Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Siyasal Yazılar

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/02 "Siyasal İslamdan İŞİD'e"

Az buçuk entelektüel çevrelerle yaptığımız tartışmalarda aşağıda irdelenecek konuya yaklaşımımıza ilişkin ve Marksizm adına şiddetli karşı çıkışlar, tepkilerle karşılaşıldı. Vardığım sonuç şu: Tartışılan çevrelerin nazarında Marksizm 20. Yüzyılın ortalarında buzdolabında derin dondurucuya konulmuş, orada bırakılmıştır. Diyalektik/aslolanın değişim olduğu gerçeği de sözlüklerde içi boş bir kavram derecesine indirgenmiştir. Daha açık konuşalım: Dimitrov’un tanımında faşizm “ tekelci sermayenin en gerici, en şoven, en saldırgan kesimlerinin iktidarıdır” tanımlamasına göre tekelci sermaye Emperyalist/kapitalist ülkelerde bulunduğuna ve bizim gibi ülkeler yarı bağımlı, yarı sömürge olduğuna göre tekelci sermayenin olmadığı yerde faşizmden bahsedilemez, olsa olsa askeri diktatörlüklerden söz edilir”… Özetle söyledikleri budur. Tartıştığımız çevrelerin hangi sol gelenekten geldiğinin öneminin olmadığını düşünüyorum. Hatta bu anlayışa göre 12 Martlar ve 12 Eylüller de Dimitrov’un tanımına uygun faşist rejimler olmayıp, birer askeri diktatörlüklerdir… “Dimitrov’un, faşizmin tahliline dayanaklık eden Bulgaristan o dönemde Emperyalist/ Kapitalist bir ülke miydi de faşizmi kuramlaştırırken Bulgaristan pratiğinden hareket etmiştir” sorumuza verilen yanıt tam da fikir fukaralığının bir klasiği olarak cevaplanmış, “aslında Dimitrov Alman faşizminden hareketle kuramını oluşturmuş” muş!...Yani Bulgaristan faşizmi yaşamamış… Dimitrov da ne yapsın, yapacak başkaca işi gücü olmadığından ve daha önce kaleme aldığı Pinokyo öyküleri piyasada tutmadığından şöyle kendini meşhur edecek bir konu arayışındayken “ eveett, demiş buldum: Faşizm”. Bulgaristan’da bir faşizm yaşansa da ben de onun kuramını yazsam”…  Hitler'in Almanyasını almış getirmiş Bulgaristan’a, başlamış kalem oynatmaya… Zırva tevil götürmez ama kişi hiç olmazsa zırvaladığının farkına varır. Bu çevreler sanırım gülünç olma pahasına zırvanın süzmesini sergileme gayretindeler.  Güncelde AKP’nin başkanlık sisteminde ısrarı da faşizmin kurumsallaşması değil, RTE’nin diktatoryal özlemidir. Breh, breh brehh… Şu derinliğe bakın siz… AKP’nin iktidar olması sanki Emperyalist/Kapitalizmin bir görevlendirmesi olmayıp AKP’nin bilek güreşindeki galibiyetidir. İnsan ister istemez bunlar acaba AKP den bol akçeli bir danışmanlık filan mı bekliyorlar diye düşünmeden edemiyor.  Tartışılan konunun bu çevrelerce dile getirilişinin özeti budur. Bu tartışmalardan sonra insanın aklına ister istemez Lenin’in “ tanrı bizi (bu tür) dostlarımızdan korusun, düşmanlarımızın hakkından geliriz” özdeyişi gelmektedir. Tanrı işçi sınıfını gerçekten bu tür sözüm ona devrimcilerden korusun, işçi sınıfı devrimciler emperyalist/ Kapitalizmin hakkından nasıl olsa gelecektir. Dönüp dolaşıp bıkkınlık noktasında küresel kapitalizm üzerinde duruşumuz nedensiz değildi. Kendilerini 20.yüzyılın ortalarında derin dondurucuya bırakanların gelişimin diyalektiğini anlamaları da elbette beklenemez ama lafazanlıkları da tahammül edilir gibi değil. Böylesi ipe salmaz zırvaların elbette Marksizm ile ilintisi olamaz ve eminiz kendisine belediye çöplüklerinde bile yer bulamayacak kadar anlamdan yoksundur.  Konunun irdelenmesi zaten gündemimizdeydi ancak, istemeyerek girdiğimiz bu tartışmalar konunun tahminimizin ötesinde bir öneme sahip olduğunu görme fırsatı verdi.

Devamını oku...

