Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-22

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Yarım yamalak laisizme tahammül edemeyen ve iktidarı önünde aşılmasını elzem gördüğü, iktidar olma ve iktidarı sürecinde bir yanına dinci kesimi bir yanına etnik milliyetçi kesimi ve pişmanlık kuyruğuna giren liberalleri alan, toplumun dönüştürülmesini hedefleyen AKP iktidarının arkasında kim vardır… ABD-AB patentli “ Milli irade…”… Kemalizm meselesine bakışın mihenk taşı şudur: Gelinen noktada, bir program olarak gerçekleştirmeyi amaçladığı amaç ve amaca ulaşmak için kullanılan araçların tartışmaya mahal vermeyecek açıklığa kavuştuğu bugün toplumun itildiği açmaz, bulunan noktadan geriye düşüş müdür?.

AKP iktidarından biraz daha geriye bakmakta fayda var… Özetle; Dinci hareketin toplumsallık kazanmasının temel taşları 12 Eylül faşizminin “Atatürkçü” paşaları eliyle atılacaktır. Eğitimin dinselleştirilmesine yönelik din derslerinin zorunlu ders olarak okutulması, imam hatip okullarının ardı ardına açılması gibi resmi düzenlemeler, dinci cemaatlerle işbirliği 12 Eylülün bu yönüyle de unutulmaması gereken icraatlarıdır. Kendisini Mustafa Kemalin yerine koyan “Kenan Kemal Paşa Kemal”nın başında bulunduğu 12 faşizminin laisizmi öteleyerek gericiliğin önünü açan icraatlarının, toplumda adı laisizmle özdeşleşen Mustafa Kemal ile nasıl bir ilişkisi aynılığı vardır?… 12 Eylül yalnızca devrimcilerin ağır işkencelere maruz kalmalarının, uzun mahpusluklarının ya da sokak ortasında vurulup öldürülmelerinin, darağaçlarına çekilmelerinin adı değildir. 12 Eylül aynı zamanda kendisinden sonraki iktidarların bütünlüklü bir program dahlinde adım adım uyguladıkları toplumun, laisizmden uzaklaştırılması, dinselleştirilmesi programıdır. Bu program ANAP, DYP iktidarlarınca aksatılmadan uygulanacaktır. Laisizme karşı duyarlığı ile bilinen Ecevit’in, Fetullah Gülenin elinden ödül almasına kadar uzanan bu süreçte Kemalizmin Laisizm duyarlığı nereye konacaktır ki bu iktidar sahipleri de en az 12 Eylül paşaları kadar dinci güçleri koyunlarında beslemişler, toplumda etkin bir güç olmaları için ellerinden geleni yapmışlardır… Bu iktidarlar da Kemalist olduklarını duraksamadan iddia ve ilan etmişlerdir… Şimdi sorun şudur: Kemalizm, Türkiye’de dinci gericiliğe ve doğmalara karşı aklı ve bilimi öne çıkaran laisizmle özdeşleşmiş, laisizmde çağdaş toplumsal yaşam biçiminin adı ise, ya Mustafa Kemalde dincidir ve Kemalist olduklarını iddia eden bu iktidarlarla aynı çizgidedir, ki hal böyleyse dinci kesimin koro olarak Mustafa Kemal düşmanlıkları nasıl açıklanacaktır. Ya da durum bu değilse , toplumsal tabanda ciddi yer bulan Mustafa Kemale yaslanarak yalan ve demagojiyle yaratılan algıdan yararlanıp toplumun dönüştürülmesinde laik kesimlerin tepkisini nötralize eden sağ iktidarların Kemalist yaftasını kuşanmalarına aldanmak, tam da onların istediği tuzağa düşmekten başka bir anlam taşımayacaktır. Laisizm, aklı ve bilimi önceleyen çağdaş toplumlarda aydınlanma sürecinin maddeleşmesidir, insanlığın dinci gericiliğe karşı ortak birikimi, hafızasıdır. Elbette dincilerin laisizmle sorunları olacaktı, hem de en hazımsız şekliyle… Nasıl olmasın ki… Dinci anlayışın en hazımsız olduğu konu bilindiği gibi kadın konusudur. Bu anlayışta kadının toplumdaki yeri erkeğin cariyesi ve doğurduğu çocuğun annesi olmakla sınırlıdır. Laisizm, kadını erkeğin ataerkil egemenliğinden kurtarıp topluma erkekle eşit haklara sahip birey olarak kazandırmakla dinsel anlayışın temel direğini de yıkmış oldu. Ekonomik, politik, kültürel alanda erkeğin iznine ihtiyaç duymaksızın yerini alması, toplumsal yaşamda erkekle eşit haklara sahip olması dinsel yaşam tarzının hazmedebileceği bir şey değildir. Seçme hakkının ötesinde seçilme hakkına sahip olması, çalışma yaşamında erkekle yan yana durması, eğitim öğretim yaşamına katılmasının yasal güvenceyle donatılmasının dinsel anlayışta yeri yoktur. Şeriatla yönetilen Suudi Arabistanda kadınların erkeksiz bakkala bile gidememesi, araba kullanmalarının bile yasak oluşu, sosyal medya ortamında herkesin bilip gördüğü “ din ulemalarının” altı yaşındaki kızlarla evlenilebileceği sapkınlığı bu anlayışın kadına bakışının satır başlarıdır. Laisizm bunları kaldırıp atması karşısında dincilerin öfkesinin laisizm üzerinden Mustafa Kemale nefretleri anlaşılmaz değildir. Şimdi denilecektir ki, kadına tanınan bu hakların sosyalizmle ne ilgisi vardır, bunlar burjuva demokratik haklardır. Doğrudur, bunlar burjuva demokratik haklardır, bahşiş de değildir. Ancak korunması, sahip çıkılması gereken haklardır. Dincilerin bu haklara saldırısından ve kendini solda tanımlayan kullanışlı aptalların sorunu kavrayamadığından söz ediyoruz.

