneğin klasik emperyalizm döneminde bu gelişme tamamlandığı ölçüde tekelci burjuvazinin burjuva demokrasinse ihtiyacı da o arında azalmıştır. Bu azalmanın pratik görünümü burjuva demokrasi ile sağlanan hakların tamamen olmasa bile önemli ölçüde ortadan kaldırıldığıdır. Örneğin aynı durum “Ulus Devlet” için de öyledir. Ulus devlet burjuvazinin doğum döşeğidir. Kapitalizm Ulus devletlerle kapitalizm oldu. Ulus Devlet örgütlenmesi bir anlamda kapitalizmin örgütlenmesi, devletin bütün olanaklarının kapitalizmin gelişimi için seferber edilmesidir. Kapitalizmin Uluslararasılaşması ve giderek Uluslarötesileşmesiyle Ulus Devlet sınırlarına ihtiyacı kalmamıştır. Burjuva Egemen Ulus Devlet, küresel kapitalizm dönemi ile birlikte Küresel finans kapitalin düzenleyici bürokratik mekanizmasına, küresel şirketlerin sekretaryasına dönüşmüştür. Artık Egemen, ekonomik politikaları, yeryüzü siyasasını belirleyenler Ulus Devletler değil, küresel şirketlerdir. Küresel şirketlerin ise burjuva demokrasisinin göstergeleri olan sendikalara, çalışma güvenliğine, ücretlerin iyileştirilmesine, söz ve örgütlenme özgürlüğüne ihtiyacı yoktur. İhtiyacı olan tek şey yeryüzünün kesintisiz Pazar haline getirilmesi, sömürünün engelsiz ve kesintisiz devamıdır. Gerçekten Egemen Ulus Devletler döneminde, Ulusal Burjuvazinin ulus içinde kapitalizmin inşası ve gelişimi programı temel ilke olmak üzere bu amaca hizmet eden organların seçilmesi O ulusun topluca katılım ve iradesi ile gelişirken, Küresel kapitalizm küresel çapta kimin, hangi partinin seçileceğine küresel kapitalizmin programını uygulama yeteneğine bakarak karar verir. Hal böyle olunca, sanki burjuvazinin hala demokrasiye ihtiyacı varmış gibi burjuva demokrasisi beklentisi içine girmek devrimcilerin değil, ya yalandan beslenenlerin ya da aymazların beklentisi olabilir. Toplumun yönlendiricisi konumunda olan medyanın peşine takılarak aynı lakırdıları papağan gibi tekrarlamak ancak görevi kitlerin bilincini köreltmek olan demokratlık kılıfı kuşanmış yalamaların işidir. Devrimcilik bir niyet olmanın ötesinde iradedir, aynı zamanda neyi nasıl yapacağını bilmektir. İçinde bulunduğu durumu analiz etme bilgi yeteneğinden yoksun olanlar kendilerini egemen sınıfların sadık hizmetkârları olarak bulurlar. “Biz iyi niyetliyiz” demek yetmez. Bilmek ve anlamak gerekir. Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenirmiş… Burjuva demokrasisinin yasal olanaklarıyla iktidar olan/iktidar getirilen AKP’nin neden iktidar koltuğunu bırakmak istemediği R:T:E’nın kişisel ihtirasıyla açıklanamaz. Üstelik AKP’nin iktidardan gitmek istememesi sadece AKP’ye özgü bir şey de değildir. Küresel Kapitalizm döneminin son 20 yılı dikkate alındığında Hangi geri bıraktırılmış ülke iktidarlarına, özellikle İslam ülkelerindeki iktidarlara bakarsanız bakın fotoğraf aynıdır. Yolsuzluk, rüşvet, kayırma ortak paydalarıdır. Bu durumun bir geri bıraktırılmış ülke iktidarı, bir “Siyasal İslam” orijinalitesi olduğu görülecektir. Merkez kapitalist ülkelerde durum çok mu farklıdır. Belki bizim gibi ülkelerde olduğu gibi ayan beyan değil, ancak buralarda da hırsız eğitimlidir ve çaldığı minareye önce kılıfını uydurup sonra minareyi çalar ve bu kapalı kapılar ardında gerçekleyen bu durum ayan beyan ortalığa dökülmez. Yaşanan Güneydoğudaki kitlesel hale gelmiş ölümler karşısında bile “400 milletvekili verseydiniz böyle olmazdı” açık mesajına karşın hala olup bitenleri “demokrasi” geleneğine aykırılıkla açıklamak verilen mesajı da anlamamak demektir. Demokrasi mi diyorsunuz hala… Arayın bulursunuz… 
 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/06

Olgular, üst üste binen sosyal, kültürel, askeri, politik v.b olaylarla beklenen süreden daha erken gerçeğe dönüşebilir.

