Tekelci Kapitalizm Döneminde Devlet-3

On dokuzuncu yüzyılda ülke içinde rekabetçi konumdan tekelci konuma geçen burjuvazi, bir taraftan iç pazarlarda oluşturduğu oligopoller aracılığı ile fiyatları belirleme tekelini eline geçirip, bütün halk kesimlerini sömürü nesnesi haline getirirken, farklı kapitalist ülkelerin iç pazarlara sızmasını önlemek için kendisini yüksek koruma duvarlarıyla güvenceye almaktadır. Bu yüzyılın önemli özelliği ülke içinde henüz emekleme/öğrenme durumunda olan sınıf hareketleri, burjuva iktidarlar açısından tehdit yaratmaktan uzaktır, ancak ülke dışında gerek ekonomik gelişmeleri ve Pazar alanları bakımından aşağı yukarı aynı durumda olan gerekse kapitalist gelişmesini geç tamamlayan ve o güne kadar paylaşımı tamamlanan pazarların yeniden paylaşılması tehdidi altında olan kapitalist ülkeler ekonomilerini askerileştirmeye yönelerek,… Devamı

Serbest Rekabetçi Kapitalizm Döneminde Devlet/2

Bu dönemin sermaye birikim rejiminin esasının artık değer sömürüsü olması nedeniyle kapitalist sömürü işçi sınıfı dışında kalan halk kitlelerinden henüz uzak olup halk kitleleri sömürü çemberinin dışındadır. Sömürü mekanizmasının artık değerle sınırlı olması rekabetçi dönem kapitalizminin evirilerek tekelci kapitalizme geçiş özellikleri göstermeye başlamasıyla birlikte üretilen malların fiyatların yükselmesi pazara yansıyacak ve bu aşamadan itibaren işçi sınıfı dışında kalan halk kesimleri de kapitalist sömürüye maruz kalmaya, sömürüyle yüz yüze gelmeye başlayacaktır. Rekabetçi kapitalizm döneminde devletin karakteristik özelliği, belli bir toprak parçasıyla çevrili ülke bazında ulusal burjuvazinin çıkarlarını korumaya yönelik olup, işleyişi de bu çıkarlara tekabül eden yasa, yönetmelik gibi düzenleyici işlemlerle… Devamı

Kapitalizmin Aşamalarında Devlet /1

– EGEMEN DEVLETTEN TAŞERON DEVLETE – Tarih, sınıf kavramıyla tanıştığında “devlet” kavramıyla da tanışacaktır. Bu olgu toplumlar için daha önceki tarihlerinde tanık olmadıkları yeni bir durumdur. Devlet, sınıflı toplumların ürünüdür ve işlevi egemen sınıfların iktidarı etkilemekten uzak ve mülkiyetten yoksun kesimler üzerindeki baskı ve sömürü aygıtıdır.  Bundan önceki yaşamlarında “özgür” olan insan toplulukları bundan böyle köle, “bağımsız” olan yaşamları, sahiplerine bağlı, alınır-satılır bir metadır. Köleci toplumlarda meta, feodal toplumlarda feodal beylerin karın tokluğuna çalıştırdıkları bir maraba, kapitalist toplumlarda emeğini pazarlayarak geçinen sözüm ona “özgür” bireydir.  Toplumların bu durumu evrimleşmeye paralel olarak değişiklikler gösterse bile, özel mülkiyete bağlı üretim ilişkileri sürdüğü… Devamı

Çay, kahve falan

Ağustos sıcağında yorgunluktan ter burnundan damlarken abisinin ”yine arabanın tekerleğini mi kırdın” serzenişine çıldırmışçasına bir öfkeyle “arabasının da, atının da tekerleğinin de” diye çıkıştığında, kırılan tekerleğin parmaklıklarını sökerek çiğdem kazığı yapma derdinde olan beş altı oyun çocuğu velettik. Biz veletler çiğdem kazığı yapma derdindeydik,  koyunun can derdinde olması kimin umurundaydı. Sakar Musa arabayı debil destek, kasislere ine çıka, atları nefessiz koyacak kadar tırısa kaldırırken son kasiste arabadan gelen çatırtı arabayı bir tarafa, sakar Musa’yı diğer tarafa savuruvermişti. Çelebi adamdı Necati emmim, “canın sağ olsun, şükür sen de bir zarar ziyan yok ya” demekle yetinmiş, biz veletlere de “kulağınızın dibine tokadı… Devamı

Kaçık

Onu, bir toplum içinde başka insanlarla şaka yaparken, gülerken, eğlenirken, küfrederken ya da kendinden geçercesine bağırırken pek göremezsiniz. İlla konuşması gerekiyorsa yavaş, usul sesle davudi perdeden konuşur, geleneğe, göreneğe aykırı sözlerine yüzüne karşı bir şey diyemeyenler onun meclisten ayrılmasıyla “kaçık işte” derlerdi. Gerçekten aykırı biriydi, her şeyiyle aykırı. Herkesin güldüğü, dalga geçtiği şeylere onun gizli gizli ağladığını, kimsenin takmadığı şeyleri kendine dert edinme ustası olduğunu anlamanız için onunla birkaç kez karşılaşmanız yeterdi. Klasında bir “ağır abidir” O. Merak edip onu görmek isteyenler sahil kasabasının kıyıya vuran dalgalarının hışırtılarının duyulduğu salaş kahvelerinden birinde, kalabalığa karışmadan, tek başına çayını içerken sigarasının dumanını… Devamı

