Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-32

 -DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Kapitalizmin 2008 krizini neden aşamayacağına ilişkin veriler nedir, kapitalizm cephesinde neler oluyor, tekelci ve küresel kapitalizme karşı dünya işçi sınıfının mevcutolanakları nelerdir?.

Son on yıldır kırık fay hattı üzerinde sendeleyen kapitalizmin eli kulağındaki yıkıcı depremin etkisini nasıl atlatacaklarının telaşıyla akıl hocalarının, ekonomi ve siyaset bilimcilerin tartışma ve kurtarma önerileri dünya siyasal gündemini de işgal etmiş durumdadır. Akıl hocaları krizin yapısallığı ve boyutu hakkında akıllarının kendilerine de yetmediğini fark etmiş olmalılar ki krize ilişkin açıklamaları kusursuz bir cehalet örneği, kapitalizmin krizden kurtulması için önerdikleri yolun ise çoktan izbeye çevrildiğini, kapitalizmi ipten kurtaran yol ve yöntemlerin kullanılmakla tüketildiğini bilmezlikten gelmeyi yeğlemektedirler.

Bu Üniversitelerde kürsü işgal eden, profesör ünvanlı sözcüler gerçekten kapitalizmin işleyiş yasalarını bilmiyorlar, ya da dev şirketlerin danışmanlıklarından yemlendikleri bol sıfırlı çıkarlarına halel gelmemesi için gerçeğin üstünü örtmeyi maharet sayıyorlar. Kapitalizmin işleyiş yasalarının açıklanması da yine Marksistlere kalıyor.

Kısa bir tarihçe: Kapitalizmin, elbette son on yıldır içinde debelendiği, bir türlü çıkış yolu bulamadığı/bulamayacağı kriz içine düştüğü il kriz değildir. Tekelci dönemle birlikte ve gittikçe sıklaşan periyotlarla krizler yaşamıştır. Öyle ki krizler zaman zaman emperyalist paylaşım savaşlarının gerekçesi olmuş ve savaş ekonomisiyle çıkış yolu bulunmuş, zaman zaman sistem kendi içinde aldığı ve işleyişe dâhil ettiği yöntemlerle krizi aşmayı başarmıştır.  1929 krizi, kapitalizmin o güne değin işleyiş modeli içinde olmayan yöntemleri işleyişe dâhil etmiş, New Deal para politikası ve benzeri yöntemlerle kısa süreliğine aştığı düşünülen kriz 2. Paylaşım savaşını körüklemiş, kapitalizm savaş ekonomisiyle yeniden canlanmış, hatta 1960-1975 yıllarında tarihinin “ altın çağını” yaşamıştır. Kapitalizmin kriz ve bunalımlarının ekonomik göstergesi iflasların artması, ekonominin çökmesi, işsizlik ve yoksulluğun artması şeklinde gözlemlenirken politik/siyasal sonucu kitlesel hoşnutsuzlukların artması, devletin zor güçlerini sahaya sürmesi, otokratik/faşizan yönetimlerin işbaşına getirilmesi,  örgütlülük olanaklarına göre işçi sınıfının devrim arayışlarının yoğunlaşması olarak ortaya çıkar. Geniş Pazar olanaklar sömürünün yasal biçimlerde idame ettirilmesine olanak tanır.

Klasik kapitalizm öncelikle Pazar demektir.  Gelişip serpilmesini de bunalım ve krizlerini de pazarla orantılı olarak yaşamıştır. Gelişip yayılabileceği pazarlara sahip olduğu sürece burjuvazi kendi normlarına uygun ve yasal meşruiyet içinde yönetir. Kapitalizmin Altın çağı olarak adlandırılan 1960-1975 yıllarında Merkez kapitalist ülkelerde işçi sınıfının yığınsal örgütlülüğe sahip olduğu, yerel örgütlerde inisiyatif aldığı, merkezi devlet içinde denetleme olanakları elde ettiği, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırıldığı, kısaca burjuva demokrasisinin işlerliğe sahip olduğu dönemdir. Dikkat çekmek istediğimiz önemli bir noktada şudur: Bu yıllar Kapitalizmin gelişip serpildiği, kitlesel refah sağladığı burjuva demokrasisinin işlerlik kazandığı yıllardır. Ancak aynı yıllar Asya’da, Afrika’da ulusal Kurtuluş Savaşlarının kanla bastırıldığı, kitlesel katliamlara girişildiği, Latin Amerika’da ABD patentli askeri darbelerle faşist yönetimlerin işbaşına getirildiği yıllardır. Burjuva tarih literatüründe adeta Dünya Avrupa’dan ibarettir ve dünyanın geri kalanının tarihte yeri yoktur. Niçin?. Niçin’i  oldukça açık. Kapitalizm için dünyanın geri kalanı açık pazardır, varlıkları sömürülmek içindir, bu ülkelerden elde edilen yer altı-yer üstü zenginliklerin merkez kapitalist ülkelere transferiyle merkez kapitalist ülkeler halkının önüne bir parça atılıp bunların burjuva iktidarlara siyasal desteğin sağlanmasıdır. Yani kapitalizm için yaşanılan dünya Merkez Avrupa ve ABD den ibarettir.