Gerek daha önceki yazılarımızda gerekse özel olarak irdelenmeye değer gördüğümüz bu başlıktaki yazılarımızda AKP iktidarının adım adım açık faşizme yönelişinin işaretlerini vermeye çalıştık. Sanki onbeş gün öncesi uzunca bir zaman dilimiymiş gibi, henüz bir “olgu” olarak irdelediğimiz veriler şu son onbeş gün içinde gerçeğin kapısını çalmaya başladı.

Bu başlıktaki yazının 5.Bölümünde 2000’li yıllar sonrası küresel kapitalizmin içine düştüğü krizden kurtulmanın yolu olarak gerek çevre/bağımlı ülkelerde gerekse Merkez kapitalist ülkelerde faşist hareketlerin ivme kazandığını ve toplumsal bir gerçekliğe dönüştüğünü, ancak Merkez kapitalist ülkelerde küresel kapitalizmin bu faşist hareketleri iktidara taşımayı düşünmediğini, yedek güç olarak hazırda bekletildiğini vurgulamış, ancak bağımlı ülkelerde durumun bu olmadığını, özellikle de küresel kapitalizm eliyle iktidara oturtulan AKP’nin kendisine verilen görevleri burjuva meşruiyeti içinde çözemediğini ve adım adım açık faşizme doğru yol aldığını belirtmiştik.  Konunun bir bütünlük içinde anlaşılması ve aktarılması için bir ara parantezle Yunanistan Syriza deneyimi üzerinde durduktan sonra ve irdelemenin sonuçlarıyla yazıya devam etme niyetimiz olayların beklenenden daha kısa sürede yoğunlaşması üzerine bu bölüm atlanarak Türkiye gerçeğinin irdelenmesini zorunlu kıldı.

7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin istediği oy oranına ulaşamaması ve bu yolla bir Latin Amerika tipi başkanlık sisteminin gerçekleştirilememesi “kolay ve ucuz” beklenti içinde olanların yüreklerine su serpti. Türkiye, dünyadan koparıldı, küresel kapitalizmin projeleri unutuldu ve sanki her şey Türkiye içinde olup bitiyormuş gibi “ tehlikenin atlatıldığı” sanısına kapıldı. Gerek bu başlık altında sürdürülen yazı dizisinde gerekse Kitle dergisinin muhtelif sayılarında yayınlanan farklı başlıklardaki yazı dizilerinde “kolaya kaçmanın” tehlikelerinden söz edilmiş ve Türkiye’de her ne olup bitiyorsa küresel kapitalizmin içinde bulunduğu durum ve Türkiye’ye yansıması kavranmadan olayların kavranamayacağı ve özellikle devrimci hareket adına yola çıkma iddiasında olanların doğru strateji ve taktikler geliştiremeyeceği,  sınıf hareketini yeni açmazlara sürükleyeceği eleştirileri yoğun olarak yer almıştır.

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/05

Tarihi gelişimin farklı evrelerine egemen olan, değişimin ve gelişimin diyalektiğini sınıf mücadelelerinin oluşturduğu, bütünselliğini “toplumsal ilişki ve çelişkiler” olarak adlandıracağımız sürecin değişim evreleriyle aynı tarihsel süreç içinde yer alan kapitalizmin değişim evreleri incelendiğinde, denilebilir ki kapitalizm öncesi tarihsel dönemlerin gelişim ve değişim hızı kaplumbağa adımlarıyla ölçülürken kapitalizmin değişimi ve gelişimi yıldırım hızıyla gerçekleşmektedir. Bütün toplumsal/ tarihsel dönemlerin gelişiminin ulaştığı doruk noktası aynı zamanda “bitiş”, çözülme, dağılma yerini mevcut tarihsel dönemin içindi yeşeren farklı sınıfsal/tarihsel/toplumsal ilişki ve çelişkileri içinde barından ardıl dönemlerin aldığı görülmektedir.

Her dönemin toplumsal ilişkilerinin belirleyici beklemeği olan üretim ilişkilerinin biçim ve ilişkilerinin doğurduğu sınıfsal ilişki ve çelişkiler, üretim ilişkilerinin farklılığından kaynaklanan birbirinden farklı ilişki ve çelişkileri de beraberinde getirir, içinde taşır. Bu ilişki ve çelişkiler sınıf mücadelesinin de amaç ve yönünü belirleyecektir. Görülen odur ki kapitalizm öncesi toplumsal/sınıfsal yapıların değişim ve gelişim grafiği yüzerle ve binlerce yıllarla ölçülürken kapitalizmin gelişim grafiği kendisinden önceki dönemlerle kıyaslanmayacak kadar hızlı ve baş döndürücüdür. Toplumsal/tarihsel sahneden çekilmesi de aynı ölçüde öncülleri sınıflı toplumlar gibi baş döndürücü bir hızla olacaktır. Toplumsal sahneye ekonomide serbestlik/liberalizm, toplumsal siyasaya “eşitlikçi, özgürlükçü” olarak çıkan kapitalizm tekelci dönemle birlikte kendini yadsımış ve varlık sebebinin inkarcısı olmuştur. Bu olgu kapitalizmin henüz miyadı dolmasa bile sonuna doğru eğik düzleme geçtiği dönemdir. Ekonomide “serbest piyasa” yerini tekelciliğe, “eşitlikçi, özgürlükçü” karakteri despotluğa dönüşmüş, giderek faşist karakteri belirleyici olmaya başlamıştır.