Çapraz Esen Rüzgârlar

“Nerede, ne zaman okudum, ya da kim söylemişti hatırlamıyorum” dedi, “mükemmel fırtınaların yaratıcısının çapraz esen rüzgârlar olduğunu”… Serin bir bahar havası vardı; açık gökyüzü, sakin deniz… Gökyüzünde tek bir bulut bile yok. Kaldırımlarda sere serpe yürüyen öbek öbek insanlar bahar havasının tadını çıkarıyorlardı… Kış mevsiminin soğuk, karanlık,  kasvetli iç karartıcı havasının, baharın canlı ruhuna ve rengine evirildiği böylesi bir günde “mükemmel fırtınadan” söz etmesi olsa olsa bir kâhinin kehaneti olabilirdi. Hem de dedi  “mükemmel fırtına” sadece şu gördüğün denizin, şehrin sokaklarının, caddelerinin, ovaların kimyasını bozmakla kalmayacak, insanların da vücut kimyasını değiştirecektir… Bu “imalat hatası” arkadaşımın söylediklerini ayıp olmasın diye dinliyorum,… Devamı

Demokrasi ve Din/02

Demokrasinin ve demokratik kazanımların genişletilmesi ile korunması arasındaki farkın birbirine karıştırılması, her iki eylemin araçlarının ve hedeflerinin farklı olması öncelikle her iki politik, kültürel ve siyasi eylemin farklılıklarının kavranmasını gerekli kılar. Son günlerdeki basın üzerinde estirilen teröre karşı “bu demokrasi değildir” çıkışı kavramların birbirine karıştırılmasıdır. Benzer yazılarımızda ısrarla vurguladığımız gibi demokrasiden söz etmenin koşulu öncelikle kapitalist toplumda çıkarları birbirine zıt sınıf ve katmanların haklarının yasalarca güvenceye alınması ve kullanılması konusunda her iki sınıfın yönetme ve denetleme konusunda toplumsal uzlaşmaya varmalarıdır. Özellikle başta işçi sınıfı olmak üzere toplumun diğer çalışan kesimlerinin sınıfsal bütünlüklerinin korunması, serbestçe örgütlenmeleri, ekonomik ve politik ifade biçimlerini,… Devamı

Yarın

“Yarın” dedi… Bir an durdu, dilinin ucundan elektrik verilmiş de ağzında tükürük kalmamış gibi ürpererek, kuruyan dudaklarını ıslatıp şaşkınlıkla etrafına bakındı… Ağzından çıkan söz kendi iradesi olmaksızın ve bir dil sürçmesi sonucu söylenmiş gibi ya da söyleyenin kendisi değil de bu olmaz ve kabulü mümkün olmayan söz başkasının ağzından çıkmış gibi, “ne yarını be dedi, hemen, derhal, şimdi”… Yarın çok geç olabilir… Onu paniğe kaptıran “Yarına kalırsa çok geç olacak” olan şeyin ne olduğunu bilmesine rağmen kendisine de itiraf edemedi. Uzun, acı, çok acı yaşanmışlıkların verdiği tecrübeyle, ne yapacağını bilmez bir halde şakın şaşkın etrafına bakındı, derin bir uykudaymış ya… Devamı

Şehirde yağmur vardı

Aksaray’ın dik yokuşunu tırmanarak bir koşu Beyazıt’a çıkmak her babayiğidin harcı değildi, insanın nefesini keserdi.  Çınar altı kahvelerinde kendini bir tabureye bırakanlar gömleklerinin yenleriyle burunlarından damlayan terlerini silerek başlarlardı soluklanmaya. Onun oyalanmaya, oflamaya, puflamaya zamanı yoktu, kısrak bir tay gibi bir koşuda çıkıverirdi o dik yokuşu.  Meydanın aradığı adamdı o. O olmazsa birçok şey yarım kalıyordu. Protesto gösterileri, yürüyüşler, mitingler onun sesiyle coşuyor, arkadaşları onun gelişiyle moral buluyordu. Hikmetinden sual olunmazdı ama onun meydana gelmesiyle boğucu sıcakların yerini esinti, miskinliğin yerini coşku alırdı. Rivayet edilir ki Taksimdeki gezi parkının rengârenk çiçeklerinin kokusu Beyazıt meydanını mis kokulara boğar, Eminönü’nden süzülüp gelen… Devamı

Kırmızı

Aynı şehrin değişik mahallelerinde yaşadığımız, mecburen birlikte kaldığımız malum mekânlardan birinde tanıdığım bir arkadaşımı olağan, sıradan bir meseleyle ilgili aradım, “Ooo”, dedi “pek aramazdın, hangi dağda kurt öldü”.  Arama nedenimi söyledim, “sana yakınım” dedi, “uygunsan hem bir çay içelim, hem de seni özledim, bir görmüş olurum.” Birkaç müdaviminin dışında pek geleni gideni olmayan, tenha bir kahvenin ilkyaz esintilerine açık bir köşesine iki sandalye çektik, demli çaylarımızı söyledik. Hoş beş, hal hatır sormalardan sonra bana yakınlığı ile bilinen bir arkadaşımızı sordu. Neredeydi, ne iş yapardı, hala öyle uçarı mıydı filan. “Hala öyle uçarı mı?” sözüne hiç tepki göstermedim. Bu arkadaşımızı kendisinin… Devamı