Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Yeni Sömürgeciliğin Değişkenleri/15

1-2002 yılında ABD Dış işleri Bakanı Rice’ın “Yeni bir Ortadoğunun zamanı geldi” kehanetinin üzerinden on iki yıl geçti. Hatırlanacaktır, bu kehaneti ABD’nin “Saddam Diktatörünü devirerek Irak’a Demokrasi getirme gerekçesiyle”  Irak’ı işgali izledi. Irak’ın işgalinde ABD “yerli işbirlikçilerini”  oluştururken  “Iraklı” kimliği yerine “Sünni”, “Şii” gibi mezhepsel, “Türkmen”., “Arap”, “Kürt” gibi etnik argümanları kullandı. Gerek mezhepsel bazlı argümanlar, gerekse etnik bazlı argümanlar sandılar ki Saddam rejiminin devrilmesiyle kendilerine gün doğacak ve ırakta hâkimiyetlerini ilan edecekler. On iki yıllık zaman dilimi içinde mezhepsel argümanlarla etnik argümanların oluşturduğu cepheleşmenin birbirlerini kırma savaşları giderek tırmandı ve baskın güç Işid yazılı ve görsel medyanın ana haberleri sütununa yerleşti. Hemen belirtelim ki Saddam rejiminin yıkılmasını takiben ABD ve AB kökenli Petrol şirketleri, daha işgal planı aşamasında hazırladıkları Irakın Petrollerinin işletilmesine ilişkin sözleşmelerini ortaya sürüverdiler ve imzaladılar. “Kapitalist Demokrasisinin” ilk koşulu böylelikle yerine getirildi. ABD Irak”ın enerji kaynaklarını güvenceye aldıktan sonra sözüm ona askerlerini Iraktan çekti ve kukla hükümeti etnik ve dinsel alanda cepheleşen güçlerle baş başa bıraktı. Irakta kendilerini bir halt sanan etnik ve mezhepsel kökenli cepheleşmelerde birbirlerini yiyedursunlar Irakın işgalinden elde edilmesi beklenen ilk adım gerçekleşecektir ancak beklenen sadece bu olmayıp diğer adımlar da peşinden gelecektir.

Birinci paragrafa ek: AKP hükümeti Iraka askeri güç göndermek için yani Irakın işgalinde   

ABD nin yanında yer almak için TBMM den ısrarla tezkere çıkarmak için can atmış, ancak tezkere kıl payıyla çıkmamış, AKP hükümetinin iştahı boğazında kalmıştır.

 

2-Irakta birbiriyle çatışan etnik ve mezhepsel güçler Irak’ın farklı bölgelerinde egemenlik alanı savaşını sürdüredursunlar ABD bu kez sıraya Suriye’yi almıştır. Dünya kamuoyuna gerekçesini de “Diktatör Esat rejimini devirmek ve Suriye’ye demokrasi getirmek…” olarak lanse etmiştir.

3- Kronolojik sıralamayı bugünden geriye doğru yapmamız gerekiyor. Kapitalist/Emperyalizmin Orta-Doğu ve Kuzey Afrika’daki bugünkü görünümünün anlaşılması için dünden bugüne izlenen sürecin doğru kavranması gerekiyor.

4-İki bin onlu yıllarda Kapitalizmin sözcülerini “uçuran” “Arap Baharları!..”… Libya’da Muammer Kaddafinin öldürülmesiyle iktidarın “Arap Baharı tezgahçılarının” yerli Libyalı kimliğine bürünmüş “ İslamcı sekreterlerine” iktidarın teslimi… Tunus’ta İslamcı Ennahda Partisinin iktidara getirilmesi… Yemende baharın şimdilik kesilmesi ama El Kaide gibi İslamcı saldırıların hedefinde olması… Bu meşhur Arap Baharının muhtemelen iklim şartları nedeniyle Irak’a gelemeyişi nedeniyle ABD ve AB yani Batı emperyalizmi ıraklılara “Bahar” yerine denenmemiş silahlarını deneyerek  ve silah stoklarını eriterek Demokrasi getirdi. Mısır, Libya, Tunus, iletişim araçlarından gizlense de ve kitlesel hareketler cılız da olsa diğer Arap ülkelerinin tümünü sarmış durumdadır.

