Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Siyasal Yazılar

Yeni Sömürgeciliğin Değişkenleri/10

Yazımızın bir önceki bölümünde, “gezi” halk hareketine ilişkin AKP iktidarının sözcülerinin aslında aynı olan niyetlerini “mış” gibi yaparak “farklı” gösterme gayretlerinin altını çizmiş ve aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştık.

“AKP iktidarının sözcülerinin eyleme karşı farklı dil kullanmalarının sebebi budur. Osmanlı geleneğinden olanlar eylemin polis şiddetiyle bastırılmasını öne çıkarırken, karşı devrimin inceltilmiş dehlizlerinden geçenler direnişin örgütlenme aşamasına varmasını engellemek için güya daha “ şirin” bir dil kullanmayı tercih etmişlerdir. Bize göre “daha şirin bir dil” kullanan kesim polis zorunu öne çıkaran kesimden daha kurnazdır. Sözüm ona daha hoşgörülü, daha demokrat görünerek suyun denize ulaşmasını engellemenin yolunu aramaktadırlar. Akıl hocası liberallere göre ise eylemin örgütsüz ve ideolojiden yoksun olması övgüye değerdir.” Aradan geçen süre içinde yukarıdaki değerlendirmemiz gerek yandaş medyadaki gerekse iktidardaki ağızlar tarafından doğrulanmış, üstelik 1.10.2013 günlü TBMM açılışını yapan C. Başkanı Gül “ Gezi demokrasinin tezahürü dür” diye buyurmuş!... İktidar partisi Cumhurbaşkanının bu değerlendirmesi ile yürütmenin başı Başbakan R..T. Erdoğan şürekasının /hükümetin ile polisiye tedbirlerin sonuna kadar kullanılması gerektiğine ilişkin değerlendirmesi ulaşılmak istenen amacın farklı sözcüklerle ifadesinden başka bir anlam taşımamaktadır. İktidar sözcülerinin kaygıları aynı kaygılardır.“Gezi” özeli genelleştirilerek, bir bütünsellik içinde, mevcut düzende ifadesini bulan “gericiliğe karşı” başlayan tepkinin örgütlü bir halk hareketine dönüşüp emperyalist/ Kapitalizme yani, sisteme yönelmesinin engellenmesine ilişkindir.

Devamını oku...

 

Yeni Sömürgeciliğin Değişkenleri/09

Geçen sayıda küresel kapitalizmin ideologlarının kitlelerin tepkilerini pasifize etme, sistem içinde eritme politikalarına dikkat çekmiş, gezi olaylarıyla dışa vuran kitlesel tepkiler üzerine geliştirilen çeşitli senaryoların tepkiyi “eritme, etkisizleştirme” üzerine kurulu olduğunu, her ne kadar dışa vurulan, görülen tepkilerin AKP iktidarı görünüründe ortaya çıksa da devrimcilerin tepkinin görünen biçimini küçümsemeden sisteme kanalize etmenin yollarını aramaları, “nasıl”ı düşünmeleri gereği üzerinde durmuştuk. Mısır ile başlayan süreç, Suriye’ye ilişkin suların ısıtılması ve savaş borazancılığının meşruiyetinin yaratılmaya çalışılmasının güncel bir durum olması karşısında, sisteme yönelen kitlesel tepkilerin yaratılan suni denge ile sistem içine çekilmesi, eritilmesi, yok edilmesine ilişkin düşüncelerimizi ve devrimcilerin ne yapılması konusundaki önerilerimizi bir sonraki sayılarda devam etmek üzere Mısır ve Suriye güncelini irdelemeye çalışacağız.

Devamını oku...

 

Kapitalizm Nereye? "Gerçek ve Fantazi"

İki bin on bir yılının Şubat-Mart aylarında küresel krizin Avrupa’da yarattığı panik karşısında ABD zoraki “soğukkanlı” görünmeyi yeğlemesine karşın, ABD’nin de bu zoraki soğukkanlılığı ancak birkaç sürdü. Haziran ayında kredi kuruluşları ABD ekonomisinin girdiği darboğazı peş peşe açıklamaya başladılar. AB deki panik karşısında “bize bir şey olmaz” diyen AKP hükümeti ABD’nin de bir açmaz içinde olduğunu itiraf etmeye başlamasıyla “kriz geliyor” demeye başladı.

