Kuş Sesleri

Belleğinizin, geçen zamanı bugüne taşıyan gözeneklerini yerinden kımıldatılmasının bile imkânsız olmasını umduğunuz kör tıkaçla tıkamasını, geçmişin yansımasını kalın sis perdeleriyle kapamasını dilemekle yerden göğe kadar haklısınızdır. Ya Kör tıkaç pasından sıyrılarak yuvasından fırlar da, geçmişin içinize sızmasını önleyen kalın sis perdelerini parçalayıp yırtarak, zihninizde yer eden ne varsa habire tümünün altını kalın çizgilerle çizerek sinsi sinsi beyninizin kıvrımlarına süzülürse…Umduğunuz  kalıntıların sökülüp atılmış, üstünün kapanmış olması değil miydi… Bütün yaşananlar, emareler komediler ya da trajediler dünde kalan, düne ait şeyler değil miydi? Bugünü yaşıyorsunuzdur, önünüze bakmalısınız… Tamam, bir fedai inancıyla meydan okumalarınız mahzundur, yedi başlı ejderhalara karşı giriştiğiniz savaşta içinizdekilerin böğrünüze… Devamı

Sıcak Sokaklar

Hiçbir ortak bir yanımızın olmadığı, günlük yaşamın hayu huyu içinde tanıdığım birisiydi. İnşaat işlerinde çalışırdı, ufak tefek “arızalarını” saymazsan kötü birisi de değildi.  İyiliği ile cinliği birbirini pek ağdırmayan, kendisiyle sınırlı birisiydi. Zaman zaman güncel meselelerle ilgili ne düşünüyorum, neye nasıl bakıyorum gibi konuları üstünkörü açar, merak ederdi. Dilim döndüğünce de merakını gidermeye çalışırdım.   “Yahu dedi, seni efendiliğinle, nezaketinle, insanlarla ilişkilerinle, saygınlığınla tanımasam… “Eee dedim, tanımasan” … Yahu dedi, seninle sohbet etmelere bayılıyorum, “he” deyip geçiyorum ama bazen neyi kast ettiğini anlamıyorum, geçen sohbetimizde yaz dedin, güz dedin…Dedin de neyi kast ettiğini pek anlamadım. İçimden “ ha dedim, sıra mevsimlere geldi, şu mevsimlerle derdin ne anlamadım gitti…Yahu dedi yaz yazdır, kış da kıştır, neyini kurcalıyorsun mevsimlerin” …Haklıydı, neyini kurcalıyordum ki mevsimlerin. İçimden,” sen… Devamı

Başkan ve Sırtlanlar-2

Masalla gerçeğin iç içe geçtiği, gerçeğin masal, masalın gerçek olduğu ahir zamanlardı. Bütün şeyler anlamını mı yitirmişti, ya da hiç farkına varmadığımız şeyler yeni yeni anlamlar mı kazanmaya başlamıştı da arasatta kalmış sabi çocuklar gibi kendimizi böylesine çaresiz hissediyorduk. “Tanrılar tanrısı” Zeus’un depremler yaratan, denizleri yaran, dağları ortasından ayıran, bütün mahlûkatın kulaklarını sağır eden narasının esamisi bile okunmazdı başkanın yüreğimizi ağzımıza getiren ürkütücü, korkutucu gürleyişi karşısında.     Buzağı bokuna benzeyen suratının dışında kendini tanımamızdık, adının geçmesi yeterdi benzimizin sararmasına… Korkumuz birbirimizden gizleyemeyeceğimiz kadar büyüktü, bakışlarımız ele verirdi şaşkınlığımızı… Önce gözlerimizi yere diker, bu gürleyişin neyin alameti olduğunu birbirimize sözsüz sorularla, endişe dolu bakışlarla sorardık. Öfkesi, Cehennemden evimizin köşesine fırlayıp hepimizi… Devamı

