Giderken

Kendime en uzak,en yakın an’ımdı sana Hayali fotoğraflarını indirdim duvardan Titriyordun Dağınık ve tedirgindi dudaklarında sözcükler İnce bir yağmurla ıslandı yüzün Öpecektim görmesen,upuzun kirpiklerini Nefesim kesilirdi,eksilirdim gidersen Düşler yeşildi oysa,karabasanlar olmasa Sen kumraldın,güvercin sürüsüydü saçların Senin dağlarında güzeldi eşkıya olmak Gazel okumak bir taşa,çiy damlasında demlenmek

Buluta Çizilen Resim

Ay olurum gecelere Tütün dalına düşerim Gün olurum zemheride Gülün al’ına düşerim Gül dalında güzeldir Gün ufuklarda Can teninde güzeldir Bıçak kınında Gül dalında vurulur Dile gelir dağ-taş Feryat figanda börtü böcek Can teninde vurulur Kınında çıldırır bıçak Nasıl da dağlar içimi Nasırlaşan yüreklerde ölüm sessizliği Oysa neler düşlemiştik Nelere hasrettik gülüm Nelere hasretti dünya Turnalar inecekti su başlarına Bir ikindi üstü Gökyüzü konacaktı avuçlarımıza Mavi ve berrak Ay saracaktı ovayı Akasyalar ortasından Bu bahar patlar demiştik tomurcuk Dal’la yaprak arasından Rüzgârda dağıldı düşlerimiz Ortasında kaldık o puşt ölümün Yine tan kızıltısında çakal sesleri Güvercin kanadında kurşun yarası Uzayan yollar… Devamı

Esintiler

Martı seslerinin bittiği yerde başlıyor geceYana yıkık duruyor çiçekler                                          belli ki sarhoş     Gecenin mührü bozuluyor derin sulardaDalıp gidiyorum gülüşlerineYasak mülkler mi çiğnedin   Her masalın şahmaranıSen ermiş çingene,ey güzel çocuk.

Armoni

Kendime uzaklığım kadar hayata yakınlığımNe bir geçit yol verir bulutlar üzerindenNe bir ses var etrafımda, dönüp bakmama sebepHep kendine doğuyor ayYağmur kendini ıslatıyor durmadanBir çılgınlık nöbetindeyim , her dokunuşum tedirginBöylesine gamsız akşam üstleri

Gönül Kalk Gidelim Sılaya Doğru

Ansızın, yaşayıp geçtiğiniz, geride bıraktığınız ve artık yolunuzun üzerinde de olmayan yaşamın belli belirsiz bir an’ına tökezleyiverirsiniz… Belki o güne kadar belleğinizin hiçbir yerinde izi olmayan yaşamınızın o kesitine ilişkin hiçbir renk, hiçbir ürpertici ya da gülümsetici betimleme de hatırlamıyorsunuzdur… Siz o “an”ı çoktan geride bırakmışsınızdır, ya da o “an” size hiç ilişmemiştir bile… Dalgın bir anınızda kim bilir neleri veya kimleri hayal ederek sarsak sarsak yürürken ve hatta zaman zaman kendinizle konuştuğunuzun farkına varıp,  “acaba biri görüp de delinin biri” mi diyecek diye utangaç bir edayla kendinizi toparlamaya çalıştığınız bir anda, belleğinizin kapısı çalınıverir… Gelip karşınızda durur… Hatları öylesine… Devamı

Bir Aşk(sızlık) Öyküsü Ya da Pazarın Kutsallığı

Her şey pazar için. Duygularınız, aşkınız, kişiliğiniz.. Düşündüğünüz, düşünemediğiniz her şey. MIDAS kapitalizmin harika çocuğu. Elinin değdiği her şey dolar oluveriyor. Konu, Tülin Akyıldızın “www. Sanal alemde bir aşk öyküsü” adlı kitabına, çağımızın-günümüzün değil- imrendirici aşk öyküsünün methiyesidir. Çernişevski, bilinen romanı ‘Nasıl Yapılmalı” ya girerken okura “aptal okur” diye seslenir. Tülin Akyıldız öyküsünde okura aptal diye seslenmiyor, aptal mı? yoksa biraz zeka kırıntısı taşıyor mu diye yoklama yapıyor, okuru gözlüyor. Öyküsünde, kahramanlarına insana özgü, insanı insan yapan en “olmazsa olmaz”ı, aşkı aratıyor. Her şeyin metalaştırıldığı yaşamımızda sadece kendimize ait olması gereken -artık sadece kendimize ait olan diyemiyorum-birlikte üreterek ve paylaşarak… Devamı

Hacı Yatmazlar

Bir kişilik karakteri tanımlamasının “oyuncak” olarak üretildiğini yeni duydum. Küçüklüğümden beri “her devrin adamlarına” ekmediği yerden biçen” sözüm ona uyanıklara, insan suretinde görünmesine karşın bazen başını kıç, çoğunlukla da kıçını “baş” olarak kullananlara bu isimle hitabedilirdi. “Siktir pezevengi, hacıyatmazın biridir…” Yetiştiğim köyün birkaç kişilik konu komşu meclisinde adam yerine konmazdı… Bazı açık sözlü büyüklerin “ ulan fırıldak, yine ananı boyayıp babana  mı satacaksın” diye aşağılamalarına karşın, söyleneni duymaz, pişkin pişkin sırıtırdı… Her köyün “delilerinden” bizim köyde de vardı tabi, bunlar açık sözlü, mert, özü sözü bir insanlardır. Söyleyecekleri sözü eğip bükmeden, evirip çevirmeden “şak” diye söyleyiverirlerdi. Bu yüzden “deli” lakabıyla… Devamı