 

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/01

AKP’nin iktidar olma arifesinde kendilerine “liberal” yaftası takan güruhun gelinen noktada “biz bilmiyorduk” yollu günah çıkarmaları, bu kesimin salt kişiliklerinin “ defolu olması” ile açıklanamaz. Sorunun kendisi ve düşülen yanılgılar kapitalist sistemde sistemin ve işçi sınıfının ideolojik ve örgütsel olarak mevzilenmesiyle ilgilidir. Kapitalist sistemin işleyişiyle ilişkileri içinde AKP’nin yeri açığa çıkarılmalıdır. Bu tespitin doğru analizi ile AKP’nin adım adım nereye gittiğinin de tespiti de doğru yapılacak, karanlığın üstüne ışık tutulacaktır. Ancak bundan sonradır ki son hamlesi “güvenlik paketi” ile amacına bir adım daha yaklaşan AKP’nin “ileri demokrasisinin” klasik faşizm tanımını aşan özgün faşizme doğru yol aldığı görülecektir. Ancak öncelikle klasik faşizmin görünen özelliklerinden yola çıkarak21. yüzyılın değişen ilişki ve çelişkiler bağlamında “özgün faşizmin” yapılanmasına ve işleyişine karşı mücadele seçenek ve araçları üzerinde tartışmanın doğru bir yöntem olduğu düşünülmelidir.

Klasik faşizmin sınıfsal temelini tekelci burjuvazi oluştururken, ideolojik temelini gericilik ve şovenizmin, kitlesel temelini ise sınıf bilinçsiz yığınların oluşturduğu, yönteminin şiddet, demagoji ve yalan, hedef amacın ise tek tek kapitalist devlet kökenli tekelci sermayenin, (Almanya ve İtalya örneği ) diğer emperyalist-kapitalist devletlerle ortaya çıkan Pazar anlaşmazlığında ve diğerlerinin aleyhine dünya pazarlarına sahip olmak, ulusal ve sınıfsal sömürüyü yoğunlaştırmak olduğu bilinmektedir. Klasik faşizmin uygulama ve ihtiyaç alanları, ortaya çıktığı ülkede sermayenin yoğunlaşma derecesiyle sahip olunan pazar payının ters orantılı olmasına göre şekillenmiştir. Örneğin birinci paylaşım savaşının başlatıcısı ve yenik tarafı olan Almanya, savaş sonrası Alman sermayesinin yoğunlaşmasıyla orantılı olmayan pazarlarını genişletmenin yolu olarak yeniden ikinci paylaşım savaşının başlamasına neden olacaktır. Savaşın sonuçlarının istatistiksel verileri bu yazının dışındadır.

Devamını oku...

 

Devrimci Sınıf Hareketinin Güncel Sorunları-05

Karşı devrim, sistemin yeniden organizasyonu sağlarken, devrimci güçlere karşı salt “gerici zor”un maddi ve manevi unsurlarını sürekli ve aralıksız uygulayarak, pasifikasyonun toplumsal tabanını genişletmekle kalmayıp, aynı zamanda toplumun kültürel, siyasal ve psikolojik-moral değerlerinin de yeniden üretilmesini ve sisteme entegrasyonunun sağlanmasını, sistemin geleceği açısından zorunlu görür. Hele ki, sınıf çatışmasının toplumsal çatışmaya dönüşmesinin karşı devrimin yengisiyle sonuçlanması durumunda, ilerici toplumsal değerlerin yerine, sistemle bütünleşmiş değerlerin yeniden üretilip biçimlendirilmesi karşı devrim açısından daha bir kaçınılmazlık oluşturur. Bu yeniden üretimin çapı ve süresi karşı devrimin dünya ve ülke devrimci hareketlerinden edindiği deney ve tecrübenin, ekonomik, siyasal ve sosyal gelişmelerin, devrimci sınıfın örgütlülük durumunun düzeyine ve burjuvazinin olanakları ve öngörüsüne bağlı olarak değişecektir. Yani sınıf mücadelesinin uluslar arası ve ulusal düzeydeki gücü, karşı devrimin atak ve başarısının belirleyicisi olacaktır.

Kapitalizmin tarihinde güçler dengesinin sınıf mücadelesinin seyrine göre her zaman değiştiği, belirli dönemlerde burjuvazinin lehine işleyen sürecin belirli zamanlarda işçi sınıfının lehine işlediği bilinen durumdur. “Sınıf mücadelesinin seyri” kaba bir tanımlamayla geçiştirilemez ve burjuvazinin sınıf mücadelesinin içini boşaltmakla görevlendirdiği “taşeron devrimcilere” karşı uyanık olmak, kitle pasifikasyon araçlarını etkisizleştirmek, kitleleri burjuvazinin yedeği haline getirmemek için her adım ve aşamada bu unsurların sınıf düşmanı yüzünü açığa çıkarılmak, sınıf parti ve örgütünün ertelenemez görevidir. Sınıf örgütünün bu uyanıklığa ulaşmasının tek ve tartışılmaz görevi ideolojik ve teorik yetkinliğini geliştirmektir. Ancak tavizsiz ve “sulandırılmamış” bir ideolojik yetkinlik ve pratik bir deney ve tecrübe böylesi yaşamsal görevin yerine getirilmesinde biricik mücadele aracıdır.