Başkanlar ve Sırtlanlar

Masalla gerçeğin iç içe geçtiği, gerçeğin masal, masalın gerçek olduğu ahir zamanlardı. Bütün şeyler anlamını mı yitirmişti, ya da hiç farkına varmadığımız şeyler yeni yeni anlamlar mı kazanmaya başlamıştı da arasatta kalmış sabi çocuklar gibi kendimizi böylesine çaresiz hissediyorduk. “Tanrılar tanrısı” Zeus’un depremler yaratan, denizleri yaran, dağları ortasından ayıran, bütün mahlûkatın kulaklarını sağır eden narasının esamisi bile okunmazdı başkanın yüreğimizi ağzımıza getiren ürkütücü, korkutucu gürleyişi karşısında.   Buzağı bokuna benzeyen suratının dışında kendini tanımamızdık, adının geçmesi yeterdi benzimizin sararmasına… Korkumuz birbirimizden gizleyemeyeceğimiz kadar büyüktü, bakışlarımız ele verirdi şaşkınlığımızı… Önce gözlerimizi yere diker, bu gürleyişin neyin alameti olduğunu birbirimize sözsüz sorularla, endişe dolu bakışlarla sorardık. Öfkesi, Cehennemden evimizin köşesine fırlayıp hepimizi kaynar… Devamı

Toz ol

“Toz olun lan buradan, başkan geçecek”. Mahallenin birkaç haylazı parkta mahalle sakinlerinin bizden illallah ettiği yaramazlıklarımızın yeni versiyonlarını üretiyor, birbirimize üstüne basa basa da üstünlük taslıyorduk.  O “emredici ses” de neyin nesiydi. Biz başkan olarak koca Mehmet emmiyi bilirdik. O bizi azarlamak ne kelime, parkın yanındaki evine giderken yanımıza uğrar, cebinden çıkardığı boyalı şekerlerden birer tane elimize uzatır, aramızdaki kavgaları ayırır, ayaküstü babacan öğütlerini sıraladıktan sonra da evinin yolunu tutardı. Yoksul bir mahalleydi bizim mahallemiz. Koca Mehmet emmi Yoksulun hızırı, hastaların dermanıydı. Biz çocukları azarlamazdı ki hiç. Tersine analarımız süpürge sopasını kıçımıza yapıştırdığında analarımıza çıkışır “çocuk derdi, şimdi yaramazlık yapmayacaklar da ne… Devamı

Köstebeğin Gözleri

“Kör müsün” dedi bir hışımla. Başımı kaldırıp gözlerinin içine bakarak “ben kör değilim ama galiba sizin görme sorununuz var dedim, bana çarpan sizsiniz” Mevsimin en soğuk günlerinin birinde, neredeyse ikimizden başkaca kimselerin olmadığı bomboş kaldırımda değildik de cümle alemin gecenin bu geç saatinde seyrana çıktığı güzelim bir bahar gecesinde basacak yer bulunmayan kaldırımda yürüyorduk. Hava ayaza kesmişti, zemheri soğuğundan dişlerim birbirine vuruyor, bir an önce ısınacak bir yer bulmanın telaşıyla hızlı hızlı yürüyordum. Körün taşı diye buna denir galiba. Karşımdan geliyordu, sağ yanıma bir omuz… Hiddetlendim, ters ters bakmaya başladım ama onun aldırdığı bile yoktu. Temiz giyimli bir beyefendi… “Atfedersiniz… Devamı

