Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Darbenin Anatomisi-3

-DEVLET VE DEMOKRASİ-

“Darbenin anatomisi” nin incelemesinin iki bölümü Türkiye özeline ilişkindir. Ancak, konunun Emperyalist/kapitalist sistem ölçeğinde yerine oturtulması gerekmektedir. Zira, tarih ilişkin olduğu döneme ait sorunları ortaya koyarken, çözümlerinin şifrelerini de önümüze koyar. Aksi bir yaklaşım tarihi, objektif, kişilerden ve toplumlardan bağımsız olarak ortaya çıkan ve aşamaların şekillenmesinde rol alan kişilerin/bireylerin niyetlerine indirgeyerek açıklamaya çalışmak olur ki, bu yaklaşım sorunların tespitinde ve çözüm yollarında yanılgıların da kaynağını oluşturur. Öyleyse meselenin kendisi AKP iktidarının veya RTE nin kişisel hırslarına, ihtiraslarına indirgenemez. AKP ve RTE bu süreçte küresel kapitalist sistem içinde rol alan/rol verilen uygun aktörlerdir. Her ne kadar farklı başlıklardaki irdelemelerimizde burjuva demokrasisi ve burjuva iktidarın sosyo ekonomik ve politik yapısı, işlerlik koşulları üzerinde durulmuşsa da bu konuya yeniden dönmemiz bir zorunluluktur. Öncelikle altı çizilmesi gereken husus, burjuvazi tarafından yasal sınırları çizilen, sınıfların ekonomik, politik, siyasi, kültürel uzlaşmasına dayalı ve siyasi literatürde burjuva demokrasisi olarak tanımlanan iktidar biçimi, kapitalist gelişimini sağlıklı tamamlayan, işçi sınıfının ve diğer emek katmanlarının kazanılmış haklarının yasal/toplumsal güvenceye bağlandığı, kapitalizmin normal işlerlik koşullarını sürdürdüğü dönemlere özgü olmak üzere merkez kapitalist ülkelerle sınırlı iktidar biçimidir ve tarihin belli bir dönemine, kesitine tekabül eder. Bu dönem kapitalizmin girdiği bunalımları sistemin reorganizasyonu ile aşabildiği, krizlerden yara alarak bile olsa çıkabildiği dönemlerdir. Adı edilen dönemlerde egemen sınıf olarak burjuvazi, yönetilen sınıfların -işçi sınıfı, küçük mülk sahipleri v.b- kazanılmış, güvenceye alınmış, toplum tarafından kabul gören, sahiplenip korunan ekonomik, politik, siyasi kültürel haklarına dokunamaz, toplumun refah seviyesi nispeten yüksektir. Çerçeve sınırı çizilen bu durum kapitalizme bağımlı ülkelerde görülmez. Her ne kadar bu ülke yönetimleri yerli yersiz ve yüksek sesle “ demokrasi, demokrasi” diye yırtınsalar da bu ülkelerdeki iktidar biçimleri burjuva demokrasisi olarak adlandırılamaz. Göstermelik seçimler, ufak tefek, bir verilen bir geri alınan, ya da tamamen ortadan kaldırılan demokratik kırıntılar demokrasisi olarak adlandırılamaz. Nedeni oldukça açıktır. Kapitalizmin bağımlı ülkelere geç ve tepeden girmesi, işçi sınıfının zayıf ve cılız olması, uzun ve çetin mücadeleler sonucu kalıcı haklar ve bu hakları koruyacak örgütlülüğe sahip olmaması gibi nedenler, bu ülkelerde niteliği gereği vahşi olan kapitalist burjuvazinin ve merkez kapitalist ülke halklarına nazaran daha yoğun sömürüye maruz kalan yönetilen halkın yönetici sınıf burjuvazi ile bir sınıfsal uzlaşması/konsensüsü yoktur. Bu ülkelerdeki iktidarların belirleyici karakteristik özelliği despotik/baskıcı yönetimler olmasıdır ve iki açıdan burjuva demokrasisinin varlık ve işlerlik koşullarından söz edilemez. Birincisi, ülkenin iç dinamiğine bağlı olgulardır. Kapitalizm bu ülkelere girerken pazar/sömürü amaçlı girmiştir ve yönetici sınıflar ittifakı pre-kapitalist unsurlar ile gücünü üretimden almayan rantiyer burjuva kesimleridir. Giderek kapitalizmin çarpık da olsa gelişmesiyle pre- kapitalist unsurların kapitalist üretim karşısında dağılması ya da kapitalist burjuvalara dönüşmesiyle pre- kapitalist unsurlar tasfiye olunur. Ülke burjuvazisi bunlardan boşalan iktidar alanını kendi iktidarıyla doldurur, iktidarını pekiştirir. İkincisi, bu ülke iktidarları, ülkenin kapitalist pazara, yani sömürüye açılması için emperyalist/Kapitalist merkezlerce belirlenir, seçilir ve görevlendirilir. Göstermelik seçimlerle, manipülasyonlarla iktidarın gerçek yüzü gizlenir. İktidarın gerçek yüzünü açığa çıkaracak olan işçi sınıfı nitelik olarak sınıf bilincinden ve sınıf bilincinin somut görünümü olan örgütlenme ve mücadele geleneğinden yoksundur. Zaman zaman ortaya çıkan sınıfsal kıpırdanışlar da gerek fiziki olarak burjuvazinin zor güçleriyle bertaraf edilir, gerekse gerici yasal düzenlemelerle cendereye alınır. Halkın dokunulmaz, ortadan kaldırılmaz hakları yoktur. Emperyalist kapitalizme bağımlı ülke iktidarlarının genel özellikleri özetle budur ve bu ilke iktidarlarının iktidar biçimleriyle sınıfların karşılıklı hak ve yükümlülükler üstlendiği burjuva iktidarları arasında bir ilişki kurmak olanağını ortadan kaldırır.

