Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-25

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME

Kemalizm konusuna eğilişimizin nedeni küresel kapitalizm döneminin Türkiye’sinde “Kemalizm’in bir çıkış olacağı” çağrısı değildir. Türkiye solu, ikameci dayatmaları elinin tersiyle iterek tarihinin özgün ve maddi temellere oturan analizini yapmak, uluslararası ilerici, sosyalist, komünist hareketlerin değerlendirmelerini esas alarak sınıf mücadelesindeki yerini saptamak yerine ve üstelik Türkiye devrimci hareketinin de bu konudaki analizlerini görmezlikten gelerek uluslararası emperyalist/kapitalist güçlerin amaçlarına uygun saptırmalarına rağbet edilmesinin açmazlarına dikkat çekmektir. Günümüzde bu konuda etkin iki sapmanın üzerinde durmak yerinde olacaktır. Birincisi, Kemalizm’le tarihi sorunu olan, aydınlanma karşıtı dinci gerici ve diğer sağ güçlerdir. Bugün AKP etrafında kümelenen bu güçlerin Kemalizm’e saldırısı açıktır ve anlaşılırdır. Hilafet/din yerine laisizmin, dogmatizm yerine pozitivizmin toplumsal yaşam biçimi olarak belirlenmesi, iktidarlarına ve çıkarlarına son verilmesidir. Bu kesimin Kemalizm karşıtlığı üzerinde durulmaya değmez, sebepleri açıktır, sonuçları ortadadır.

Asıl bulanıklık CHP de temsil edilen “ ulusallık” sorunudur. Sınıf ayrışmalarını, “ulusallık” tanımı içinde gördükleri egemen burjuvazinin ulusal ve yurtsever vasfının kalmadığını idrak etmeden, 1920 li yılların sınıfsal bileşenlerini küresel kapitalizm dönemine monte etme ısrarlarıdır.

Küresel kapitalizm koşullarında sınıfsal farklılıkları görmezlikten gelerek “yurtseverlik vasfı iddia edilen” ulusallıktan söz edilemez. Burjuvazinin ulusal niteliği kalmamıştır, “Ulusallık kapsamı”küresel kapitalizmin şubeleri ve acenteleridirler. Gerçekten bugünkü koşullarda yurtseverlikten söz edilecekse çalışan kesimlerin ve yoksullaşan küçük burjuvazinin yurtseverliğinden söz edilebilir ancak. Yurtseverliğin ölçütü de emperyalizmin ve kapitalizmin karşısında duruş sergilemekten geçer.

Ulusal Kurtuluş savaşı günlerinde antiemperyalizm içinde yer alan, küçük ve orta burjuva konumunda olan ve gelişim sürecinde sınıf atlayarak tekelci kapitalizmle bütünleşen, bugün için ABD ve AB nin “destek” adı altındaki parasal desteklerle kapitalizme bağımlılıkları perçinlenen, tekelci kapitalizmin bir parçası olan sınıfları hala antiemperyalist ve yurtsever olarak görmek, bu kesimlerin açmazıdır. Bugün ülkenin bağımsızlığının içeriği “küresel kapitalizme karşıtlıktır” ve bu program ancak işçi sınıfının devrimci partisinin programı olabilir.

Peki ama işçi sınıfının partisi bütün toplum kesimlerinin anti kapitalist bilince sahip olmasını mı beklemelidir, toplumun kapitalizmin eritip yok ettiği, yaşam biçimlerinden işsiz kalmalarına, giderek ve artan oranda yoksullaşmalarına kadar bir dizi yaşamsal tehdidine maruz kaldığı kitlelere karşı tavrı ne olacaktır. Devrimci hareketin kitlesel tabanını oluşturacak, işçi sınıfının, yoksul halk kitlerinin ve çalışan kesimlerin dışında kalan, yakın hedef kitle olarak hangi kesim tanımlanacaktır?. Sözün getirileceği yer açıkça CHP nin tabanıdır. Bu taban antiemperyalizmi Mustafa Kemalden almıştır ve antiemperyalist tepki antikapitalist tepkiyle bütünleştirilebilir, bütünleştirilmelidir. Bugün siyasal İslamcı iktidarın toplumun yaşam biçimini dinci esaslara göre düzenleme girişimine karşı bu tabanın-ve bu tabanın dışında kalan kesimler de ihmal edilmeksizin- laisizmi içselleştiren tepkileri önemlidir ve işçi sınıfı partisinin kayıtsız kalamayacağı bir alandır. Siyasal İslamcı iktidarın toplumu bulunduğu noktadan geriye götürme çabalarına karşı bu kesimin tepkileri dikkate değer ve tespitimizin haklılığının kanıtıdır. Gezi/Haziran eylemleri ve siyasal İslamcı iktidarın uygulamalarına karşı genel ya da lokal eylemlerde bu kesim rüştünü ispatlamıştır.

Olay ve olgulara olumlu ya da olumsuz tepki, tepki gösteren kişinin, grubun, siyasi oluşumların sınıfsal karakteriyle ölçülür. Kemalizm, daha Mustafa Kemalin ölümünden yıl bile geçmeden neredeyse onu “ mabut” haline getirenler tarafından tahrip edilmiş, içi boşaltılmıştır. Mustafa Kemalin mirasçıları olduğunu söyleyen gerek tek parti dönemi, gerekse çoğulcu partiye geçiş sonrası dönemde İnönü hükümetlerinin eliyle ilerici atılımların önünün kesildiği unutulmamalıdır. Yazımızın önceki bölümünde değindiğimiz Ezanın yeniden Arapça okunması, köy enstitülerinin kaldırılması İnönü hükümetlerinin icraatıdır. Çok partili döneme geçişte iktidar olan DP hükümetleri de maazallah bir o kadar Kemalisttir ve Cumhuriyet döneminin bütün ilerici atılımları DP hükümeti döneminde alaşağı edilmiş, dinci gericilik, emperyalizme bağımlılık, emperyalist/kapitalist sistemle ikili anlaşmalar, “Komünistlere karşı savaşmak üzere” Kore’ye asker göndermeler, NATO’ya giriş DP partinin “Kemalist görünümlü” iktidarlarının eseridir. Türkiye’nin “Komünizme karşı ileri karakol” olması, emperyalizmin kuklası 12 Mart ve 12 Eylül generallerinin de “Atatürkçü” kesilmeleri hiç de yadırgatıcı değildir. Kemalizm mirası toplumu etkileyen, kabul gören bir mirastır, açıkça karşısında olup kitlelerin hoşnutsuzluğunu körüklemek yerine, karşı devrimin ataklarını Kemalizm şemsiyesi altında gerçekleştirmek daha sinsice ve daha kurnazcadır.

Siyasal İslamcı AKP bile “ Kemalizm’in mirasını komünistlere bırakma(!…) niyetinde değildir ve AKP de “iki ayyaş” söyleminden vazgeçip Kemalist oluvermiştir!…

Kemalizm konusunda ön yargıları bir yana bırakıp, Lenin’den Fidel Castro’ya, Komünist enternasyonalden, dünyanın ilerici güçlerinin değerlendirmeleriyle, Küresel kapitalizmin sözcülerinden, AB sözcülerinin, CİA istasyon şeflerinin, siyasal İslamcılığın türevlerinden gericiliğin bütün yelpazelerinin diplomat kurnazlığı ya da açık nefret biçimleri kıstas alınarak tavır belirlemek, pratiğe de ışık tutabilecek yaklaşımlar olacaktır.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Yorumlar kapatıldı.