Devamını oku...

 

Kürt Hareketi "Destan ve Ağıt"

“Kürt hareketine yakılan lirik destanın trajik bir ağıta dönüşmemesini umuyoruz”

“Bizim oğlanlardan devşirme oğlanlara ve Türkiye’de karşı devrim süreci,1980-2008” başlıklı yazılarımızda, tartışmaya çalışacağımız bu yazının ipuçları verilmiş, ancak konunun dağılmaması için, tartışma konusunun ayrı bir yazı dizisi olarak irdelenmesi gerektiği düşünülmüştü. Tartışılan konunun, evrensel ölçekte yaşanan olayların “sınıf mücadeleleri” ilişki ve çelişkileri kapsamında cereyan ettiği ve “akademik araştırma derinliğinde” olduğunun bilincindeyiz. Ancak, gerek zaman açısından gerekse olanaklar açısından yazımız bir akademik araştırma boyutunda olmayıp, yatın tarihsel sürecin “gösterilmeyen, üstü küllendirilmeye çalışılan” sınıfsal karakterine işaret edilmekle yetinilecektir. İşaret edilmeye çalışılan evrensel boyutta cereyan eden sınıf ilişki ve çelişkilerinin ülkemizdeki özgün görünümü “Kürt sorunu” olarak tekilleşmiş ve gündemin belirleyici yanını oluşturmuştur. Artık “iyi ve kötünün, doğru ve yanlışın, ilericilik ve gericiliğin” ölçeği Kürt sorunu karşısında alınan tavırdır. Konunun bu yönünün yerküre ölçeğinde yaşanan emperyalist/kapitalizmin ilişki ve çelişkilerinin bir parçası ve doğal uzantısı olarak değil de, yalnızca tekil görünümünün, etnik ve ulusçu yanının, yaşananlardan ayrı, soyut olarak ele alınmasında ısrarcı olanların, sistem ölçeğindeki gelişmeleri kavrayıp, uygun ve tutarlı tavır takınmaları beklenemezdi ve bugünkü kavrayış ve görünüm de budur.  Bilinen anekdottur:  Devrimciler arasında devrimci hareketin stratejisinin “köyden şehirlere mi, şehirlerden köylere” mi olacağı konusunda hararetli tartışmaların yaşandığı günlerde Kemal Tahir yılların birikimiyle tartışma içindeki devrimcileri Emperyalizmin gücü konusunda uyarmaya çalışır. Emperyalist/Kapitalizmle mücadelede devrimci örgütlenmenin yetersizliğini, kitlesel bağların zayıflığını, mevcut örgütlenme ile savaşmaya kalkmanın yenilgisinin ağır olacağını ve sistemin devrimcileri acımasızca yok edeceğini söyler, uyarı üstüne uyarılar yapar. Tartışma o noktaya gelir ki, neredeyse Kemal Tahir, “zaten devrimci olmamakla” “Osmanlı hayranı olmakla” ve bir adım daha gidilerek  “hain” olarak suçlanır. Kemal Tahir nihayetinde uyarılarına verilen suçlayıcı tepkilere dayanamayarak o meşhur veciz sözünü eder: “ Emperyalizm adama bokunu yedirtir”…

Devamını oku...

 

Bizim Oğlanlardan Devşirme Oğlanlara

TÜRKİYEDE KARŞI DEVRİM SÜRECİ

1980-2008

Yazının amacı, “bir şeylerin yeniden keşfi” olmayıp, somut olgulardan hareketle karşı devrimin gelişme çizgisini izlemek ve antiemperyalist-antikapitalist sınıf hareketi açısından olanlar, olması gerekenler ve olabilirlikler üzerinde tartışmaktır.

Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi, karşı devrim sürecinin 1980’lerden itibaren irdelenmesi, bu tarihin bir başlangıç değil, karşı devrim açısından bir dönüm ve yapılanma sürecinin başlangıcı olduğu nedeniyledir. Karşı devrimin yapılanmasının “niçin 1980” tarihi alındığına ilişkin irdelemenin bu tarihe kadar olan gelişiminin açılımı için Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş sürecinin kısa bir özetinin zorunlu olduğunu düşündük. Bu nedenle giriş bölümü Kuruluş süreci ile 1960 dönemini kapsayacaktır. 1950’lerde başlayan emperyalist-kapitalizme adapte olma süreci adım adım yeniden yapılanmalarla bugüne değin gelmiştir. Bu süreç hazırlık sürecidir. Ancak 12 Eylül 1980’lerde başlayan süreç, hazırlığın tamamlandığı ve sisteme entegre olunmaya başlandığı süreçtir. Bizce 12 Eylül 1980 öncesi ile sonrasının ayırıcı temel özelliği de budur.

Devamını oku...

 

Demokrasi ve Diktatörlük

Tarih sahnesine çıkışından beri burjuvazi ne zaman “yönetemez” duruma düşmüşse, “yönetememe”  gerekçesini, demokrasinin kurumsallaşmadığına bağlamış, yönetilebilir bir toplum yaratmanın yöntemini de demokrasinin toplumsal sınıf ve katmanlarda yerleşmesi olarak görmüştür. Egemen sınıf olarak burjuvazi bu tezini toplumun sözü geçen ve etki alanı yaratan, kanaat önderlerine, yazar-çizer kesimlerine de ezberlettirmiştir. Bu gün her kesimden, sağ-sol, liberal, irticacı, faşist bütün kesimlerin koro halinde bıktırırcasına tekrarladıkları nakarat  “toplumsal açmazdan kurtulmanın” reçetesi olarak demokrasinin işlerlik kazandırılmasıdır. Bunlara göre, -söyleyenlere göre, ama söyletenler asla böyle olmadığının çok açık bilincindeler- demokrasi öylesine bir kuş ki, bu kuşun havalanması için “istemek” yeterlidir, hele bir istenince dünyanın en gelişmiş demokrasisini inşa etmek mümkündür. Bu gün gelinen nokta, bu nakaratın en çok da emek eksenli kişi ve örgütlerce bir “ kurtuluş reçetesi” olarak ısrarla seslendirmeleri bu noktada bir o kadar korkutucu, bir o kadar karamsarlıkla doludur. Adeta burjuvazi kendi sözcülüğünü yapma görevini “sol” yaftası altında bu kişi ve örgütlere devretmiştir. Aykırı bir söz, bir eylem ya da davranış öncelikle de kendilerini sol ve emek yanlısı ilan eden bu örgüt ve kişilerce aforoz edilmeye hazırdır. Toplumsal bilinci belirleme ve yönlendirmede korkunç bir silaha dönüşen yazılı ve görsel medyanın gün yirmi dört saat işi, sözüm ona her kesimden “demokrasi güzellerini” kitlelerin önünde piyasaya sürmek ve onların köreltilen bilincinde bu güzellerin kabul görmesini dayatmaktır. Kitleler, kendilerinin köreltilmiş bilincine yamanan bu ucubenin gerçek yüzünü gördüklerinde çoğu kez atı alan Üsküdarı geçmiş olmakta, tenlerinde yırtıcı bir hayvanın pençe izleri körlüğün ve körleştirilmenin nişanesi olarak aldatılmışlıklarını simgelemektedir.

Devamını oku...

 

Emperyalist Kapitalizmin Yeni İmajı:AB

Mizahçılara inat bir bilim adamı “savaş ve terör”ün tanımını yaparken “büyük devletlerin terörüne savaş, küçük devletlerin savaşına terör denir” diyor.

Emperyalizmin ABD eliyle ve öncülüğünde yürüttüğü savaşlar 20.yüz yıl ortalarında ABD nin saldırgan yüzünü ve kullanılan yöntemleri bütün çıplaklığı ile ortaya çıkardı. Dünya halklarının gözünde ABD artık bir katil ,bir sömürgecidir.Otuz yılı aşkın süredir Vietnam’da,Kamboçya da, Laos gibi Asya ülkelerinde doğrudan, Latin Amerika ülkelerinde faşist işbirlikçileri eliyle uyguladığı vahşet ABD nin emperyalist politikalarını uygulamada “ havuç ve sopa” ikileminde “sopa”yı, yani doğrudan ve açık biçimde “zor”u araç olarak kullanmasındandır.

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...
Sanatsal Yazılar