Arap Baharlarının mahiyetine ilişkin bir not: Kitlesel eylemleri düzenleyenler bu ülkelerdeki teneke diktatörlerin iktidar egemenliklerine son vermeyi amaçlayan sol partiler ve sola açık demokratik kitle örgütleridir. Özellikle Kuzey Afrika’da Jeopolitik öneme sahip Mısır ve Tunus için bu tespit tartışmasız doğrudur. Her iki ülkede de başlangıçta kitlesel eylemler içinde olmayan, dahası karşı çıkan, kitlesel eylemlerin önünün alınamayacağı kesinleşince bu eylemlerde yer alan Mısır ve Tunus’taki siyasal İslamcı Müslüman kardeşlerin  eylemlerin sonucunu lehlerine çevirip parsayı toplayarak iktidar olmalarının çıplak gerçeği eylemlere öncülük eden sol parti ve kitle örgütlerinin aymazlığıdır, iktidarı alma yeteneğinden yoksun ve İslamcı güçlerle uzlaşmacı tavır içinde olmalarıdır. Tunus’ta C. Başkanının sol cepheden olması ve Tunus parlamentosunda sol partilerin birkaç milletvekiliyle temsil edilmesi bu gerçeği doğrulamaktadır. Sol güçler ellerinden kitlesel eylemlerin olgunlaştırdığı iktidarı ele geçirmek yerine Parlamentoda olmayı yeterli görmüşlerdir. Bir tarihi fırsat aymazlıklar nedeniyle heba edilmiştir.

4- İki binli yılların başında Siyasal İslamcı AKP Türkiye’de seçimler yoluyla iktidar olmuştur. AKP iktidarının sözcülerinin üç dönemlik iktidarlarını değerlendirilmelerine bakılacak olursa birinci iktidar dönemleri çıraklık dönemi, ikinci iktidar dönemleri kalfalık dönemi, üçüncü ve halen süren iktidar dönemleri de ustalık dönemleri… Gerçekten üçüncü dönemleri ustalık dönemleridir çünkü toplumsal yaşam siyasal islamın gereklerine göre biçimlendirilmiş ve siyasal İslam topluma yaşam biçimi olarak dayatılmış, dahası-kim ne derse desin-kabul ettirilmiştir. AKP nin iktidar olmasında kendilerine liberal diyen tayfanın AKP ye hizmetleri(!) elbette unutulmaz. AKP nin “statükoyu değiştireceğim”  söylemi bu cenahı adeta mest etmiştir. Gerçekten statükoyu değiştirmiştir. Değişen statükonun yerine ikame edilen ise siyasal ilamdır. Bugün AKP nin R.T.E nezdindeki diktatoryal efelenmelerine veryansın etmelerinin nedeni artık Siyasal islamın bu güruhun yardımlarına ihtiyacı kalmadığından ötürüdür. ( İranda Şahın devrilmesi sürecinde  ve sonrasında Sosyal Demokrat Halkın Mücahitlerinin ve  İran Komünist Partisi TUDEH’in Humeynicilerle ortak hareket etmesi, Liberal Beni Sadr’ın başbakanlığa atanması unutulmamalıdır. İslamcılar iktidarlarını pekiştirince Beni Sadr ve Mütcahitler  sürgün edilmiş, TUDEH üyeleri birer birer öldürülerek ortadan kaldırılmıştır. İslamcıların bu oyununa gelmeyen Halkın Fedaileri “Fedain” İslamcı iktidar karşısında yalnız bırakılmış ve yenilmiştir.) ayrıca AKP nin iktidar olmasındaki hukuki ve yasal engelin sözüm ona demokrasi adına Sosyal Demokratlar tarafından kaldırıldığı da belleklerdedir. Asıl önemlisi de AKP nin iktidara hazırlık aşamasında Türkiye Solunun pusulasını şaşırmış olmasıdır. Burada ayrıntıya girmek yerine sadece Siyasal İslamcılara da örgütlenme özgürlüğünün tanınması borazanın öttürülmesi sözüm ona solun bu kesiminin  “adrenali” olmuştur. Ya Laisizm ne olacak? Diyenlere de tepeden bakılmıştır. Oysa Büyük orta Doğu Projesinin mimarlarının en büyük sorunu Türkiye’deki yarım yamalak laisizmdi ve gerek ABD resmi yetkililerinin gerek CİA istasyon şeflerinin gerekse Kapitalizmin ideologlarının asıl derdi Laiksizimdi ve onların deyişiyle “ Türkiye Kemalizm’in katı laik tutumundan vazgeçmeliydi ve Türkiye’ye en uygun yönetim Siyasal İslam’dı”… Türkiye solunun bu kesiminin bunlarla aynı kaptan yemek yediğini hala da anladıklarını düşünmüyoruz… Peki ama kendinizi illa da “sol” olarak adlandırmak zorunda mısınız?.