Devamını oku...

 

Devrimci Sınıf Hareketinin Güncel Sorunları-04

Sosyalist hareketin tarihinde yenilgi sonrası dönemler, bir çeşit işin kolayına kaçanların başvurduğu, devrimcilerin ve devrimci eylemlerin “suçlanmasının” tarihi olagelmiştir. Devrimci mücadelenin yükseliş dönemlerinde hangi tesadüflerin sonucu olduğu kestirilmeyen bir nedenle devrimci hareket saflarında yer alan, sınıf mücadelesinin karmaşık ve girift süreçlerinden habersiz küçük burjuva unsurların bu dönemde başlıca iki davranış biçimine tanık olunmuştur: Ya nedamet getirmişler ve sistemin yavuz hırsızları rolünü üstlenerek “kraldan çok kralcı” kesilerek sisteme övgüler yağdırmışlar, ya da “geçmişin mirasını ikiyüzlüce” çıkarlarına tahvil ederek sömürü alanı olarak kullanmışlardır. Bize kalırsa birinci türleri ikincilere göre daha makul saymak gerekir. İkinci türler, yenilgi sonrası devrimci hareketin içinde adeta “safralaşırlar” ve sözüm ona “eleştiri” adına yapışkanlıklarını ve yılışıklıklarını bir soytarı kıvraklılığında sergilemenin dayanılmaz hafifliğe ile varlıklarını sürdürürler.  Bizzat sınıf hareketinin kendisi, sınıf mücadelesinin kitleselleşmesiyle bunların varlığının da sonu getirecektir. 1905 Rus işçi sınıfının ayaklanmasının yenilgiyle sonuçlanması, bu türlere sözüm ona “eleştiri” masumiyeti altında Bolşevikleri suçlama ve devrimcilere küfretme, devrimci hareketin kitlesel tabanında yılgınlık ve devrimcilere güvensizlik sağlama olanağını sağlamış, onlar da bu olanağı bol bol kullanmışlardır. Gerçek yüzleri,1917 Ekim Devriminin zaferle sonuçlanmasıyla otaya çıkmış, iç savaşta karşı devrimcilerin yanında yer almakta duraksamamışlardır. Bu sözüm ona eleştirilerin hemen sayılabilecek olanları örgütlenme sorunu, öncülük sorunu, işçi sınıfının iktidar olmasının ve iktidarını korumasının sorunu olarak gözükmesine karşın, altında yatan neden daha derindir ve bütün mesele işçi sınıfının sosyalist iktidarının kurulması ve sınıfsız topluma geçişe ilişkindir. Yani sorun sosyalizmin inşasının “nasıl edilip de” başarısızlığa uğratılacağı sorunudur. Örneğin, Çarlığın yıkılması ve işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesinin yolu olarak önerilen ve Bolşeviklerin örgütlenme tarzı olarak ileri sürüp savundukları ve hayata geçirmeye çalıştıkları sınıf örgütlenmesinin “yukarıdan aşağı doğru” örgütlenmesi tezi, 1905 ayaklanmasının yenilgiyle sonuçlanmasının ardından gerek Menşevikler tarafından olsun, gerekse kâh Bolşeviklerin saflarında, kâh Menşeviklerin saflarında yer alan Troçki ve yandaşları tarafından olsun en ağır saldırılara uğramış, Bolşevikler neredeyse ihanetle suçlanmışlardır.

Devamını oku...