İkincisi; dinci gericiliğin amaçladıkları hedefe ulaşmasındaki en büyük engel toplumda karşılık bulmuş olan laik yaşam biçimidir. Toplumun gerici dönüşümün sağlanması için toplumda sağlam bir omurga oluşturan ve laisizmle özdeşleşen Mustafa Kemal üzerinden saldırıya geçmelerinde anlaşılmayacak bir şey yoktur. Şayet bu omurga parçalanırsa hedeflenen amaca ulaşmak için en zor engel aşılmış olacaktır. Kadının başını kapatması cinsiyetçi ayrımcılığı körükleyecek, toplu ulaşım araçlarında, plajlarda, okulda kadınla erkeğin ayrı mekanlarda bulunmaları “kadın hakkı” olarak yutturulacak, dinci gericilik kendi örgütlü gücünün ötesinde kendilerine liberal, hatta solcu yaftası takan bir sürü “kullanışlı salak” bulmakta da zorlanmayacaktır. Onlara göre laisizm “islamdan uzaklaşmaktır” ve bunun müsebbibi de Mustafa Kemaldir. Koroya soldan katılanlar da aynı sese aynı nameyle yanıt vermektedirler ve Mustafa Kemal”in “tu kaka” lığı konusunda kutsal ittifaklar kendiliğinden oluşmaktadır. Mustafa Kemal dinsel iktidarlarına son verdiği için dincilerin hedefindedir de, kendilerini “sol” da tanımlayanların laisizmden gördüğü zararı anlamak gerçekten üst perdeden cehalet eğitimi istemektedir. Laisizm, sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır, aydınlanmadır ve insanlığın ilerici birikiminin toplumsal yaşam alanında maddeleşmesidir. Gerçekten 1990 yıllardan itibaren dinci gericiliğin türban başta olmak üzere laisizme karşı açık savaş ilan etmeleri, uzun vadeli örgütlenmelerinin gelmiş olduğu düzeyin de göstergesi olacaktır.

Laisizm konusunda dincilerin örgütsel birikiminin yarattığı toplumsal taban, AKP nin iktidar olma aşamasında işini kolaylaştıracaktır. Dikkat edilirse bu aşamada laisizmle sorunu olan sadece dinci kesimler değildir. “Uygar Batı” nın da laisizmle müthiş sorunu vardır. Tarih tekerrürden mi ibarettir bilinmez ama yüz yıl öncesinin ittifakları yüz yıl sonra yine bir araya gelmişlerdir. Ulusal Kurtuluş ve kuruluş döneminin müttefikleri kaybettiklerini yeniden ele geçirme peşindedir. 18.yüzyılda aydınlanmayı yaşamış, aklı ve bilimi toplumsal yaşamın merkezine almış “uygar Batı” bütün maddi ve manevi desteği ile dincilerle kol koladır. “Laisizmden kurtulun… Şimdilerde “vatan perverliklerine” toz kondurmayan iktidara aday AKP “ yahu önce siz kendi ülkenizdeki, kurumlarınızdaki laisizmden neden kurtulmuyorsunuz” sorusu akıllarına gelmemiş olacak ki, AKP gerçekten laisizmden kurtulmak için ciddi çabalar sarf etti, ciddi mesafeler aldı. Peki ama “ laisizmden kurutulunca ne olacaktı, bunca çaba niyeydi?. Sorun gerçekten kadınların türban takmasından, eğitim-öğretimin medreseleştirilmesinden mi ibaretti. Bütün amaç bu muydu?. Bu sorunun cevabı Kemalizm’in başka bir yanına götürecektir. Antiemperyalizm…

