Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Alevilerin Devrimcileşmesi mi, Devrimcilerin Alevileşmesi mi?/01

Yaşanan pratiğin görüntüsü, zaman içinde pratiğin içeriğine, oluşumuna ve olgulara ilişkin sonuçların da sorgulanmasını zorunlu kılar, pratiğin maddi ve toplumsal analizine dair biriken sorulara karşı cevaplar bekler. Bu bir yol ayrımıdır ve sınıf mücadelesinde farklılıkları ve farkındalıkları ortaya çıkaran turnusol kâğıdı görevi görür. Bizi bu sorgulamaya iten sebep, elli altmış yıldır egemen sınıfların siyası/politik temsilcisi siyasi iktidarları denek olarak kullanan, vücudunda mayalanan, koltuk altında beslenen çağ dışı hastalığın, yerel bölgesel alanlarda egemenlik kurarak serpilip gelişmesi, giderek ülke genelinde alenileşmesi ve gelinen noktada toplumsal egemenliği ele geçirmesi karşısında, solun, sosyalist ve komünist hareketlerin bu olguyu gözden kaçırmaları hatta yok saymalarıdır. Artık onlar sadece siyasal iktidarın değil, solun ideolojik, politik, kültürel, hukuksal olarak kendini yeniden üretememesinin aymazlığının yarattığı boşluğu dolduran, toplumsal yaşamın normlarını belirleyen, düzenleyen, yaptırımlar uygulayan sosyal ve kültürel yaşamın da egemenidirler. Bu gün sol/sosyalist çevrelerde neredeyse “temel görev” haline getirilen ve sınıf mücadelesi yerine ikame edilerek “kutsalı referans alan” ve bizce devrimci hareketin doğal, kitlesel müttefiki olan alevi toplumunun dinsel ve mezhepsel alana hapsedilmesi, Aleviliğin mezhepsel/dinsel argümanlarının temel kültürel davranış ve simgeler olarak sosyalizmin simge ve kavramları yerine geçiren anlayışın eleştirisinin yapılması gerekiyordu. Etnik ve mezhepse çıkışların, kavramların, simgelerin ve ideolojinin ilericilik adına palazlanmasına karşı sınıf mücadelesinin ve sosyalizmin bilinçli ve kasıtlı olarak üstü örtülen, unutturulan kavramlarının toplumsal yaşama geri döndürülmesi, işçi sınıfının kavram ve argümanlarının üstünün açılması ve kullanılmasının zorunlu aracı devrimci örgütlenmenin kaçınılmazlığının gündem olarak belirlenip tartışılması, fikri ve maddi çaba üretimi, devrimcilerin bu toz duman içinde erteleyemeyecekleri zorunlu görevidir.

Küresel kapitalizmin dünyadaki kültürel egemenliklerini, egemenlik biçimlerini, araçlarını irdelemeyi yazının devamına bırakıp, küresel kapitalizmin seçilmiş iktidarı AKP iktidarının gözle görülür ve toplumun geniş kesimlerinde kabul gören icraat ve söylemleri gelinen noktanın vahametini gözler önüne sermeye yeterlidir.

Türkiye, yer aldığı Kapitalist ilişkiler içinde ve yarım yamalak burjuva laik/seküler hukuk düzeninde toplumsal ve sosyal yaşam tarzını benimsemiştir. AKP nin öncülü Milli Selamet Partisi/Refah Partisi/Saadet Partisinin bıraktığı dinci söylem ve mirasını iktidara taşıyarak ve on dört yıllık iktidarında şu yarım yamalak laisizmin bütün izlerini silerek toplumu dinselleşme sürecine sokmuştur ve bu sürecin sonucunda şekillenen İslamcı yaşam tarzı toplumun geniş kesimlerinde de genel kabul görmüştür. AKP yi iktidara taşıyan küresel sermayenin çok buyotlu kültürel saldırılarını kavramadan AKP nin toplumsal yaşamı dinselleştirmesinin kavranması, ulaşmak istediği hedefin anlaşılması, bunlarla mücadelenin araç ve biçimlerini de anlamak olanak dahilinde değildir. Siyasal iktidarlar ulaşacakları erimin mesajlarını liderleri nezdinde ifşa ederler, onun ağzından dile getirirler. Şu son birkaç günde olan bitenin söylem ve pratiğini anlamak açmazın RTE ile sınırlı olmadığının da ifadesidir. RTE nin ağzından: Sürekli tekrarladığı en az üç çocuk yapma direktifine “tanrısal emir” addederek “ bunu ben değil rabbim söylüyor” söylemi ile;

Can Dündar-Erdem Gül davasında mahkemenin ceza verme gerekçesini İslami motiflere dayamasının hukuksal yansıması;

