Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Uygarlık Çatışması mı Sınıf Mücadelesi mi? Makalesine Dipnot-04

DİPNOT

“Kitle” dergisinin 2006 Haziran sayısında ( 59 sayı) yukarıdaki başlıkla yayınlanan makalemizde “ Kapitalizm, bugün “terörist” olarak tanımladığı “siyasal İslam”ın gelişimini ve güçlenmesini bizzat kendisi yaratmış ve yarattığı bu ucubeyi de yine saldırgan ve işgalci amacına uygun olarak kullanmıştır, kullanmaktadır” denilerek, yazıya “ Küresel kapitalizme karşı bağımsızlığın, Ortaçağ gericiliğine karşı laisizmin savunulması, sınıf mücadelesinin değişik görüntüleridir” denilerek devam edilmiştir. Yukarıya alıntıladığımız tespitin “ siyasal İslamın Batı kapitalizmince yaratıldığı”na ilişkin bölümü sosyalistler dışındaki gözlemcilerce de kabul görmektedir. Belki apaçık bir olgunun dolaysız gözlemidir. Ancak, siyasal İslamın, yaratıcısı kapitalizm tarafından kullanıldığı hususu sosyalistler ile diğer gözlemcilerin ayırım çizgisidir. Konu, ırakta, siyasal İslamın silahlı gücü Zerkavinin öldürülmesi ile yeniden güncellik kazanmıştır. Sistemin sözcüleri tarafından son beş yılın değerlendirilmesine ve önerdikleri çözümün içeriğine bakıldığında, aşağıdaki özet bilgiye ulaşmak zor olmayacaktır.

 

