Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-24

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Kapitalizmin serbest rekabet önemine denk gelen dönemde, burjuvazinin yönetim biçimi burjuva demokrasisidir. Üretici güçleri ve dolayısıyla toplumu geliştirici, dönüştürücü, toplumun farklı sınıf ve tabakalarının siyasal desteğini sağlamanın rahatlığı içinde meşru yönetim biçimleriyle yönetmektedir. Her iktidar kitle desteğini sağlayabildiği ölçüde meşru yönetim sınırları içinde kalır, yönetebilmenin siyasası budur. Rekabetçi kapitalizm dönemi de burjuva iktidarların güçlü kitle desteğine sahip olduğu dönemdir. Bu dönemde Avrupa’nın farklı ülkelerinde meydana gelen devrimci eylemlerin başarısızlığının nedeni budur. Haziran ayaklanmalarının, Paris Komün eyleminin başarısızlığının nedenini burada aramak gerekir. Kitlesel hoşnutsuzluk genel olarak işçi sınıfının/sanayi proletaryasının ve dar bir alanla sınırlı sınıf bilinci taşıyan yandaşlarının sınırlıdır. Paris Komününde Marksın uyarısı da budur… Hazır olmayan objektif koşulların iradi müdahale ile oluşturulamayacağıdır. Bu dönem burjuvaziden iktidarı talep eden hareketlerin başarısızlığı “örgütsel zafiyetlerle” açıklanamaz. Kısaca bu dönemde işçi sınıfının iktidara talip olmasının nesnel koşulları oluşmamıştır, hazır değildir.

Kapitalizmin tekelleşmesiyle birlikte serbest rekabetçi kapitalizmin emek sömürüsüne/artık değer sömürüsüne dayanan sömürüsüne, sömürge ülkelerin yer altı ve yar üstü zenginliklerinin sömürüsü de eklenmiştir. Kapitalizmin mevcut durumu üretici güçlerin gelişimini frenler hale gelmiştir. Merkez kapitalist ülkelerde emek sömürüsüyle gelişen, güçlenen burjuvaziye bu ülkeler işçi sınıfının gösterdiği tepkiye sömürge ülke halklarının tepkisi de eklenmiştir. Kitlesel hoşnutsuzlukların artması yönetim zafiyetini de beraberinde getirmiş, burjuvazinin yönetmede demokratik eğilimleri yerini despot eğilimlere bırakmıştır. Leşinin keskinleşmesinin, Ülke içinde sınıf mücadelesinin, emperyalistler arasında Pazar çelişkisinin artmasıyla mevcut meşru yönetim araçlarıyla yönetemeyen burjuvazinin yönetim tercihi gerici, şoven, kanlı bir diktatörlük eliyle icra edebileceği faşizmdir. Yani demokrasiden faşizme… Bu tercih sübjektif olmayıp kapitalizmin içinde bulunduğu bunalım ve krizin derinliği ile ilgilidir. Tarih sahnesine gençlik iksiri içerek çıkan burjuvazi artık iki ayağı üzerine kaygısızca duran burjuvazi değildir, organları eski işlevini yitirmiştir, ömrünü tamamlamak üzeredir.

Nasıl?

Sömürü, kitlesel yoksullaşma, despotik eğilimler kitlesel tepkilerin yoğunlaşmasına neden olurken, kapitalizm de üretici güçlerin gelişimini frenlemekle tarihsel ömrünü doldurduğunun işaretlerini vermekte ve bağrından çıkan işçi sınıfı için iktidara talip olmanın da nesnel koşulları hazır hale gelmiştir. İşçi sınıfının iktidara talip olması için hazır olan nesnel koşulların iradi müdahaleyi gerektiren sınıfın örgütlenmesiyle tamamlanması ilk işçi devriminin gerçekleşme nedenidir ve kapitalizmin “kurşun geçirmez” sanılan burcunda işçi sınıfının top atışlarıyla ilk delik açılmıştır. Ancak kapitalizmin hala kaçacak deliği vardır ve bilimsel, gerek bilimsel ve teknolojik devrimin üretim araçlarına uygulanması, gerekse yer küre pazarlarının hala doyuma ulaşmamışlığı olsun kapitalizme nefes aldıracak, komadan çıkma fırsatlarını verecektir. Hala girebileceği pazarlar vardır ve bu pazarlara ulaşım onu bir süre daha ayakta tutabilecektir. Nitekim ikinci paylaşım savaşının yıkıntıları bu pazarlara ek Pazar olarak eklemlenecek, yeni sömürgecilik yöntemiyle sömürge ülkelerde yukarıdan aşağıya doğru çarpık da olsa kapitalizmin gelişimini sağlayarak atağa kalkacaktır. On yıl içinde savaşın yıkımlarının sarılmasıyla kalmayacak, 1960-1975 arası yaptığı çıkışla altın dönemini yaşayacaktır. BU zaman diliminde öncesi olan antiemperyalist Ulusal Kurtuluş savaşlarının yayılmasına ve başarıya ulaşmasına engel olamamışsa da Avrupa’da kayda değer ciddi sınıf mücadelelerine tanık olunmayacaktır. Hatta gerek Ekim devriminden, gerekse ikinci paylaşım savaşı sonrası Doğu Avrupa’nın sosyalist bloka dahil olmasıyla ciddi Pazar kaybına uğramaktan ders alan burjuvazi, gerek merkez kapitalist ülkelerin gerekse bağımlı ülkelerin ciddi kitlesel desteğe sahip sosyalist/komünist partilerin yapısal DNA larını oluşturan ideolojik yapılarını yozlaştırmak için kolları sıvayacak, bu partileri kapitalizmle sorunları olmayan “Sosyal Demokrat Parti” lere dönüştürerek bir nefes daha alma şansını yakalayacaktır. İkinci paylaşım savaşını takip eden yıllarda Avrupa burjuvazisi bu partileri iktidara taşımış, uzun yıllar iktidar olan sosyal demokrat partiler de burjuvaziye sadakatini göstermişlerdir.