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/03

Başlıktaki yazının ikinci bölümünün alt başlığını “Siyasal İslam’dan İŞİD’e olarak belirlememizin amacı bazı sol çevrelerin siyasal İslam ile faşizm olgusunu yan yana getirmenin, düşünmenin Marksizm ile bağlantısı konusunda Nuh deyip peygamber dememeleri sonucudur. Kısaca bu çevreler faşizmi tekelci kapitalizm bağlamında ele alırlarken Siyasal İslam’ın tekelci sermaye ötesi küresel sermayenin bir türevi, Müslüman coğrafyalarda bir iktidar seçeneği olduğu gerçeğini görememekte, kavrayamamaktadırlar. Hatta bu çevrelere göre Siyasal İslam kapitalizmin karşısına bir alternatif olarak çıkmıştır, kapitalizmin ezdiği “ zavallı Müslümanlar” ayağa kalkıp kendi iktidar seçeneklerini oluşturmuşlardır, deneyip görmek gerekir! Ne diyelim, deneyebilirler elbette ama umarız denemelerinin sonucunu görmeye fırsatları olur. Sanki kapitalizm sömürüsünü özel mülkiyet temelli sömürü mekanizması üzerine değil de “dinsel inançlar üzerine” kurmuştur. Öyle ya Kapitalizm “Batılı Hıristiyanların” egemenliğinde ya, sömürmek için kıyamadıkları Hıristiyanların hıncını Müslümanlardan çıkarıyorlar. Tabi, hal böyle olunca Batıdaki kanlı sınıf mücadeleleri de birer şehir efsanelerinden ibaret kalıyor. Fransız işçi sınıfının Paris Komünüyle işçi iktidarının ilk çekirdek denemesi olduğunu da “kökü dışarıda” bir yıkıcılık saymak gerekecek.

Siyasal islamın ideolojik, felsefi ve kültürel kökenleri zerinde kitle dergisinin çeşitli sayılarında yayımlanan birçok makale üzerinde yeterince duruldu. Kapitalizmin islamla flörtü, yakınlaşması yeni olmamakla birlikte 20. Yüzyıl sonlarında Asyada, Afrikada sosyalist bloku abluka altına almasıyla başlar. Özellikle Afganistanda iktidar olan Sovyetler yanlısı ilerici Babrak Karmal ve Necibullah rejimlerine karşı bir çevirme harekatı olarak Kapitalist sistemin “Yeşil Kuşak” harekatında bu güçleri kullanmasıyla siyasal islama giden yol da açılmış oldu. Radikal İslamcı Taliban harekatı, el Kaide gibi örgütler bizzat örgütlendi, danışmanlık hizmetleri verilip askeri eğitimden geçirildiler. Afgan iç savaşında kapitalizm adına savaştırıldılar ve nihayetinde yeşil kuşak projesi amacına ulaştı, Babrak Karmal ve Necibullah rejimleri yıkılarak yerine İslamcı yönetimler kuruldu. EL Kaide Talibanın ardılıdır. Bugün Afrikada faaliyet yürüten Boko Haram, Suriyede El Nusra cephesi, daha geniş alanda faaliyet sürdüren İŞİD in ilham kaynağı Taliban hareketedir ve aynı ölçüde bu örgütler sistem tarafından desteklenmiştir. Tabi hemen bu gün kapitalist sistemin bu örgütleri karşısına neden aldığı sorusu akla gelmektedir. Nedeni oldukça açıktır: Kurgu bilim filmlerinde olduğu gibi kapitalizmin laboratuarlarında yaratılan frankeştaynlar yaratıcılarının iradesi dışına çıkmış, boynuz kulağı geçmiştir. Manüpile edildiği gibi bu örgütleri karşısına almasının gerekçesi bu örgütlerin “şeriat rejimleri” kurma peşinde oldukları değildir. Öyle olsaydı bu gün sistemin jandarması ABD nin en gözde müttefiki olan en katı şeriat rejimleriyle yönetilen S.Arabistan, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere de “birazcık demokrasi” götürür, bu ülkelerde de darbelere girişirdi.

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...
Sanatsal Yazılar