 

Devrimci Sınıf Hareketinin Güncel Sorunları-03

Her sınıf tarihte kendi misyonuyla yer alır, tarihi sürece müdahale eder, süreci şekillendirir. Tarihten birazcık haberdar olan hiç kimse bir sınıfın kendi özgünlüğünü, sınıfsal yapısını, çıkarlarını, iktidarı sürdürüş biçimini diğer bir sınıf lehine terk etmesini bekleyemez. Toplumsal sürecin o aşamasında tarih sahnesine çıkan sınıf bütün toplumsal yaşamı kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda şekillendirir, örgütler ve iktidar yapısını bunun üzerine kurar. İktidarını niçin “ diğer bir sınıf lehine terk etmedi, ya da diğer sınıfın iktidar olma mücadelesine hoşgörülü olmadı” diye yakınmak devrimcilerin düşünce yapısı olamaz. Devrimciler, tarihi sınıf mücadelelerinin tarihi olarak algılar ve kavrarlar. Bu nedenle bizim açımızdan her sınıfın kendisi için iktidar olması ve iktidarını diğer sınıf ve tabakalara karşı korumak için zırha bürünmesi esastır. Derlendirmeler bu esas üzerinden yapılır, tavır bu esasa göre belirlenir. Marksistler için “ilericilik-gericilik” kavramları mutlak kavramlar olmayıp, tarihin bir döneminde ilerici vasfı taşıyan bir düşüncenin, bir hareketin o dönemin koşulları içinde ilericilik vasfı taşıdığı, daha sonraki dönemde gelişen üretici güçlerin tarih sahnesine çıkmasıyla bu sınıfın değerlerinin gericileştiği, ilericiliği artık üretici güçlerin gelişmişliği oranında yeni sınıfın temsil ettiği sosyolojik, kültürel ve tarihsel bir gerçekliktir. Burjuvazi feodaliteyi alt ederken sadece iktidar anlamında değil, temsil ettiği sınıfın değer yargıları anlamında da ilericidir. Feodalitenin değer yargılarını yıkarken, kendi değer yargılarıyla toplumu buluştururken de ilericidir. Ancak ne zaman ki işçi sınıfı “kendiliğinden sınıf” olmaktan çıkıp “kendisi için sınıf” olma bilinciyle hareket etmeye başladığı, kendi değer yargılarını oluşturmaya başladığı zaman burjuvazi bu ileri sınıf karşısında gericidir, onun temsil ettiği değer yargıları da artık gericileşmeye başlamıştır. Bu gün nasıl ki Burjuvazinin feodaliteyi yıkarken taşıdığı ilericilik karakteri tartışılamazsa, iktidar olma evresinde Burjuva iktidarının öncülerinin, Dantonların, Robespiyerlerin iktidar çatışması içinde hayatlarını kaybetmeleri ve hatta Burjuva iktidarının örgütlenmesi içinde yan aldığı halde sonraları “köylü sosyalizmi” olarak adlandırılan düşüncenin öncüsü Babeufun derisinin yüzülmesi de adı geçen dönemde burjuva iktidarının ilericilik vasfından bir şey kaybettirmez. Burjuva iktidarının öncülerinin niçin sosyalist olmadıkları gibi bir abukluğu kimse ileri sürmüyor, onlardan Avrupa’da niçin sosyalizmi inşa etmediklerinin hesabı sorulmuyor ama tarih sahnesine çıktığı dönemdeki ilerici karakterine dair gölge düşürücü bir tavır ve davranışı da kimse ileri süremiyor. Sonuç olarak ilericilik-gericilik kavramları sınıfsal karakteri olan kavramlardır ve sınıfların tarihi süreçteki belirleyiciliklerine göre değişen kavramlardır ve elbette tarih geriye yürümemiştir ve yürümeyecektir. Ancak sıra Türkiyedeki sınıf mücadelesine gelince, “derin analizciler” sınıf mücadelesinin içine işçi sınıfının dışında etnikçilikten-dinciliğe kadar her bir şeyi koymayı ihmal etmezler de, sıra işçi sınıfının sınıf olarak başarılarına ve başarısızlıklarına, örgütlenme ve ideolojik gereklerine gelince dut yemiş bülbüle dönerler. Bunun adı da “sınıfsal tahlil” olur. İrdelemeye çalıştığımız “ Kemalizm” konusunda da kendilerini “solcu” “liberal” v.b olarak adlandıran malum çevrelerin tavırları da bu yaklaşımdan farklı olmamıştır. Öncelikle devrimciler kendi ülkelerinde devrim yapma göreviyle yükümlüdürler ve kendi tarihlerinin sınıfsal tahlililin doğru yapmak ve ders çıkarmak zorundadırlar. Hazır reçeteler, “öğretilmiş” ezberler devrimcilerin eylem kılavuzu olamaz.

Devamını oku...