Güçlü örgütlere ve yaygın kitlesel ağlara sahip, işçi sınıfı içinde örgütlü İtalyan, Fransız, Alman sosyalist/Komünist partileri burjuvazinin yozlaştırma operasyonları ile içi boşaltılmış tabela partilerine dönüşecek, kitlesel desteklerini kaybedeceklerdir. Bu konuda farklı tartışma alanları, farklı faktörler ileri sürülebilir. Ancak bu faktörler bu irdelemenin konusu olmadığı için burada yer verilmeyecektir.

1980 lerde başlayan, sonuçları 1990 larda netleşmeye başlayan süreçte, kapitalizmin yeni bir metamorfoz dönemine girdiği gözlemlenecektir. Değişimin 1980 li yıllarda çizilen yol haritasının 1990 larda netleşmesiyle, yeni döneme ilişkin araç ve gereçler çok yönlü ve çok boyutlu saldırıya uygun olarak yürürlüğe konacaktır. Saldırı ideolojik, politik, kültürel olarak çok boyutludur ve savaş psikolojik ve maddi cephede birlikte yürütülecektir. İdeolojik sözcüleri Fukiyama, Marksın, “tarih sınıf mücadelelerinin tarihidir “ saptamasına nazire olarak “sınıf mücadelelerinin bittiğini, kapitalizmin Neo liberalizme dönüşmesiyle özgürlükleri geliştirip besleyeceğini, kapitalizmin bu haliyle tarihin son durağı ve ilelebet olduğunu ve tarihin sonunun geldiğini” müjdelerken, Huntington, Fukiyamadan geri kalmayacak ve toplumsal çatışmaların sınıfsal çatışmalardan çıkarak, etnik ve dinsel odaklı çatışmalar çağına girdiğini ilan edecektir ve bu döneme “medeniyetler çağı” adını verecektir. Kapitalizmin ideologlarının aslında söylemek istedikleri, kapitalizmin küreselleştiğidir ve küreselleşen kapitalizmin işleyişi önündeki engellerin kaldırılması gerektiğidir. Küresel kapitalizmin işleyişinin önündeki en büyük engel ise “ulusal sınırlardır”. Ulusal sınırlar içinde doğan, gelişen, semirilen, gelişme süreci içinde küreselleşen kapitalizm için, bir dönem kutsallık taşıyan ulusal sınırlar gerçekten bir engeldir ve kaldırılması gerekir. Sorun yaratma potansiyeli taşıyan, bütünlüklü, büyük alanlara/pazarlara sahip ulus devletler yerine, küçük, emre amade, sorunsuz yönlendirilebilecek tiranların adacıkları tercih sebebidir. Kapitalizm için kutsallık sömürü ve pazardır. SSCB nin yıkılmasını Avrupa’da Yugoslavya’nın kanlı bir iç savaşla parçalanması takip edecek, parçalama planı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ile devam edecektir.

Küresel kapitalizmin şiddeti içseldir. Merkez kapitalist ülkelere yansıyışı yıkıcı savaşlar, yurtsuz bırakılan göçmenler iken, merkez kapitalist ülkelerdeki görünüm işsizliğin artması, sosyal güvencelerin budanması, kamu harcamalarının kısıtlanması, kitlelerin gerici eğilimlerinin körüklenmesiyle despot/faşizan yönetimlerin iktidar olmasıdır. Tekrar belirtelim ki bu küresel burjuvazinin kişisel tercihi olmayıp, küresel kapitalizmin açmazı karşısında şiddete başvurmaktan başkaca çaresinin kalmadığıdır. Küresel burjuvazinin şiddetinin bugünkü görünümünün geçici olduğuna inanmak yanılgıdır. Kapitalizmin açmazları büyümektedir, içine düştüğü krizlerden çıkamamakta ve kitlesel hoşnutsuzluk küresel çapta artmaktadır. Burjuvazinin demokrasisi bitmiştir, demokratlığı mazide kalmıştır. Merkez kapitalist ülkelerdeki despot ve faşizan yönetimler ile bağımlı ülkelerdeki despot/faşizan yönetimlerin birleşme adresi tüm yerküreyi kapsayacak bir faşizmdir. Şiddetin dozu artarak devam edecektir. Burjuva demokrasilerinin yaşama şansı kalmamıştır. Kapitalizm, ulusal kapitalizmden küresel kapitalizme evrilirken bunun yönetimdeki tarihi karşılığı da burjuva demokrasisinden küresel faşizme geçiş olacaktır. Bu süreç ancak kapitalizmin küresel çapta varlığına son vermekle sona erecektir.

Bu irdelemelerin varacağı sonuç, işçi sınıfının örgütünün kapitalizmin işleyişinin geniş yelpazede ortaya çıkardığı toplumsal katmanların tepkilerini açığa çıkarmak, örgütlemek, ülke içi örgütlenmeyi ihmal etmeden, küresel devrimci güçlerle buluşmaktır, dayanışmayı yer küreye yaymaktır.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Yorumlar kapatıldı.