Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-20

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

“Salt sınıfçılık” sapması,  dünya devrimci hareketinde, özellikle Rus devriminde tartışılmış, Türkiye devrimci hareketinde de yansımaları olmuştur. Sorun devrimci sınıf hareketinin  ittifakları sorunudur, bir başka deyimle hangi sınıf ve tabakalarla beraber, hangi sınıf ve tabakalara karşı mevzi alınacaktır?

Sorunun Rus devriminde ele alınışı, “işçi köylü” ittifakıdır. Devrimin öncü gücü RSDİP’in ( Bolşevik Parti) ideolojik ve örgütsel öncülüğünde modern Rus proletaryasının yoksul kır emekçileriyle Çarlığa karşı ittifakı Çarlığı devirecektir. Şehir küçükburjuvazisi, küçük mülk sahipleri bu ittifaka dahildir. Devrimi gerçekleştirecek sınıfların niteliği gereği bu devrim bir sosyalist devrim olmayacaktır. Rus devrimci hareketinde bu devrim “İşçi-Köylü” ittifakı olarak adlandırılacaktır. Yani devrimin niteliği sosyalist devrim olmayıp, devrime katılan sınıfların taleplerini de karşılayacak olan demokratik halk devrimidir. Koşulların oluşmasıyla bu demokratik halk devrimi hızla sosyalist devrime dönüştürülecektir. Çarlığın devrilmesine ilişkin sınıflar ittifakını “İşçi Köylü ittifakı” kitabında, devrimin hızla sosyalist devrime dönüştürülmesine ilişkin tezlerini de “Nisan Tezleri ve ekim Devrimi” isimli kitabında Lenin bu çerçevede tanımlamaktadır.Elbette bu tanımlama Rus devrimcilerinin dönemin koşullarını, emperyalist/kapitalizmin içinde bulunduğu durumu, bu durumun Rusya’ya yansıyışının kuyumcu titizliği ile tahlilinden işçi sınıfının örgütlenme, mücadele, araç ve gereçlerin seçilişi ve sınıfların mevzilenmesi, strateji ve taktikleri bu tahlil üzerine kuracaklardır. Devrimin başarılmasının yolu doğru tahlilden, doğru ve zamanında hareketten geçecektir. Bu Rusya’ya ve Rusya’nın mevcut durumuna denk düşen özgün bir durumdur ve aynı yöntem farklı ülkelerde tekrarlanamaz. Her ülke devrimcileri kendi ülkelerinin özgün koşullarında doğru hareket tarzını bulacaktır ve hiçbir ülkenin devrimci hareket tarzı diğerine benzemeyebilir. Asıl olan o ülkenin koşullarıdır ve bu koşulların doğru kavranmasıyla devrimci sınıf hareket tarzını belirleyecektir.

Türkiye elbette ne Rusya’dır ne de Rusya’nın devrimci döneminin koşullarını yaşamaktadır. Kapitalizmin işleyişindeki farklılıklar Rus devriminde mevcut olmayan yeni durumlar yaratmıştır. Türkiye devrimci sınıf hareketi bu mevcut durumun ilişki ve çelişkilerini doğru tahlille doğru bir mücadele hattı yaratabilir ve devrimci hareket bu hat üzerinde yol alır.  Öncelikle kapitalist sistemin işleyişinde ilişkiler farklılaşmıştır ve bu farklılaşma kapitalizmin yörüngesindeki ülkelere olduğu gibi yansımaktadır.