AKP iktidarı bugün içinde bulunulan küresel kapitalizmin işleyiş ve işlerliği çerçevesine oturtularak irdelendiğinde tablo bütün açıklığı ile ortaya çıkmaktadır.

Kapitalizm, tarihinin hiçbir döneminde şu anda içine düştüğü derinlikte bir uçuruma doğru yol almamıştır. Ne bunalımlardan kurtulabiliyor, ne de krizleri atlatabiliyor. Yönetenler yönetemiyor ve yönetilenler eskisi gibi, yönetilmek istemiyor. Kapitalizm krizin birinden çıkayım derken daha derin olan diğer kriz uçurumunun içine yuvarlanıyor. Tarihinin mutlu günleri oldukça gerilerde kaldı. Sistem içindeki bütün ülkelerde sınıfsal itirazlar, kutuplaşmalar önüne geçilemeyecek bir geleceğin habercileridir. Bu durum yalnızca küresel kapitalizmin sömürge ağı içinde olan geri bıraktırılmış ülkeler için değil, merkez kapitalist ülkeler için de etkisini hissettirmektedir. Hırçınlaşıyor ve saldırganlaşıyor. Sistem bir bütün olarak burjuva demokratik yönetim ve değerlerden çark edip, yönetebilmekte faşizmi tek çare olarak görmeye başlamış ve bu konuda yönelimlerini artırmıştır. Burjuva demokratik hak ve özgürlüklerin yaşandığı gerek ABD gerekse İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan, ispanya, Portekiz, Belçika, Hollanda, Avusturya gibi AB ülkelerinde saflar hızla ayrışmakta ve netleşmektedir. ABD de klasik faşist çizgideki Trumpun sağladığı “sağ” kitle desteği ile ingilterede geleneksel orta yolcu politikalarıyla bilinen işçi partisinin başına getirilen ve sosyalizmi telaffuz etmesiyle potansiyel sol kitle desteği sağlayan Corbyn durumu, her iki ülkenin sistemin merkezinde olması nedeniyle irdelenmeye değer. Her ne kadar, pervasız söylemleriyle ürkütücü olan Trumpa karşı kem küm etseler de Trump küresel sermayenin tercih ettiği faşizmin ABD deki iktidar adayıdır. Her iki örnek de sınıfsal ayrışmanın görünen yüzüdür. Bir başka ifadeyle bu iki ülke sistemin aynasıdır ve sistemin içinde bulunduğu durumu yansıtmaktadır. Aynı şekilde ispanyada Podemos, Yunanistan da Syriza hareketi ifade etmeye çalıştığımız sınıfsal ayrışmanın ilerici görünümleridir. Buna karşın küresel kapitalist sistemin Latin Amerika’daki ilerici yönetimlerin CİA ya da başkaca adlarla anılan karşı devrimci güçlerce ilerici yönetimleri çeşitli yöntemlerle devirmeye, yönetimden uzaklaştırmaya çalışmaları da mücadelenin boyutunu anlamak açısından önemlidir. Buna karşın aynı sistem Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Ukrayna gibi Doğu Avrupa ülkelerinde faşist karakterli yönetimleri işbaşına getirmektedir. Türkiye, küresel kapitalizm zincirinin bir halkasıdır ve zincir halkalar birbirine eklenerek oluşur. Sistemin yerküre ölçeğinde yöneldiği faşizan eğilimlerden Türkiye de payına düşeni alacaktır. Seçim, darbe ya da doğrudan işgal… Hangi ülkenin koşulları neye uyuyorsa küresel kapitalizm uygun yöntemi uygulamaktadır. Zincirin baş halkaları amaçlanan hedefe, faşizme doğru maraton koşarken bağlı halkalardaki koşu bayrak yarışı hızını almıştır. Egemen güçlerin amaca ulaşmak ve dünyayı ateşe atmaktan çekinmeyen aşağılık iç yüzlerini gizlemek için kullandıkları başlıca silahları yalan ve demagojidir. Sınıf bilincinden uzak kitlelerin din ve mezhep farklılığı, etkin köken ayrılığı gibi ilkel dürtüleri etkili bir silah olarak kullanılır. Faşizmin değişmeyen özelliği bu iki ilkelliğin bütün dönemlerde kullanılmış olmasıdır. Hitler ve Musolini, Franco, Salazar gibi faşizmin ağababaları sıkı bir dinci Hıristiyan ve saf kan bir etnik kökenden gelmedir. Topluma dayattıkları bu yalan ve demagoji ile sınıf bilinçsiz kitleleri peşlerine takarak kitlesel destek sağlamışlardır. Toplumların ilkel duyguları kolay örgütlenen ve çabuk harekete geçirilen zaaflardır. Bu zaafların üstesinden gelmenin yolu Antikapitalist devrimci sınıf bilincinin tozlarının silkelenmesi ve örgütlenmesidir.