Tarikat şeyhlerinin ve kamusal alan olan Diyanet görevlisinin altı ve dokuz yaşındaki kız çocukları ile evlenmenin caiz olduğu söylemleri bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır ve bütünün başında görülen RTE ile sınırlı değildir. Can Dündar’ın içinde yer aldığı aydınlara ilişkin açılan paranteze şunlar da kaydedilmelidir: Bilindiği gibi AKP nin iktidara tırmanma –kendi deyimleriyle ustalık ve kalfalık dönemlerindeki icraatlarına ilişkin-dönemlerinde AKP nin RTE nin ağzından ilettiği mesajların cazibesi aydınlan nezdinde ortalığı kasıp kavurmuş, AKP nin statükoyu bertaraf edeceğine, ileri demokrasinin inşasına, temel hak ve özgürlüklerin ayrıcalık olmaktan çıkarılacağına, yoksulluk ve yolsuzluğun ortadan kalkacağına ilişkin vaatlerine dört elle sarılmışlar, Anayasa oylamasında “ yetmez ama evet”leriyle, türbana destekleriyle, “çözüm sürecinde görev almanın kutsallığına” inançlarıyla Fetullah Gülen Cemaati, destekçi aydınlar ve AKP iktidarı üçlü bir koalisyon oluşturmuşlardı. AKP, iktidara geldiği günden itibaren nihai hedefine ulaşmak için ne yapması gerekiyorsa onu yaptığı halde, bu gidişatın nereye varabileceği, AKP nin ajandasında yazılı olanlar bunları pek ilgilendirmiyordu. Ne zaman ki AKP iktidarı köşe taşlarını döşedi, kitle desteği sağladı, iktidar koltuğunu pekiştirdi, bunlara ihtiyacı kalmadı, mızmızlanmaya başladılar, o anda tekmeyi yemeleriyle “muhaliflikleri” akıllarına düştü. Can Dündar’ın muhalifliğinin toplumca onaylanmasının bilinen nedeni Suriye’deki radikal İslamcılara silah taşınan “MİT Tırları” olayıdır. (Haberi yapan Erdem Güldür, Can Dündar’ın ceza alması haberin yayınlandığı Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın yönetmeni olması nedeniyledir ve erdem Gül politik tutumuyla da Can Dündar’dan farklı değerlendirilmelidir) . AKP iktidarının radikal İslamcılarla olan görül bağlarının ortaya çıkarılmasında elbette önemli bir olaydır ve bir gazetecilik mesleği başarısıdır. Gelinen noktada ve aldığı tavırlarda Can Dündar”ı elbette samimi bulmaktayız ama AKP iktidarına verilen destekteki öngörüsüzlüğün de bir açıklaması olmalıdır. Bizce Burjuva aydını kapsamında destek olmakta da, muhalif olmakta da eksik ya da fazla bir yan yoktur.

Ancak sınıf bilincine ve kültürüne sahip işçi sınıfı aydınları doğru ve sağlıklı öngörülürde bulunabilir, tutarlı ve bütünlüklü davranışlar sergileyebilirler. Neye karşı çıkılması gerektiğini bilmek yetmez, yerine neyin konulacağını da bilmek gerekir. Egemen sınıfın verileriyle, değer yargılarıyla ileriye yönelik beklenti içinde olanlar egemen sınıfların dolaylı dolaysız destekçisidirler. Sınıf bilinç ve kültüründen yoksun Burjuva aydınlarından yarına ilişkin öngörü beklenemez.

Bu gün toplumun dinselleştirilmesinin RTE ağzından dile getirilmiş olması, dinci partilerin totaliter ve lidere bağımlı olmasının görünürde yarattığı çelişki bütün olup bitenleri RTE ye bağlamak, RTE nin AKP nin başından giderse her şeyin düzeleceği aymazlığı aydın kesimlerde bile bir umut ışığı olabilmektedir. Hatta öyle ki iletişim sektörünün kitleleri yönlendirme, taban oluşturma olanaklarının bilincinde olan dolaylı dolaysız iktidar yandaşları AKP bağlamında RTE den kurtulma çaresi olarak 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarına bakarak CHP, HDP ve MHP nin bir üçlü koalisyonda bir araya gelemeyerek iktidar olanağını kaçırmalarından dövünerek yakınmaktadırlar. Akıllarına başkaca, temel, değiştirici, kurucu bir seçeneğin gelmediğini düşünmek saflık olur. Bu seçeneği dile getirmeleri durumunda sistemin avantalarını keseceklerini iyi bilirler. Toplumsal egemenlik araçlarının kullanımında da araçlar egemen sınıfın egemenliğin devamı için kullanılır.

Sorun egemen sınıfın egemenliğinin hangi partinin iktidarı aracılığı ile kullanılacağı değildir, egemenliğin devamı için alternatif siyasal yapılar, partiler bu egemenliğin devamı için oluşturulur. Değişik dönemin koşullarına uyma yetenek ve esnekliğine uyan, kitle taban sağlayan ve sistemin siyasi /politik geleceğini sürdürme becerisini kanıtlayan her parti iktidara adaydır. Yeter ki sistemin geleceğine ve devamına ilişkin ortaya çıkan engelleri mümkünse filen ortaya çıkmadan çözücü programa ve iradeye sahip olsun. Konunun farklı boyutları devrimcilerin etnik ve dinsel/ mezhepsel eğilimleri mübah sayan eğilimlerinin eleştirisiyle yazının ilerleyen bölümlerinde irdelenecektir.

 

 
Sanatsal Yazılar