Rus devriminde dikkate değer bir diğer tespit ise Lenin’in “ Reddettiğimiz miras” adlı çalışmasıdır. Devrimci sınıf hareketi, kitlelerin örgütlenme ve seferberliğinde onların  günlük hareket ve davranışları üzerinde etkili olan, ruhsal durumlarını tanımlamaya elverişli, sosyal, kültürel, psikolojik faktörleri iyi bilmelidir. Bu faktörlerin oluşumunda geçmişten gelen, kitlelerin ruhsal dünyalarında izler bırakan, ilerici vasfa sahip  devralabileceği gibi, gerici niteliği olan ve  reddedeceği mirasın tanımlanması kitlelerin devrimci harekete katılımında ve hareketin ileri taşınmasında  manivela görevini yerine getirir. Sadece tek tek ülkelerin yaşanmış tarihinden değil, bir bütün olarak insanlığın yaşadığı tarihten devraldığı iç içe geçmiş, kitlelerin hareket ve davranış tarzı üzerinde etkili mirası dünden bu güne devam edegelir. Bu mirasın ilerici olanına sahip çıkmak, gerici olanını reddetmek için bu kültürel, sosyal ve psikolojik iç içe geçmişliğin “ilerici ve gerici” yanlarının tespiti de devrimci sınıf hareketinin görevidir. İlk çağların Spartaküs hareketi nasıl ki bütün dünya devrimci hareketinin sahipleneceği bir miras ise,  yakın tarihin ırkçı faşist geleneğinin mirası da reddedeceği bir mirastır. Lenin de devralınacak ve reddedilecek miras üzerinde dururken sadece dünya farklı çağların mirasından değil. Haklı olarak Rusya’nın özgün durumunun da mirasından söz edecektir ve gerici mirası reddederken ilerici mirasa sahip çıkacaktır. Her ülke devrimcileri, gerek tarihlerinden gerekse bütün insanlığın tarihinden gelen ilerici mirasa sahip çıkarken gerici mirasları reddeder. Elbette ilk çağlardan beri egemen sınıfların zulmüne şiddetine karşı çıkan, reddeden, isyan eden bütün gelenekler hangi ülkede gerçekleşirse gerçekleşsin bütün dünya devrimcilerinin ortak mirasıdır. Parisli komünarların mirası da bizimdir, Allende’nin direnen mirası da bizimdir. Rus devriminin mirasına sahip çıktığımız gibi, tarihin ileri bir sayfasını oluşturan, Avrupalı feodal iktidarların iktidarının dinsel ayağını koparan Fransız ihtilaline de sahip çıkarız.

Türkiye “sol” hareketinde, karşı çıkılması, burun kıvrılması moda bir kült olan Kemalizm sorununa yaklaşımdaki “psikolojik siniklik” adeta dehşetli bir “devrimci gösterge” olup çıkmıştır. “Neden sosyalizmi kurmadı” dan tutun da “ faşist” yaftalamaya kadar neresinden tutulduğu belli olmayan ucuz ve harcı alem ahkam kesmeler Kemalizm tartışmalarının bol çeşnili mönüsünde yerlerini almaktadır. Aydınlanma sürecini yaşamamış, kültürel düzeyi menkıbelerin, söylencelerin, efsanelerin düzeyini aşamamış, bilgi birikimi ansiklopedilerle sınırlı bir kültürel geleneğin, gürültücü ve fakat içi boş bilgiçliğinin çıkardığı gürültü egemen sınıfları epeyce memnun etmiştir. Özellikle 1980 ler sonrası Türkiye’de etnik hareketin yükselişinin psikolojik ezikliği altında kalan sol yelpazede bu kesimlerinçıkardığı gürültü, doğru, fakat cılız sesleri de etkisizleştirmiştir. Kemalizm’in tartışılması konusunda ikame yoluna gidilmiş, 12 Eylülün faşist generallerinden faili meçhul çetelerin elebaşlarına kadar tümü Kemalizm sepetinin içine atılmıştır.