  1. Yüzyılın sonlarına kadar Kapitalizmin içine düştüğü krizlerden kurtulmasının nedeni kendisini yeniden üretebileceği, sermaye birikimi sağlayabileceği pazarlara sahip olmasıdır. Pazar, kapitalist üretimin tüketime karşılık bulduğu alandır. Üretecek ve satacaktır. Mevcut pazarlar krizden çıkışın sigortasıdır. Teknolojik yeniliklerin üretime uyarlanmasıyla üretim olanakları artmakta, üretime paralel olarak yeni pazarlar da devreye sokulmaktadır. Anlaşılacağı üzerine adı edilen kapitalizm sanayi kapitalizmidir, reel sektör az çok yeni yatırım alanlarıyla istihdam sağlamakta, işsizliği belli bir noktada tutmakta, kamu harcamalarını artırarak kitlesel hoşnutsuzlukların tavan yapmasının önüne geçebilmektedir. Sınıf mücadelesi ancak var olan örgütlülüğünü koruyabilmekte, toplum dinginlik içindedir. Kapitalizmin normal işleyiş dönemlerindeki görüntü budur.  Bu durum uzun aralıklı, uzun süreli olmayacaktır, kapitalizmin tarihi tekelleşme tarihidir, tekelleşme yoğunlaştıkça bunalımların ve krizlerle birlikte sınıf hareketinin ivmesinin yükseldiği, toplumsal hoşnutsuzluğun arttığı dönemler başlar.
  2. yüzyılın başlarında kapitalizm açısından iki yeni olgu klasik tekelci kapitalizm çağını kapatmıştır.

Birincisi, 20.yüzyıl başlarına kadar rakip sermaye grupları parçalıdır ve her sermaye grubu egemenliğindeki devlet eliyle varlığını sürdürür, savaş dâhil kullanabileceği bütün araç ve gereçlerle mevcut pazarlarını korur ve geliştirir. Pazar paylaşımları egemenliği altındaki devletin temel politikasıdır. Bu süreç aynı zamanda tekelleşmenin rakip sermaye gruplarının birleşmesiyle de sürdürüldüğü bir dönemdir. Özellikle 2. Paylaşım savaşından sonra rakip sermaye grupları birleşerek birleşik dev tekellerle belli bir Pazar alanının ötesinde tüm dünyayı birlikte sömürmek amaçlı oluşumlara giderken, yakın geçmişin rakip/düşman devletleri de ekonomik/politik birliktelikler oluşturmuşlardır. Avrupa, Avrupa ekonomik topluluğu adıyla başlangıçta her ne kadar ekonomik amaçlı bir araya gelmişlerse de bu bir araya geliş burada kalmamış, giderek ortak devlet, ortak para, ortak siyasa belirlemede bu günkü noktaya gelmişlerdir. Ortak Avrupa ordusu oluşturma tartışmaları da yenidir, günceldir. AB yi oluşturan Avrupa devletleri, klasik siyasal bağımsızlığa sahip burjuva devletlerin olmazsa olmaz koşulu olan egemenlik haklarını AB ye devretmişlerdir. Bir başka deyişle,  ulusal kökenli tekelci kapitalizm bir üst aşamaya sıçramış, küreselleşmiş, ulusal kökeninden bağımsızlaşmıştır. Egemen sermaye ulusal sınırları aşarak küreselleşmiştir. Küresel kapitalizm, yer kürenin bütün alanlarında hâkimiyetini kurmuştur. Bu hâkimiyet ulaşabileceği bütün sınırlara, pazarlara ulaşmış, Pazar ekonomisine açmadığı toprak parçası kalmamıştır, kendini yeniden üretebileceği pazar alanları kalmamıştır. Kapitalizmin ölümcül hastalığı budur, on yıldır içine düştüğü krizden çıkamayışının ve çıkamayacağının sebebi budur, yoğunlaşan sermayeye cevap verecek pazarların tükenmiş olmasıdır. Küresel sermayenin siyasal organları da tek tek bağımsız devletler konumundan çıkmış, birleşik siyasal yapılar oluşturulmuştur. AB,  bu oluşumun görünen ifadesidir. Bu gelişme kendi içinde bir başka çelişkiyi de gündeme getirmiştir. Küresel sermayenin yoğun sermaye birikim süreci ile egemenlik alanları daralan ulusal kökenli tekelci kapitalizm, küresel kapitalizme karşı varlığını koruma telaşına düşmüştür.

İkincisi, üretime bağlı sanayi sermayesi ile karakterize edilen klasik kapitalizm eksen kaymasına uğramış, finans sermayesi başatlık kazanmış, üretmeyen, istihdam sağlamayan, kapitalizmin öngördüğü reel büyüme ile ilişkisi olmayan bir “ faiz ve rantiye kapitalizmi” baskınlık kazanmıştır. Küresel sermayeyi karakterize edilen kapitalizm bu kapitalizmdir. Gelecek sayıda ulusal kökenli tekelci sermaye ile küresel sermaye arasındaki çatışma/ilişki bağlamına yeniden döneceğiz.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.