Laisizm, Kemalist bütünlüğün en hassa noktasıdır. Bütünlük bu noktada kırılırsa gerisi kolay getirilecektir. Kemalist dönemin şiarı “Tam bağımsız” Türki’yedir. Ekonomik, politik, kültürel bütün alanlarda tam bağımsızlık… ( 1920-1938), “işgalden kurtuluş ve toplumun modernizasyonu/kuruluş dönemi) antiemperyalist tavrı sürecin bütüne damgasını vuracaktır. Bu süre içinde, bağımsızlığa gölge düşürecek, tehlikeye sokacak emperyalist/kapitalist sistemin hiçbir alanında yer alınmayacaktır, bu konudaki teşvik ve telkinler reddedilecektir. Karşılıklı bağımsızlığa saygı temelinde ciddi siyasi ve diplomatik ilişkiler SSCB ile kurulur. Dönem itibariyle Türkiye bir tarım ülkesidir, sanayileşme yok denecek kadar cılızdır. Öncelikli sorun sanayileşme yoluyla kalkınmadır. Kalkınmanın ekonomi politikası “Kapitalist olmayan yol” dur, yani gerekli sanayi kuruluşları devlet eliyle ve devlet denetiminde kurulacak ve işletilecektir. Gerçekten Cumhuriyet Türkiye’sinin sanayi hamlesi devlet denetiminde ve devlet işletmeleri şeklinde ortaya çıkar. Bu amaca ulaşılmasıyla “ulusal burjuvazi” yaratılacak, gelişmiş ülkelerin seviyesine ulaşılacaktır. Eğitimde. Kültürde, sanayide her alanda “ çağdaş medeniyet seviyesi” gözetilecektir. Böylelikle emperyalizme bağımlı olunmayacak, bağımsızlık korunacaktır. Bu ise Türkiye’nin emperyalist/Kapitalizmin Pazar alanı dışında kalmasıdır. Bu politika Mustafa Kemalin ölümüne dek sürdürülecektir. Ancak ölümüyle birlikte iktidarı devralan “Kemalistler” ölümünün hemen ardından emperyalist/Kapitalist sistemle arka arkaya ikili anlaşmalarla sistemin parçası olmaya aday olacaktır. Mustafa Kemalin sağlığında sinen gerici güruh yeniden başlarını uzatmaya başlayacak, yeniden toparlanma fırsatı bulacaktır. İnönünü “şeflik” dönemi gerici uygulamaların yeniden ısıtılıp piyasaya sürüldüğü dönemdir. Mustafa Kemal döneminde “ulusal dil Türkçe” politikası ters tepecek, Türkçe okunan ezan kaldırılacak, yeniden Arapça okunmaya başlanacaktır, “Komünist yetiştirildiği” gerekçesiyle Köy enstitüleri sıkı Kemalist(!) CHP ve İnönü iktidarları döneminde kapatılacaktır. Bir esprinin ötesinde Türkiye’de Mustafa Kemalin dışında “Kemalist olmamıştır, ancak Kemalizm’in mirasının üzerinden beslenen leş kargaları Mustafa Kemalden daha çok Kemalist olmayı bu güne değin sürdüre gelmişlerdir. Mustafa Kemalin ölümünden sonra ardıllarının hepsi de maazallah yaman Kemalistlerdir.…

Şimdi şöyle bir itiraz ileri sürülebilir: Kapitalizmin emperyalist aşamaya girdiği bir dünyada kamunun sırtından yaratılan beleşçi burjuvaziye bel bağlanarak “bağımsız” kalmak mümkün mü?. Ya da emperyalizm döneminde “ulusal burjuvazinin yaratılmasının koşulları var mıdır, tarihsel sürecin üretim ilişkileriyle belirlenen sınıfları iradi olarak yaratıla bilinir mi? Soru haklıdır ve elbette mümkün değildir. Kemalizm, antikapitalizm değildir ve ufku bununla sınırlıdır. Kemalizm’in antikapitalist olmaması yaşanılan dönem itibariyle antiemperyalist ilerici niteliğine gölge düşürmez. Ancak kapitalizmin yer küre ölçeğinde egemen olduğu günümüzde de ilerici olmanın kıstası antiemperyalist olmanın yanında antikapitalist olmaktır. Yani anti kapitalist olmadan anti emperyalist olunamayacağıdır.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Yorumlar kapatıldı.