Şimdi, özellikle sağ iktidarların neden bu iki ilkelliğe tutunduğu, politik/siyasi argümanlarında din/mezhep farklılığını, etkin kökene dayalı şoven duygulara hitap edip, gericiliğin toplumsal tabanını güçlendirdikleri anlaşılabilir. AKP iktidarının ve yakın zamana kadar iktidar ortağı cemaatin neden ağırlıklı olarak dinsel yaşamın taşlarını döşediklerinin, kör topal varlığı hissedilen laisizmin aşama aşama etkisizleştirildiğinin de farkına varılmalıdır. Yazılı ve görsel medyadaki sistem sözcülerinin darbe tartışmasını neden sistemden kopararak dini inanç çerçevesine oturtmaya uğraştıklarının da artık yutulur tarafı kalmamıştır. Şimdi 15 Temmuz darbesinin şifrelerini okumanın zamanıdır.

Küresel kapitalizm AKP ye iktidar görevi, dinci cemaate AKP iktidarını destekleme ve denetleme görevi vermiştir. Bu iki güç eliyle kotarılacak siyasal İslamcı iktidara verilen görev, sistemin tıkanan gözeneklerini açmak, statükonun değişmesi için mevcut iktidar yapısının statükosunun değiştirilmesi, ordunun, bürokrasinin yargının, polisin tasfiyesiyle yerine kendi iktidar güçlerini yerleştirmek, eğitimin dincileştirilmesi yoluyla iktidara dinci kitlesel destek sağlamak, yoğunlaşan sömürüye karşı oluşacak halk desteğini demagojiyle pasifize, zor yoluyla tasfiye etmektir. Yani bir taraftan sömürünün istikrarlı devamı için “uygun kitlesel destek” sağlamak, öte yandan siyasal İslam’a karşı itirazcı güçleri bertaraf etmektir. Küresel kapitalizm için istikrar da, demokrasi de sömürünün sorunsuz, itirazsız devamının sağlanmasıdır ki “istikrar” diye dayatılan da budur. AKP ye sömürünün sorunsuz devamı için iktidar görevi veren, gerek iktidara hazırlık döneminde gerekse iki dönemi kapsayan iktidar döneminde her türlü desteği veren sistem, bu iki dönemlik AKP iktidarında sistem adına istikrarı sağlamak şöyle dursun, özellikle radikal İslamcı çevrelere verilen desteğin alenileşmesi, kamuoyuna yansıması sonucu toplumu kutuplaştırmış, germiş, sistemin endişesi artmış, AKP yi ve RTE yi eleştirinin ötesinde adeta topa tutmuştur. AKP nin üçüncü iktidar evresinde Cemaatin AKP iktidarına destek görevi, cemaatin iktidar ortağı AKP yi denetleme görevine dönüşmüş, sistem cemaat eliyle AKP iktidarını “denetlemeye” başlamıştır. 2013 yılı 17/25 Aralık ayında AKP iktidarının yolsuzluklarının ortaya dökülmesi, denetlemenin ilk ciddi işaretleridir. Cemaatin Yargı, bürokrasi ve Polis içindeki örgütlü güçlerinin denetimleri 15 Temmuz 2016 yılına kadar “iktidarı rahatsız edecek biçimde” süregelmiştir.

