Tekelci Kapitalizm Döneminde Devlet-3

On dokuzuncu yüzyılda ülke içinde rekabetçi konumdan tekelci konuma geçen burjuvazi, bir taraftan iç pazarlarda oluşturduğu oligopoller aracılığı ile fiyatları belirleme tekelini eline geçirip, bütün halk kesimlerini sömürü nesnesi haline getirirken, farklı kapitalist ülkelerin iç pazarlara sızmasını önlemek için kendisini yüksek koruma duvarlarıyla güvenceye almaktadır. Bu yüzyılın önemli özelliği ülke içinde henüz emekleme/öğrenme durumunda olan sınıf hareketleri, burjuva iktidarlar açısından tehdit yaratmaktan uzaktır, ancak ülke dışında gerek ekonomik gelişmeleri ve Pazar alanları bakımından aşağı yukarı aynı durumda olan gerekse kapitalist gelişmesini geç tamamlayan ve o güne kadar paylaşımı tamamlanan pazarların yeniden paylaşılması tehdidi altında olan kapitalist ülkeler ekonomilerini askerileştirmeye yönelerek, işçi sınıfının iç tehdidinin yanı sıra, tehdide karşı ekonomilerini askerileştirmeye ağırlık vereceklerdir. Büyük askeri sınai kompleksleri kapitalist ekonominin ana güçleri haline gelecektir. Devlet bu yönde yapılandırılarak içeride işçi sınıfının iktidar talebini bastırmak, dışarıda diğer kapitalist ülkelerin tehditlerine karşı koymak için devletin toplum üzerindeki etkisi ve baskısı hissedilir ölçüde artacaktır.  Kamu kaynaklarının aslan payı ülke dışında rakip emperyalist/kapitalist ülkelerin aralarındaki amansız çelişkinin oluşturduğu tehdit nedeniyle savaş mekanizması askeri teşkilatın modernizasyonuna, ülke içinde de sınıf mücadelesinin bastırılma aygıtı olarak örgütlenen polis teşkilatının örgütlenmesine ayrılacaktır. Bu dönem asker ve polisin fonksiyonlarının birbirinden ayrı olduğu dönemdir. İleride görüleceği gibi kapitalizmin belirli aşamalarında asker-polis fonksiyonu arasındaki belirgin ayırım çizgisi giderek belirsizleşecek, küresel kapitalizm döneminde askeri örgütlenme de sınıfsal eylemlerin bastırılması yönünde organize edilecektir. Faşizmin, askeri darbelerle gerçekleştirilmesinin maddi dayanağı da bu olgudur.

Burjuvazinin, ülke içinde işçi sınıfına karşı yürüttüğü sınıf mücadelesinin, ülke dışında ise rakip emperyalist/kapitalist devletlerin tehditlerine karşı bütün cephelerde görev yüklediği devletin harcamalarının ülke içinden sağladığı kaynağın birinci kalemi, işçi sınıfından sağlanan doğrudan artık değer sömürüsünden elde ettiği karlar ile bütün halk katmanlarından vergilerle ve fiyatların yükseltilmesiyle elde ettiği gelirlerdir. Ancak bu gelirler harcamanın büyüklüğü karşısında sınırlı gelirlerdir ve salt bu mali kaynaklarla devletin kendisine yüklenen fonksiyonu yerine getirmesi beklenemez. Bu tür devasa giderlerin karşılanması için farklı gelir kaynaklarına ihtiyaç duyulacaktır.  Aşağıda özetleneceği gibi ülke içi sömürü kaynaklarına sömürge ve bağımlı ülkelerin açık işgalleri ile talan edilen zenginlikleri de katılacaktır.  Bu da ancak kapitalizmin devlet güdümünde “devletleşmesi” ile mümkün olacaktır.

Serbest rekabetçi dönemde devlet, kapitalist gelişmenin seyircisi iken, tekelci kapitalizm döneminde burjuvazi, kapitalizmin işleyiş aşamasına uygun olarak devleti yeniden örgütleyerek ulusal sınırları içinde devlete denetleyici ve koruyucu “ hami”  görevi yüklemiştir. Tekelci kapitalizmin “Tekelci devlet kapitalizmi” olarak tanımlanmasının nedeni budur. Bu aşamada kapitalizm devlet eliyle yönlendirilmekte, devlet askeri, mali, iç güvenlik, bürokratik örgütlenmesini kendisine verilen bu görev bağlamında yeniden yapılandırmıştır.

Lenin’in “Egemen devlet, kendi egemen sınıfını zenginleştirmek ve alt sınıflarına rüşvet kabilinden sus payı vermek için, eyaletleri, sömürgeleri ve bağımlı ülkeleri sömürmektedir” tezi gerçeğin açık ve çıplak ifadesidir. Tekelci kapitalizmin ayırıcı özelliklerinden biri de Emperyalist/Kapitalist devletin sömürgeleri ve bağımlı ülkeleri sömürü alanına katmasıdır. Devletin görünürdeki zor aygıtları dış tehditlere karşı ordunun, iç tehditlere karşı polisin örgütlenmesine ayırdığı bütçenin oldukça önemli bir kısmı sömürge ve bağımlı ülkelere yaptığı mal ve sermaye ihracı ile bu ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin merkez üretim girdileri olarak merkez kapitalist ülkelere taşınmasıdır. Tekelci kapitalizmin sömürge ve bağımlı ülkelerden elde ettiği sömürü sermaye birikim sistemine katılan yeni bir halkadır. Buraya kadar özetlemeye çalıştığımız kısım devletin görünen zor aygıtlarının finansmanına ilişkin açıklamalardır.