Her tarihsel olay, kendini doğuran koşullarda değerlendirilir, tartışılır. Tartışılan dönemde doğru olan bu olayların kimileri tarihsel ömrünü tamamlar, kimileri güncelliğini korur. Ortaya çıktığı tarihsel dönem itibariyle sınıfsal karakteri ilericilik vasfı taşıyan özellikler korunur, süresini tamamlayan özellikler zaten kendiliğinden silinir gider. Feodalizmin iktidarlarına son veren, aklı ve bilimi önceleyen Fransız devrimi ortaya çıktığı tarihsel kesit içinde ilericidir ve niçin sosyalizmi kurmadılar diye küfredilmez. Sosyalizmi kurmak bir yana “eşitler Cumhuriyeti” adın verdiği manifestosunda “ Fransız devrimi-1789 Fransız burjuva ihtilali kastedilmektedir-ileride gerçekleştirilecek başka ve daha büyük bir devrimin öncüsüdür” diyen Babeuf”u giyotine gönderen Burjuva Fransız devrimini “gericilikle mi” suçlayacağız. Şayet Fransız Burjuva devrimini gerçekleştirildiği maddi koşullardan koparıp alacaksak, devrimi gerçekleştiren Fransız burjuvazisinin sosyalistlere ve komünistlere karşı amansız saldırılarına bakarak cevap vereceksek, evet, Fransız burjuva devrimi gericidir. Yok, eğer gerçekleştiği koşullarda yerine getirdiği tarihsel misyonuna bakarak karar vereceksek, bu devrimin, feodalitenin dayanağını dinden alan “göksel tanrısal iktidarlarını  yeryüzüne indirdiğini, ortaçağın dinsel dayanaklı iktidarlarına” son vererek laik yaşam biçimini inşa etmişse, feodal derebeylerin serflerini  “eşit, özgür yurttaşlar”, olarak tanımışsa, ilericidir. Bir başka yönüyle  toprağa dayalı  parçalı feodal üretimin yerine merkezi, büyük ölçekli kapitalist üretim biçimini inşa etmekle geniş üretim birimlerinde işçi sınıfının nicel gelişimine zemin hazırlamakla, bağrında sosyalizmi barındırdığını kabul edeceksek ortaya çıktığı dönem itibariyle burjuva devrimleri ilericidir. Her sınıflı toplumda bir önceki egemen üretim biçimini ve bu üretim biçiminin egemen güçlerini deviren, daha komplike ve daha ileri bir üretim biçimi inşa eden sınıf ilericidir. Her toplumsal olay, kendini doğuran koşullar içinde değerlendirilir, Tarihin devinimi gerçekleştiği dönem itibariyle “ilerici” olan hareketlerin yeni gelişen durum ve ortaya çıkan olgular karşısında  gerici duruma düşürür. Dünün ilerici sınıf vasfına sahip burjuvazisi, yeni bir dönemin kurucu unsuru işçi sınıfı karşısında gerici duruma düşmekle kalmamış, tarihe mal edilmiş ilerici değer yargılarının da inkarcısı olmuştur. Bir sınıfın gericileşmesi, bağrından çıkan yeni sınıfın,eski sınıflardan farklı ve ancak eski sınıfların egemenliklerine son vermekle mümkün olan yeni toplumsal sistemi kurmaya yetkin hale gelmesiyle, eski sınıfların da mevcut iktidarlarını ve egemenlik alanlarını tehdit etmesiyle başlar. Eski sınıflarda yeni sınıfın saldırı ve tehdidi altında olan egemenlik alanlarını koruma güdüsüyle tutuculaşır ve muhafazakârlaşır. Bu olgu sınıf mücadelelerinin tarihsel diyalektiğidir. Her sınıf kendisinden önceki sınıflarla, mensubu bulunduğu sınıfın egemenliğinin inşası için iktidar savaşına girişir. İktidar mücadelesi veren sınıf, diğer sınıfların kendisi yanında ve kendisi için ve kendi iktidar alanında kalarak destek olmasına hayır demez, ancak o sınıfı iktidarına da ortak etmez. Feodalizmin devrilmesinde Fransız burjuvazisine destek veren Fransız sosyalist ve komünistleri burjuvaziden iktidar talebinde bulunmayı canlarıyla ödemişlerdir. Bu süreç 1789 da başlamış, 1848 Haziran ayaklanması ve 1872 Paris komünüyle devam etmiştir. Her sınıf sınıfsal karakteriyle iktidar olur. Egemen olan sınıf, egemenliğinin aracı iktidarına ortak kabul etmez, aksi durum iktidardan pay talep eden sınıf ya egemen sınıfın ideolojik erozyonuyla “uzlaşma” adı altında amacından uzaklaştırılırya da bunun bedelini öder. Sınıf mücadelesinin uzlaşma kabul etmeyen karakteridir bu. Bir adım daha atalım. Sınıfsız topluma geçişin bir aracı olan sosyalist devlet, sınıfsız topluma geçişin maddi ve kültürel koşulları gerçekleştiği takdirde sıınf egemenliğini korumaya kalkışırsa ne olur?. Kuşkusuz gericileşir. Peki ama o sınıfın sosyalizmi kurarken sahip olduğu tarihi devrimcilik  vasfı “ işçi sınıfı zaten gericidir”  gibi telve götürmez zırvası gülünç olmaz mı?. İlericilik ve gericilik, olayların, olguların ortaya çıktığı tarihin zaman diliminin verileriyle değerlendirilirse yerinde olur ve anlam ifade eder, değilse “ zırva tevil götürmez”. Türkiye devrimci hareketinde “Kemalizm” sorununa bu açıdan bakmaya çalışacağız.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Yorumlar kapatıldı.