15 Temmuz darbe senaryosunu yazan küresel kapitalizm merkezi gerçekte cemaate darbe yoluyla iktidar görevi vermemiştir, AKP iktidarının “balans ayarı” ile kulağının çekilmesi görevi vermiştir. Ancak, cemaat kendisinin darbe yoluyla iktidara geleceğine, AKP iktidarı ise darbe yoluyla iktidardan uzaklaştırılacağına öylesine inanmış, inandırılmıştır ki, darbe girişimi yazılan senaryoya uygun olarak bastırılıp toz duman çekildikten sonra gerek cemaat, gerekse AKP iktidarı senaryonun farkına varabilmiştir ve RTE darbe girişimini “ bu bize tanrının bir lütfu” olarak okumuştur. Yani cemaat de AKP iktidarı da küresel kapitalizm merkezlerince “ aldatılmıştır”. Bu “lütuf” sayesinde sistem adına “istikrarın” sağlanması için OHAL yoluyla “devletten “FETÖCÜ” leri temizliyoruz” gerekçesiyle toplumun bütün itirazcı kesimlerini korkutup sindirip bertaraf ederek siyasal İslam’ın içselleştirmesi için bayrak yarışı hızıyla koşmaya başlamıştır. Ancak hemen belirtelim ki küresel sistem AKP iktidarının bu yolla kendisi için elzem olan, sömürünün sorunsuz devamını sağlamaya yönelik adına “ istikrar” dediği dinginliği, toplumun itirazsız kabulünü sağlayamayacağının farkındadır. AKP nin, kendini sisteme kanıtlamak, iktidarına verilen görevi yerine getirmek adına başvurduğu yöntem giderek daha çok hırçınlaşmasının, şiddete başvurmasının altında yatan budur. Kapitalizm, bütün kendince meşru ve yasal görünümlü yolları tüketmeden açık faşizme başvurmaz. Faşizmi örgütler, ağlarını oluşturur ancak ne zaman ki “yönetme ipinin” elinden kaçtığının farkına varır, açık faşizme bu koşullarda başvurur. İçinde bulunulan dönemde sistem kendi geleceğinin garantisi için faşizmi örgütleyip ağını kurmaktadır ancak henüz açık faşizme başvurma noktasında değildir, açık faşizmin göstergesi olarak saldırılarını, zor güçlerini açıkça seferber etme niyetinde olmayıp, deyim yerindeyse diplomatik demagojisini bir süre daha devam ettirebilir. Ancak AKP iktidarı “darbecilerin ayıklanması, tasfiyesi” gerekçesiyle yasal görünümlü dolaylı zor güçlerini AKP iktidarına muhalif bütün toplumsal muhalif güçlerin tasfiye edilmesi amacıyla erken alana sürmüştür ki, kapitalist merkezlerin açık faşizm için henüz erken saydığı içinde bulunduğumuz bu dönemde AKP açık faşizme başvurabilir ve Türkiye’de açık faşizmin erken doğum yapması, uzak olmayan güçlü bir olasılık olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, anlaşılan odur ki, Burjuva demokrasisi artık küresel kapitalizm için cazibesini ve yönetebilme yetisini kaybetmiştir, kapitalizmin geleceği, devamı için gerici despot yönetimlerin ve faşist iktidarların hızla inşası gerekir. Dünya ilerici güçleri faşizm yakın tehlikesinin farkınadırlar ve küresel kapitalizm ile yerküre ilerici güçleri arasındaki çelişkinin çatlağı büyümekte, çatışmanın evrensel boyutları şekillenmektedir. Kapitalizmin anasına söversiniz karşınızda güler, varlığına dokunursanız dünyayı başınıza dar eder. Kapitalizmin giderek vahşileşmesi, hayatı yok etme noktasına gelmesiyle, bir daha geri dönmemek, tarih sahnesinden ilelebet silinmek üzere kapitalizmin, ekonomisine, politikasına, siyasetine, sömürü ve savaş aygıtına, kültürüne, ahlakına, felsefesine, istisnasız bütün “varlığına dokunmak” zorunlu hale getirmiştir ve zamanı gelmiştir.

Ya küresel kapitalizm kazanacak ve hayat felç olacaktır, ya da emek ve insan onuru kazanacak yeniden yaşadığımızın farkına varacağız. Dünya ve Türkiye devrimci ilerici güçlerinin alacağı önlem, takınacağı tavır bu çatışmanın geleceğini belirleyecektir. Burjuva demokrasisi bütün yer küre için miadını doldurmuştur, hayat başka bir yöne, emeğe, insana, özgürlüklere, sömürüsüz ve savaşsız bir dünyaya doğru evirilmektedir....

 
Sanatsal Yazılar