5-Şimdi birkaç yıl daha geriye gidelim. 20. Yüzyılı son çeyreğinde SSCB etkin olduğu Afrika ve Asya da bu etkinliği kırmak için SSCB yi çevreleyen alanlarda “yeşil kuşak” projesini uygulamaya başlamışlardır. Afganistan gibi ilerici rejimlerin olduğu Müslüman ülkelerde şeriatçı Taliban örgütünü oluşturmuş, eğitim, silah ve mühimmat konularında destekleyerek ilerici rejimlere bu kuklalar tarafından savaş açtırmıştır. Yasal platformda Afrika ve Asya’da örgütlü olan Siyasal İslamcı “İhvan”a  ( Müslüman kardeşler) desteğini artırıp işbirliğini ilerletirken Taliban,El Kaide, El Nusra, Boko Haram gibi şeriatçı silahlı örgütlenmelerin temelleri de bu dönemde atılmıştır. Bu örgütleri silahlı bir güç haline getiren batı kapitalizmidir. Doğrusu Batı kapitalizmi bunda başarılı da olmuştur. Bu ülkelerdeki ilerici rejimler yıkılmış, ülke yeniden Kapitalizmin hegemonyası altına girmiştir. Bu güçler daha sonra ABD ye karşı kafa tutar görünümü sergileseler de ABD “uzayan boynuzlarını keserek” varlıklarına son vermek yerine uygun durum ve koşullarda kullanmak üzere hep yedeğinde tutmayı yeğlemiştir. Çünkü bu örgütlerin ne kullanım süreleri bitmiştir ne de emperyalizmin bunlara duyduğu ihtiyaç… Çünkü sırada daha ırak ve Suriyedeki Baas rejimlerinin işinin görülmesi, her fırsatta Batı kapitalizmine “siktir” çeken Kaddafinin defterinin dürülmesi vardı…Şimdiki görevleri de Büyük Orta Doğu projesinin gerçekleştirilmesinde figüranlık görevidir. Orta Doğunun mevcut ve ABD nin bir türlü düzene koyamadığı iktidarlarından yaratılan bıkkınlığın ve ortaya çıkan boşluğunu ABD nin istediği biçimde doldurmasının gerekçesinin yaratılmasıdır. Değilse Batı Kapitalizmi İŞİD, EL Nusra, Taliban gibi örgütlere bulundukları alanda iktidar olanağı tanıyacak kadar saf değillerdir. Dinci terör örgütleri sahipleri adına taşeronluk yapmaktadırlar ve siyasal boşluk yaratmakla görevldirler.

6- Bu süreçle eş zamanlı olarak Türkiye’deki manzara nedir? 12 Mart Faşizmini ardından Türkiye solunun derlenip toparlandığı, kitlesellik kazandığı dönemdir. Grevler, işgaller, boykotlar birbirini takip etmektedir. Karşı devrimci güçler ya devlet destekli MHP ve ÜGD gibi faşist örgütlerle kitlesel hareketlere karşı saldırılar düzenleyip kitle katliamlarına yöneliyor,  ya da bizzat devlet içi faşist örgütlenmelerle devrimci avına çıkıyorlardı. Öldürmeler, kaçırmalar, işkence ve devrimcileri cezaevlerine kapatma resmi ve sivil faşist güçlerin başlıca eylem biçimiydi. Karşı devrimin bütün bu saldırıları devrimci hareketin kitleselleşmesinin önüne geçemedi ve karşı devrimin gözünde devrimciler mevcut iktidarın korktuğu bir güç haline geldi. Bu gidişe toptan bir dur demenin yolu faşizmdi ve 12 Eylül faşizmi bu koşulların ürünüydü. Darbe ABD de planlanmış ve Beyaz sarayla, Washingtonla bir dizi görüş alış verişinde bulunulmuş, bunların onayı alınarak gerçekleştirilmiştir. Zira, 12Eylül darbesini yapanlara ilişkin ABD yetkililerinin darbeciler için “Our boys” (bizim çocuklar tanımlaması belleklerdedir). 12 Eylül generalleri darbeye gerekçe olarak Erbakanın Konya Mitingiyle manevi değerlere hakaret ettiğini, Laisizmin tehlikede olduğunu,  kendileri darbe yapmasalardı devrimcilerin  silah zoruyla iktidarı alacaklarını göstermiştir. Laisizmden söz eden 12 Eylül faşizminin ilk ve sürekli hale gelen icraatları ise toplumsal yaşamı dinselleştirmek olmuştur.  Uçaklardan şehirlerin, kasaba ve köylerin üzerine ayetler atmak, ülkenin her tarafını kuran kurslarıyla donatmak, yerden mantar biter gibi imam Hatip liseleri açmak bilinen icraatlarıdır. Orta öğretim kurumlarında din derslerinin zorunlu kılınması 12 Eylül anayasasının hükmüdür. Anayasa oylamasında cemaat ve tarikatlarla 12 eylül generallerinin yaptığı pazarlıklar da             unutulmayanlar arasındadır. Dikkat çekici bir diğer husus tarikat ve cemaatlerin 12 Eylül paşalarıyla hiçbir sorun yaşamadığıdır. 12 eylülü takip eden iktidarlar sivil 12 Eylül iktidarlarıdır ve her biri toplumsal yaşamın dinselleştirilmesi için duvara bir taş koymuşlardır. Alt yapı bu uzun dönemde tamamlanmıştır. AKP iktidarı siyasal İslamın alt yapısı tamamlanmış “ toplumsal dönüşüm projesini” 2002 seçimlerinde iktidar olarak devralmıştır. Bu gün gelinen noktada bu projenin sonuna gelinmiştir.