2001 yılında eylemcileri siyasal İslamcılar olan ABD deki Ticaret Merkezinin bombalanması, Beyaz Saraya yönelik saldırı girişimi, Küresel kapitalizmin propaganda araçlarına inandırıcılık ve yeni saldırılara zemin hazırlamıştır. Hollywood tarzı senaryolarla önce “düşman” yaratılacak ev “yaratılan düşmana karşı” savaşılacaktır. 20.yüzyılın son çeyreğinde SSBC nin nüfuz alanında bulunan ve nispeten ilerici yönetimlerin hakim olduğu Afganistanda, ilerici yönetimleri devirmek amaçlı operasyonları CIA bizzat organize etmiş, bugün, ABD’nin “ düşman” saydığı ve Afganistan işgaline gerekçe gösterdiği Talibanı ilerici Afgan yönetimine karşı savaştırmak üzere bizzat örgütlemiş ve silahlandırmıştır. El Kaide bu dönemde vücut bulmuş ve devasa olanaklarla ABD ve kuklası Suudi Arabistan sermayesince Sovyetlere karşı savaştırılmak üzere organize edilmiştir. İran-ırak savaşında hem İrana hem de Irak’a silah satmakta tereddüt etmemişlerdir. Dahası, Saddam Hüseyini açıkça desteklemişlerdir. Bu dönemde “hür dünyayı tehdit eden ve savaşılması gereken düşman” SSCB idi. SSCB nin dağılmasıyla yeni “ düşmanlara” ihtiyaç duyulacaktı ve bu düşmanın yaratılması da uzun sürmeyecektir. Yeni düşman, Sosyalist SSCB ye karşı savaştırılmak üzere organize edilen, ancak SSCB nin dağılmasıyla “misyonu” sona eren “siyasal İslam” olacaktır ve düşmanlığın inandırıcı temelleri de çok geçmeden atılacaktır. SSCB nin yıkılmasıyla, bu yazının önceki bölümlerinde de sözü edilen sistemin sözüm ona Profesörleri  Fukiyamanın “ Tarihin Sonunu”nu ilan eden tezi ile Huntington’un “Uygarlıklar Çatışması” tezinin kynaklık ettiği Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika projesinin siyasal yönünün “ılımlı islam2 olarak formüle edilmesi tesadüf değildir. Emperyalizmin sözcülerinin toptan ve bir ağızdan-ki AB sözcüleri de bu dayatmanın içindedir- Türkiye için “ ideal siyasal modelin” “ılımlı islam2 olduğuna ilişkin kehanetleri bu açıdan değerlendirildiğinde, bu paralı profesörlerin ne dediği , ne demek istediği açıkça görülecektir. Sosyalistler elbette “ Kemalist “ değildirler. Ancak, emperyalizmin sözcülerinin istediği noktada ve istediği üslupta Kemalizme küfür edereken, kimin küfür ettiğine değil kimin küfür ettirdiğine bakmak gerekecek. Sosyalizm insanlığın ilerici birikimlerini miras kabul eder ve bunu ileriye taşır. Nasıl ki , Fransız Burjuva devriminin insanlığa kattığı ileri birikimler bütün insanlığın mirası ise, Simon Bolivardan, CHE’ye-Fidel Kastroya, Hoşiminden Giap’a, Sömürüye ve gericiliğe karşı dünyanın neresinde ve kim tarafından verilirse verilsin bütün mücadeleler sosyalistlerin mirasıdır ve emperyalizmin saldırılarına karşı bu mirasın savunulması ve ileriye taşınması aynı ölçüde devrimcilerin görevi ve borcudur. Bu nedenle sosyalistler emperyalizmin ağzıyla ilerici birikimlerin simgesi olan isimlere küfür edemezler ve sosyalistler de bu küfürlere karşı sessiz kalamazlar. Bu gün yeni Osmanlıcıların, Siyasal İslamcıların, etnikçilerin ve Küresel kapitalizmin sözcülerinin koro halinde Kemalizme küfretmeleri, antiemperyalist bilincin pasifikasyonunudur ve emperyalist kapitalizmin düşünce tarzının sözüm ona sosyalistlerce kabullenilmesi gafletidir. Artık utangaçlık bırakılmalı ve marksizmin dosta düşmana karşı açık ve net kimliği ile davranılmalıdır. Küresel kapitalizmin yerküreye gemen olma hevesinin önünde ne varsa tümüne düşman olduğu unutulmamalıdır. Nasıl ki Sosyalistlerin faşistlerle aynı dili konuşma, aynı eğilimleri paylaşma hakkı yoksa, milliyetçiliğin bütün renklerine karşı tavır almaları bir zorunluluksa,aynı şekilde emperyalistlerce ve onların figüranları siyasal İslamcılarla da aynı dili kullanmaya, aynı eğilimleri paylaşmaya hakkı yoktur, olmamalıdır. Bu egemenliğin tesisi için yaratılan ve neredeyse dönüm noktası, milat sayılan  2001 yılında ABD ye yapılan saldırıda kullanılan siyasal İslamcılar, Emperyalizmin yeni işgallerinin de gerekçesi oluşturacaktır. Irakta Zerkavi bu misyonun adıdır ve işgalci güçlerce öldürülmesi bu gerçeği asla değiştirmeyecektir. Irak direnişinde Zerkavinin temsil ettiği “siyasal islamın ırak direnişini örgütleyen, sürdüren Irak halkınca kabullenilmediği de unutulmamalıdır. Zerkavi ve temsil ettiği siyasal İslamı “direnişçi” olarak tanımlamak işin iç yüzünü bilmeyen geniş kamuoyunca Emperyalist senaryolara inandırıcılık kazandıracaktır. Bu nedenle emperyalizme karşı tutarlı ve nihai tavrı ancak sosyalistler alabilir. “Siyasal İslamlcıların” anti-emperyalizmi tam da yukarıda sözünü ettiğimiz Hollywood senaryolarına uygundur ve emperyalizmin işgal ve sömürüsüne kitle desteği sağlama yönünden gerekçe oluşturmaktadır. 21. yüzyılda kapitalizmle sorunu olmayan toplumsal kesimlerin anti-emperyalist tavır almaları beklenemez. Kapitalizmin gelmiş olduğu aşamada antiemperyalist mücadele ile anti-kapitalist mücadele iç içe geçmiştir, kapitalizme karşı mücadelenin öncüleri aynı zamanda emperyalizme karşı mücadelenin de öncüleridir ve işçi sınıfının sosyalist önderliği dışında bu mücadeleye önderlik edecek toplumsal sınıflar tarih sahnesinden silinmiştir. Bu nedenle sosyalistlerin ve diğer ilerici güçlerin, siyasal İslamcıların “ görünürdeki”antiemperyalizmine sempati beslemeleri ancak emperyalizmin senaryolarına inandırıcılık kazandırır, küresel kapitalizmin ekmeğine yağ sürer. Devrimciler, karşı devrimin ideolojik tuzaklarına, çarpıtmalarına, gerçeği soysuzlaştırmalarına karşı uyanık olmak zorundadır.

 
Sanatsal Yazılar