Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Küresel Kapitalizm Koşullarında Faşizm Üzerine Bir Deneme/08

Bilinen atasözüdür. “Azrail oğlan dağıtıyor” demişler, oğlan çocuğu beklemekten ömrünü tüketmiş birisi “aman ha… demiş, elinizdekini de almasın da”…

“Oğlan dağıtıcılar” AKP iktidarına düzdükleri övgünün, iktidar yalamalıklarının henüz mürekkebi kurumadan özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra halkın çaresizliğine derman, açmazlarına umut oluverdiler. Bir akıl hocalığı, bir akıl hocalığı… İnsan ister istemez böylesine birikimli, böylesine köklü bir aydın sınıfına sahip bir ülkede nasıl oluyor da Siyasal İslamcı bir parti yüzde ellilere varan bir oyla bağıra çağıra, niyetini, amacını gizlemeden iktidar olabiliyor, nasıl oluyor da aynı meşrepten MHP yüzde yirmilere varan oy alabiliyor diye şaşıp kalıyor.  Sanki bu ülkede On Üç yıldır AKP iktidarı yoktu, sanki AKP iktidarının kaynağı bir sırdı da bu sırrın farkına yeni vardılar, yeni uyandılar… Nasıl oluyor da otuz,  otuz beş yıl öncesinin devrimci sınıf hareketinin doğal kitlesel tabanı olan aleviler inanç labirentinde boğuluyor ve dünün devrimcileri canhıraş dinsel/mezhepsel inancın değirmenine su taşıyorlar… Bir yandan etkin kökene dayalı siyaset söylemi sınıf mücadelesinin yerine ikame edilirken, diğer yanda sözüm ona geçmişinde Marksist olduğunu iddia eden bir başka siyaset özel harpçileri, emekli kontr-gerillacıları “vatansever” kisvesi altında cilalamaya çalışıyor? Kurt puslu havayı sever, puslu havada gözünün önünü göremeyen kurbanının şah damarına dişlerini geçirir. Ve tabi bu çabanın içinde olanların ortak paydaları kuşkusuz “ne için ve kimin için” istendiği de bulanık, ancak sonuç itibariyle kime hizmet edeceği tartışmasız  olan demokrasi!... Mezbahaya götürülen koyunların kasap bıçağına boyunlarını sürtmesi gibi toplumsal açmazların nedeninin kapitalizmin çıkmazı ve keskinleşen sınıfsal ayrışma olduğunun farkına varamayanlar ya da bilinçli olarak bu ayrışmayı sistemin artı hanesine yazanlar boyunlarını kapitalizmin keskin bıçağına sürttüklerinin farkına vardıkları zaman ya çok geç olacak ya da girilen açmazdan geri dönüş imkânsızlaşacaktır. Ne yaptığını bilenler için mesele yoktur, onlar sınıfsal misyonlarının gereğini yerine getirmektedirler… Sonuçta “düğün evi” diye gidilen, kurtların kurban törenidir… Oysa kapitalizmin bunalımlarının ötesinde krizlerinin süreklilik kazandığı, yaralı hayvan gibi eceli yaklaştıkça her geçen gün saldırganlığının arttığı, tarihinin hiçbir döneminde böylesi çaresiz bir açmaz yaşamadığı, yerkürenin son sınırlarına kadar dayandığı ve artık mezarından başka gidecek bir yerinin kalmadığı bir dönemde, “kapitalizmin mezar kazıcısı”   toplumsal güçlerin gündemi belirleme ve toplumsal dinamikleri yönlendirme iradesine ve örgütlülüğüne, yetkinliğine sahip olması gerekmez miydi?  

 

Burjuvazi, iktidar dayanakları arasında hurafenin küçümsenmeyecek yeri olan Krallar/Derebeyler iktidarını yıkarken, feodal iktidarların dayanağı hurafenin karşısına bilimi çıkardı. Aydınlanma dönemi denilen tarihsel kesit toplumbilimin de ateşinin yakıldığı dönemdir. Kitleler “ezeli ve ebedi” tanrısal iktidarların olmadığını, iktidarların tarihin farklı evrelerinde egemen olan üretim ilişkilerinin örgütlü ve savunucu gücü olduğunu öğrendiler ve burjuvazinin sömürü düzenine karşı örgütlü mücadeleyi yaşama geçirdiler. Dahası yerine “neyi, hangi iktidarı” kuracaklarını da öğrendiler. Rehberleri toplum bilimdi ve gidilecek yol uzun, katedilecek aşamalar çetindi. Bu mücadelede kolaya yer yoktu. İşçi sınıfının iktidar mücadelesi karşısında şaşkına dönen burjuvazi “efsaneyi” geri çağırdı… İktidar olma aşamalarında feodal iktidarların önemli mistik dayanaklarından olan hurafeye savaş açan burjuvazi, iktidarının işçi sınıfı karşısında zorlanmaya başlamasıyla artık eski “ilerici burjuva” değildi, varlığını korumak için her şey mubahtı… İktidarların kaynağını sorgulayan toplumsal bilim, sanat, felsefe gibi aydınlanmanın birikimleri kitlelerde “bilinç” faktörüne dönüştükçe sömürü düzenine çevrili birer silahla eş anlamlıydı ve kitleler hedefe yürüyordu… Burjuvazi korktu ve hurafelere sığında… Sinsice, kurnazca yerine başka şeyler ikame edilmeliydi. Bilim ve bilgi burjuva sınıfına, hurafe ve tapınma kitlelilere…