 

Devrimci Sınıf Hareketinin Güncel Sorunları-02

İktidardaki AKP hükümeti 12 Eylül Anayasasının Anti-Demokratik hükümlerini kaldırarak-sanki 12 Eylül anayasasının demokratik hükümleri de varmış gibi- daha çağdaş bir anayasa yapacağı demagojisi ile değiştirmeyi düşündüğü hükümleri 12 Eylül 2010 yılında Referanduma sundu ve yüzde elli sekiz bir çoğunlukla kitle desteği sağladı. Sorgulanması gereken paradoks devrimciler açısından ideolojik, emekçi sınıf açısından zihinsel bulanıklığın nedenleri ve bir kez daha “ ne yapmalı?”nın gereği üzerine düşünülmesidir. AKP’nin değiştirmeyi vaat ettiği 12 Eylül Anayasasına uzanan sürecin irdelenmesi, karşı-devrimci, gerici saptırmanın boyutlarının ve derinliğinin anlaşılması açısından kaçınılmazdır.

Bilindiği gibi 12 Eylül Anayasası, faşist darbenin toplumsal yaşamı ekonomik, politik, siyasal, kültürel ve diğer yönlerden uzun vadeli düzenleme belgesidir ve anlaşılacağı üzere bir dayatmadır. Bu dayatmanın perde arkasını görmeden, anlamadan 12 Eylülün sorumluluğunu darbeyi gerçekleştiren birkaç generale ve şürekâsına yüklemek ve referandumun sonuçlarının açıklanmasıyla “mal bulmuş mağribi” ertesi sabah generaller aleyhine suç duyurusunda bulunmak için savcılıklara koşmak ve böylelikle “ertelenemez önemdeki devrimci sorumluluğunu yerine getirdiğini ilan etmek” saflık ya da salaklık değilse, bir ikiyüzlülük ve riyakârlık belgesidir. 12 Eylül Anayasasına karşı çıkmak, ülkeyi 12 Eylüle getiren nedenlere karşı çıkmaktır ve bu görev kendisi bizzat 12 Eylülün ürünü olan Egemen güçlerin ve bu güçlerin gölgesinde lafazanlık yapanların değil, kendisi bizzat 12 Eylül Faşizminin ürünü olan AKP nin, 12 Eylül darbesine, faşist darbecilere, işkence ve işkencecilere dün methiye düzüp bugün “mış” gibi yapanların değil, bütün emekçi kesimlerin, işçi sınıfının ve devrimcilerindir. 12 Eylül faşist darbesinin perde arkası, gerçek amacı nedir? Teorik açılımlarla, istatistiksel verilerle okuyucuyu boğmak niyetinde değiliz.

Devamını oku...

 

Devrimci Sınıf Hareketinin Güncel Sorunları-01

Türkiye devrimci hareketinin bugün içinde bulunduğu durum kuşkusuz dünya devrimci sınıf hareketinin içinde bulunduğu durumun bir özeti, bir yansımasıdır. Genel görünüm, yaşam alanları elinden alınmış, çaresiz, dahası sindirilmiş ve ürkütülmüş devasa bir kütlenin, muazzam yığınların burjuvaziye teslim olmuşluğudur. Sınıf hareketinin sorunlarına samimiyetle çözüm arayışında olanların karşı çıkacakları bir tespitten söz etmiyoruz, tersine sorunu doğru ortaya koymadan doğru çözüme ulaşılamayacağından söz ediyoruz. Sorunu atlayarak, ayakları yere basmayan, tek dertleri bu boşluktan yararlanarak sınıf hareketi arenasında sirk cambazlığı yaparak kendilerini “fark ettirmek” olan “ucuz şöhretlere” elbette sözümüz olmayacak. Seslendiğimiz hedef kitle, sınıf mücadelesinin sorunlarını ciddiye alan, dert edinen ve çözüm uğraşısında olan kişilerdir, gruplar ve örgütlerdir.

Bu günün anlaşılabilmesi kuşkusuz dünün çözümlenmesinden geçecektir. Elbette bugünün sınıf hareketinin sorunlarının, dünün sınıf hareketi sorunlarının bir kopyası, değişmezi olduğunu ileri sürüp hazır reçetelere de sığınmak gibi bir kolaycılığa kaçmayacağız. Ancak, dünün sınıf hareketinde ortaya çıkan sorunların birbirini etkileyen, birinin sebebi diğerinin sonucu olan üç ana cephede ortaya çıktığını ve bu günün sınıf hareketi sorunlarının da bu üç ana cephede cereyan ettiğini ve irdeleme ve çözüm önerilerimizin de bu üç ana cephede düğümleneceğini belirtmeliyiz. Tıkanmanın ve çaresiz kalmanın bu üç ana unsurun yeterince kavranamayışında, ideoloji ve örgütlenme ile devrimci sınıf partisinin program sorunlarındaki zafiyetin aşılamamasından olduğunu belirtmeliyiz. Soruna buradan yaklaşılmalı ve eksiklikler ve zafiyetler bu üç noktada ele alınmalıdır.

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...
Sanatsal Yazılar