Gece Yarısı Islıkları

Sırdan gibi görünen bir gözaltı soruşturmasındaydı. O kendilerine yardımcı olursa onlar da kendisine yardımcı olacaklardı. İfadesi alındıktan sonra evine gidecekti. Tamam dedi, sorduğunuz her soruya bildiğim kadarıyla cevap vereceğim. “Bir devlet dairesinde otuz yıldır memur olarak çalışmaktayım müfettiş bey. Allaha şükür kendi evim var. Yirmi yılı aşkın kirada oturduktan sonra bir yıl önce yaptığım gecekondumda kirasız turasız otururum.  Emekliliğim hayli geçti, benim de sabahın köründe kalkıp otobüs, dolmuş duraklarında beklemeye mecalim kalmadı ama gel de emekli ol. Artık bir ayvaz bir Köroğlu değiliz ki sofrada ekmek soğan, üstte başta bilmem kaç yıllık pırtılı çıkmış ceket pantolon geçinip gidelim. Oğlandı kızdı,… Devamı

Bölük Pörçük

Şehirli çocukların ana babaları da çocuklarına öyle mi tembih ederlerdi… Hiç şehirde yaşamadım, şehirli hiç anam babam olmadı ki, nereden bileyim… Uyku mahmurluğunun kerpeten gibi teninizi sardığı tam o anda üzerinizden ansızın çekilen sıcak yorganın bir kenara atılmasıyla evin içinde cirit atan soğuğun sırıtkan dişlerinin teninize yapışmasının üstüne, aynı soğuklukta tok ve bezgin bir ses peşinden gelirdi…”Sabah namazı okundu, sen hala yatıyorsun”… Sekiz on yaşlarında ya varsınızdır ya da yok… Bu tok, soğuk ve emredici sesin kimden geldiğinin ne önemi var… Babanız, Dedeniz, Nineniz… Her kimse… Gözlerinizi ovuştura ovuştura sersemliğinize bir yol açmaya çalışırken kapının ağzına çoktan hazırlanmış azığınızla mataranız… Devamı

Vurulmuş Atlar Ülkesi

Şehrin en uç kıyısındaki bir mahallenin terk edilmiş bir evinde,  akşam olup gece karanlığının basmasıyla zaman zaman yanıp sönen ışıklar,  mahalleliye tuhaf gelmeye başlamıştı… Bazı günler, yaz sıcaklarının nefes aldırmaz bununda, tek tük, ayda yılda bir  mahalleli kadınların evin  viraneye dönmüş bahçesinde akasya ağaçlarının dallarına dolanmış, yapraklarıyla haşır neşir olmuş, bahçenin yıkık duvarları boyunca uzayıp giden sarmaşığın koyu gölgesinde dinlenip nefeslenmesinin dışında kimse uğramazdı. Akasya ağacına dolanan sarmaşığın koyu gölgesinde nefeslenen kadınlar, evlerine dönerlerken bahçeden ebegümeci toplayıp akşamüstü havanın serinlemesiyle evlerine dönerlerdi. Bunun dışında viraneye dönmüş harapdar eve kimsenin uğradığı olmazdı. Bu virane evde, zaman zaman kısa bir süreliğine yanıp… Devamı

Yas Bulutları

İki derenin içinden geçtiği, iki tepenin yamacına kurulmuş köyümüzde sonbahar kendini bir başka türlü hissettirirdi. Yazın nefes aldırmayan boğucu sıcakları ikindiye doğru çekilmeye başlar, yerini kuzeyden gelen okşayıcı esintilere bırakır. Köyün yaşlıları serinliğin başlamasıyla bastonlarına dayanarak birer birer köy meydanında görünmeye başlarlar. Kimi sırtını duvara dayar, bastonunun yardımıyla ayakta durur, kimileri de sıcak kumların üzerine uzanır, uyuyakalırlardı. Akşam havanın kararmasıyla İbrahim ağanın gaz lambasının yarı alacakaranlık, kös kös aydınlattığı ölgün ışığın gözlerine düşmesiyle birbirlerine bilgiç bilgiç “yatsı olmuş yahu, bizim evimizi barkımız yok mu” bıkkınlığı içinde bastonlarına dayanarak ve ezberledikleri duaları mırıldanarak ağır ağır ayağa kalkarlar, evlerinin yolunu tutarlardı.  Herkes… Devamı