7- AKP nin topluma siyasal İslamın öngördüğü yaşam biçimini dayatmasından bunalan kitleler AKP iktidarına Gezi eylemleriyle cevap vermişlerdir. Gezi, yaşam biçimine müdahale edilen kitlelerin siyasal İslam dayatmalarına karşı bir restidir ve AKP iktidarının Gezi eylemlerinden bu kadar rahatsız olmasının nedeni de budur. Gezi, toplumsal yaşamda laisizmin dirilmesidir. 

8- Biraz daha geriye gidelim, 1960 lı yılların ortalarına…1965 lerde başlayan solama süreci kapsamında Emekçi yığınların mücadelesine omuz veren, gericiliğe boykot ve işgallerle cevap veren, toprak işgallerinde yoksul köylülerin yanı başında, grevlerde işçi sınıfının içinde, anti emperyalist mücadelede alanlarda olan devrimcilere karşı karşı devrimin saldırı gücü İslamcılar olmuştur. Kitlesel gösterilerde saldırgan güç olarak bunlar kullanılmıştır. Akıncılar, Milli Türk Talebe Birliği, Komünizmle mücadele Dernekleri bu gerici güruhun örgütlendiği ve saldırı eylemlerini gerçekleştirdiği devlet destekli yuvalardır. ABD Askerlerinin Deniz Gezmiş önderliğindeki devrimciler tarafından Dolmabahçeden denize atılmasına, 15-16 Mart olaylarında devrimciler üzerine bomba atılmasında, Taylan özgürün öldürülmesinde Devlet bu güçleri kullanmıştır. Bugün iktidar kadrolarının önde gelenlerinin tümü bu dönemde bu İslamcı örgütlerde yetişmiş kişilerdir.  Bu dönemde Devrimci harekete saldırı gücü işbirlikçi iktidarlar tarafından bu gruba verilmiştir.  Faşistlerin bu görevi devralmaları 12 Eylül öncesi döneme denk gelmektedir. Bu gün faşistler görece karşı devrimci şiddetten uzak duruyor görünmekteler. Ancak bu aldatıcı olmamalıdır, aksi durumda faşistlerin varlık nedeni ortadan kalkar. Bu gün kitlesel olarak toplumsal yaşamın dinselleştirilmesine karşı çıkanların korkutulup sindirilmesinde dinci örgütler beslenip, desteklenmektedir. 2000 li yıllarda domuz bağıyla sayısız insanı infaz eden Hizbullah’ın Jitem tarafından korunup kollandığı, desteklendiği ve bir terör unsuru olarak kilelerin üzerine salındığı herkesçe bilinen bir gerçektir.

Özetlersek, Siyasal İslamcı örgütlenmeler bağımlı ülkelerde iktidar aracı olarak kullanılmak üzere Emperyalist/kapitalizm tarafından üretilmiş bir projedir.

Şimdi Orta Doğuda İŞİD, değişik görünümüyle Müslüman Kardeşler, El Kaide, El Nusra, Taliban, Ukraynadaki Faşistlerin ne yaman demokrasi güçleri olduğuna ilişkin ABD yalanları, AKP iktidarı, RTE, Bülent Arınç, Cemil Çiçek… İrili ufaklı ne varsa alt alta koyup toplayalım ve sonucu yazalım: Siyasal İslam Bir ABD projesidir ve emperyalizmin dinsel görünümlü sekreteryalarıdır.

Sonuç olarak; Şayet bu tespit doğruysa ilerici kesimin hele ki kendilerini Sosyalist, Komünist olarak adlandıranların, sanki laisizm Kemalizmin orijini imiş gibi  Laisizme burun kıvırmaları insanlığın ilerici birikiminin inkarıdır. Laisizmin sınıf mücadelelerinin bir kazanımı olduğunun inkarıdır. Günümüzdeki Orta doğuda yaşanan İslamcı gelişmelerin arkasındaki gücün alenen  Emperyalist güçler olduğu gerçeği artık anlaşılmalıdır. Laisizmi yeniden ve ciddi biçimde sahiplenmesi gereken ve laisizme en çok ihtiyacı olan devrimcilerin aymazlıklarından uyanmalarının zamanıdır. Yarın geç olabilir. 

 
Sanatsal Yazılar