 

Geri çağrılan hurafenin görünen yüzü liberalizmdi… Bilim ve bilgi birikimi sömürülen toplumsal kesimlerin derinliklerinde yoğunlaştıkça sınıf mücadelesi de giderek ivme kazanıyor, Avrupa’da burjuva iktidarları tehdit ediyordu. Avrupa Burjuvazi sınıf mücadelesinden korkusunu “Avrupa’nın üzerinde dolaşan hayalet”le özdeşleştiriyordu… Ve iktidarların kapıları ardına kadar liberallere açılmaya başlandı. Doğrusu bu dönem liberalleri sınıflarının dobra sözcüleriydi. Burjuva yaşam biçimi, toplumsal ilişkiler, burjuvazinin iktidar olma aşamalarında takındığı ilerici tavır bu dönem liberallerinin kalem oynattığı alanlardı ve liberalizmin maddi toplumsal temeli vardı. Üstelik burjuva sınıfı böylesine gericileşmemiş, kapitalizm böylesine azgınlaşmamıştı… Eh, bu kardı makul bile görülebilirdi. Kapitalizmin, emperyalist aşamaya ulaşmasıyla birlikte liberalizmin maddi toplumsal temeli olan rekabetçi kapitalizm döneminin bitmesiyle bu dönemin ilişkileri içinde doğmuş, gelişmiş olan liberalizm de bitmiştir. Liberalizm, rekabetçi kapitalizm döneminin ürünüdür ve her şart altında farklı koşullara da sirayet eden, varlığını sürdüren dokunulmaz, ezel/ebed kutsal ayetler değildir. Kapitalizm ekonomik olarak tekelleşmiş, siyasi olarak gericileşmiştir.  İçinde bulunduğumuz dönemde ise küresel burjuvazin yer kürenin dört bir yanında açık ya da örtülü faşizmden başkaca çaresi kalmamışken, toplumsal dinamikleri düşünsel ve eylemsel planda parçalayıp, etkisizleştirmekle görevli liberaller yeniden göreve çağrılmıştır. Bunlar Rekabetçi dönemin entelektüel donanımları olan dobra liberalleri de değildir. Bir çeşit “doyurup koşma” yalan makineleridirler. Bilgi ve entelektüel birikimden yoksun, adeta üçüncü sınıf mizah filmlerinin yalama ve sırnaşık, besleme  “mandıra filozofları”dırlar. Bulundukları yere göre cinsleri, türleri de değişir. Bukalemun gibi bulundukları konuma göre şekil alırlar. Devrimcilerin ortamında devimci, iktidar sofralarında “padişahım bin yaşacı”, muhalif ortamlarda iktidarı topa tutucu, etnikçi ya da cemaatçi, azınlıkçı ya da otonomcu…… Ama her şart altında çıkarcı, gösterişçi, riyakâr ve sırnaşık…  Halka, “merhem diye veba mikrobu”  aşılayan “halkın dostlarıdırlar” ve başlıca görevleri devrimcilere karşı savaşmak, halkı afyonlayarak uyutmaktır, uyuşturmaktır. Bilimden ve bilgiden değil, hurafeden beslenirler. Hurafeler, döl yatağında korkuları besler, korkular ise hurafelerin sığınağıdır.

Kişilik ve kimlikleri itibariyle halk ve sınıf düşmanı olan bu “eğitimli”  riyakârlar, “uyutma, uyuşturma”  görevlerini boş duvar yüzeylerine konuşarak yapmıyorlar elbette. Hedef kitleri toplumun dinamik muhalif kesimleridir. Doğru bilgi etrafında örgütlenmekle maddi ve etkin bir güç oluşturacak bu kesimlerin kendi içlerinde dağılıp parçalanmalarıyla etkin ve değiştirici/dönüştürücü fonksiyonlarının dumura uğratılması, zayıf düşürülmesi ve etkisizleştirilmesi gerekir. Asıl üzerinde durulması gereken bu kesimlerin suçlu hırsız psikolojileriyle hiçbir şey olmamış gibi bu sınıf düşmanlarının etkisi altında sınıf mücadelesinin ihtiyacı olan toplumsal dinamiklerin güçlerinin parçalanmalarına, örgütlenmelerinin önüne engeller çıkarmakla sundukları katkıdır. Dünün burnundan kıl aldırmaz devrimcilerinin bugünün “utangaç” mezhepçileri olması, küçük burjuva sinsiliğine bürünüp  “sosyalizm öldü, sınıf mücadelesi bitti” pazarlamacılarının sınıf bilinçsiz kitleler içinde rağbet görmeleri elbette tesadüf değildir… Küresel burjuvazinin bu gün ideolojik karmaşa yaratarak hazırladığı sınıf bilincinden kopardığı kesimlerin yakın geleceğin küresel faşist iktidarlarının ya kitlesel tabanları, ya da faşizm karşısında “beyaz bayrak çeken” miskinler olması şaşırtıcı olmayacaktır.  

Liberal yalamaların veba mikrobu sadece ilerici güçlerin değil, kişiliklerin ölümünün de tatlı uykusudur…  Belli ki bundan son derece hoşnutsunuz, size kolay gelsin, herkes kendi yoluna…

 
Sanatsal Yazılar