Açıkça belirtmek gerekir ki devlet, kapitalizmin tekelci aşamasında, serbest rekabetçi dönemin “seyreden” aygıtı olmaktan çıkmış, egemen bir güç olarak hükmetme yetkisiyle donatılmıştır. Devlet, ülke içinde hükmetme yetkisini özel olarak iç güvenlik aygıtı polis örgütlenmesinin ürkütücü ve korkutucu gücüyle doğrudan yerine getirmekle birlikte, resmi zor güçlerinin dışında sivil faşist örgütlenmelerin de bu dönemden itibaren kitle pasifikasyon aracı olarak örgütlenip kullanıldığı görülecektir. Konunun ilerleyen bölümlerinde kitle pasifikasyon aracı olarak sivil faşist örgütlenmelere değinilecektir.

Devletin bu dönemde açık zor aygıtlarının yanında dolaylı zor aygıtları daha karmaşık ve daha komplikedir. Konuyla ilgili olarak yine Lenin’e başvurulması gerekir.

Lenin “İşçi önderleriyle işçi aristokrasisini satın almayı mümkün kılacak ve proletaryanın üst katmanını alt katmanından sistemli biçimde ayırmaya yarayacak olan böylesi bir rüşvet, hangi biçimde olursa olsun, ekonomik açıdan yüksek tekel kârları gerektirecektir.”

Kapitalizm, içinde yaşanılan topluma “zıt ikizler” olarak doğmuştur. Deyim yerindeyse daha doğarken kendi zıddıyla, kendi mezar kazıcısıyla birlikte doğmuştur. Kapitalizmin üretim çarklarından doğan İşçi sınıfı… Kapitalizm kendi seyir çizgisinde gelişip güçlenirken, işçi sınıfı henüz emekleme döneminde olmasına karşın ileride ciddi bir muhalif ve iktidar alternatifi olarak mücadele saflarındaki yerini almak için kendini tanımaya başlayacaktır.  Marks ve Engels kapitalizm içinde işçi sınıfına kendi tanıtan, mücadele programı hazırlayan ilk öğretmenlerdir.

Lenin’in, burjuvazinin “işçi önderleriyle işçi aristokrasisini” satın almasına, burjuvazinin ideolojik saldırıları için devlete koordinasyon görevi verdiğini de eklemek gerek. Elbette, sınıf mücadelesinin saptırılarak, mücadelenin keskin hatlarının ıslah edilerek burjuvazi açısından makul hale getirilmesi için çıplak dolaysız zor güçlerinden çok daha kurnaz ve sinsi araçlarını devreye sokacaktır. Burjuvazinin bu sinsi ve kurnaz silahı ideolojik saldırı araçlarıdır. İşçi önderlerinin ve işçi aristokrasisinin satın alınarak işçi sınıfının üst katmanını alt katmanından ayırmasında elbette yüksek miktarlı tekel karı şarttır, ancak bu yeterli değildir, burjuvazinin bu amaca ulaşması için bununla birlikte ideolojik saldırı araçlarını birlikte kullanmaktadır. Öyle ki, Marks ve Engelsin işçi sınıfının iktidar kılavuzunun ıslah edilerek burjuvaziyle uzlaşma talebiyle başlayan ideolojik saptırma girişimleri aynı amaçla ve farklı araçlarla devam edegelmekte, sınıf hareketini iktidar mücadelesini iktidarı ele geçirme rayından saptırarak etnik kimlik mücadelesine, dinsel inanca ya da feminizm ve salt çevrecilik derecesine kadar indirgemektedir. İşçi sınıfının iktidar mücadelesinde baskı altında tutulan etnik kimliği, dinsel/mezhepsel inancı, kadın hareketini ve çevresel etkinlikleri öncü partisi çatısı altında toplayıp sorunların tümden çözüleceği sosyalizmin saflarına çekmesi ile sınıf hareketinin bunların peşine takması farklı şeylerdir, birisi diğerinin yerine konulamaz.

Sınıf mücadelesinin ideolojik saptırılma gayretinin bugünkü görünümü bu olsa bile, bu yozlaşma bugünün eseri değildir. Nitekim Marks-Engels döneminde Kautsky ve Bernstein gibi Marksist görünümlü burjuva ideologlar da sınıf hareketini burjuva demokrasisi derecesine indirgeyen revizyonizmin babalarıdır. Bu saptırma gayretinin yarın nasıl şekilleneceği elbette şimdiden kestirilemez, ancak burjuvazinin ideolojik saldırılarının durmayacağı, ancak bütünlüklü ve ideolojik olarak donanımlı bir sınıf hareketiyle alt edilebileceği açıktır.

Tekelci kapitalizm dönemi devletin “egemen sınıfların kapitalizm adına halk üzerindeki ekonomik, siyasi, kültürel ve ideolojik baskı aygıtı”  olarak örgütlenmesini tamamladığı dönemdir.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.