Haz Sıcağı

Güz geldi ya, ansızın bastırıveriyor akşam. Gökyüzünde bir telaş, bir telaş. Birbirinin üstüne ağarken bulutlar, dörtnala kalkan uzun atların şeklini alıyorlar. Gri ve kurşun rengi atlar ufkun tan kızıltısında kayboluyor. Yeniden ortaya çıktıklarında bacakları kafalarının üzerinde, gökyüzünün yıldızlı cisimleri gibi ıpıl ıpıl ışıldayan yeleleri, Orta doğudan Kafkaslara uzanıp, Ümit Burnunu teğet geçerek Cebelitarık üzerinden Haliç sularına bırakıp ışıklarını ufkun sonsuzluğuna koşarken kocaman yarım çemberler çizerek, toynaklarından nefes alıp vermeye başlıyorlar. Kübist bir ressamın hayal gücüyle dağılıp, yeniden toplanıyorlar, yitip yeniden ortaya çıkıyorlar. Hız, hız, hız… Çelik bir yay gibi gergin bacaklarıyla kıtalardan okyanuslara, dağlardan ovalara inip çıkıyorlar. Damlalarını toprağa bırakmaya başlayan… Devamı

Hançerinde Fesleğen Büyüten Bedevi

Aynı fotoğrafın karesindesiniz, aynı çizginin izdüşümünde. Rüzgâr Paris’in banliyölerinden İstanbul’a mı esiyor, İstanbul’un gecekondularını çapraz yalayıp geçen ay, Paris’in işçi mahallelerine mi düşüyor? Fotoğraflar ne çok karışıyor birbirine, İstanbul neresi, Paris hangisi… Haber bültenlerinde, siz Paris’te yaşayan yetmiş iki millete uygun bulunan sıfatlar, bizim buralarda yaşayan yetmiş iki millete layık görülen sıfatlarla nasıl da birebir çakışıyor. Size uygun görülen bütün sıfatlar bizi tanımlıyor, bize layık görülenler çokça sizsiniz. İyi yetişmiş, iyi eğitilmiş –yani dalkavuklukta- avcılar hedefi tam on ikiden vuruyorlar.. Kalemleri sivri, kılıçları keskin… Paris’te, küllenmiş ateşinizin üstündeki külü silkelemeye başlamanızla birlikte, takım taklavat hücum borularını çalmaya başladı… Çapulcular!… Evet, çapulcuydunuz,… Devamı

İnsanın ve İsyanın Yüzü

N.G. ÇERNİŞEVSKİ “Ben onları pek o kadar yükseğe çıkarmış değilim, belki de siz çok alçaklarda bulunuyorsunuz” Dünya edebiyat ve sanat tarihinde klasikleşmiş Rus edebiyatının devleri Gogol, Dostoyevski, Turgenyev gibi yazarlar, arkasına aristokrasinin desteğini alarak yazmak bir yana, Petropavlovsk zindanlarında “Nasıl Yapmalı?” Romanının baskısının –çarlığın bütün sansürüne rağmen-gün ışığına ve okura ulaşmasıyla, romanın gördüğü ilgi üzerine öfkeye kapılacaklar ve şaşkınlığa uğrayacaklardır. Bir çeşit yukardan bakan ve şimdiye değin yazın dünyasında kökleşmiş sanat anlayışını alaşağı eden Çernişevskiye veryansın edenlere Çernişevski yukarıda alıntıladığımız mizahi cevabı verecektir. Romanın yazıldığı 1860 lı yıllar,  Rusyada “sosyal hareketliliğin” doruğa çıktığı,  o ana kadar, yalnızca “ uşak”, “… Devamı

Küfrün Güzelleştiği Kentler

2002 yılının başlarında ( Şubat ayında ),adına “ Dünya ekonomik forumu “ denilen, küresel sermayenin temsilcileri New York’ta toplanırken, küreselleşme karşıtları da Brezilyanın Porto Alegre kentinde karşıt gösteriler için bir araya geldiler. Ya sermaye küreselleşecek insan ve emek hiçleşecek, ya da kapitalizmin egemenliği bitirilecek, insan ve emek özgülüğünü kazanmış olacak. Yerküre, kapitalist-emperyalizmle, emeğin, amansız ve bütün cephelerde aynı ayna anda patlak verecek uzlaşmaz kavgasına hazırlıyor kendini. Kim kazanacak? Emperyalist kapitalizm donanımlı ve örgütlü, hiç olmazsa şimdiki durumun görüntüsü bu. Emek güçleri, tarihin bu evresine kadar edindiği birikim ve deneyle, karşı cephede gedik açabilecek güçte vuruşu kotarabilecek mi? Sakın Avrupa’nın üzerinde… Devamı

Gönül Kalk Gidelim Sılaya Doğru

Ansızın, yaşayıp geçtiğiniz, geride bıraktığınız ve artık yolunuzun üzerinde de olmayan yaşamın belli belirsiz bir an’ına tökezleyiverirsiniz… Belki o güne kadar belleğinizin hiçbir yerinde izi olmayan yaşamınızın o kesitine ilişkin hiçbir renk, hiçbir ürpertici ya da gülümsetici betimleme de hatırlamıyorsunuzdur… Siz o “an”ı çoktan geride bırakmışsınızdır, ya da o “an” size hiç ilişmemiştir bile… Dalgın bir anınızda kim bilir neleri veya kimleri hayal ederek sarsak sarsak yürürken ve hatta zaman zaman kendinizle konuştuğunuzun farkına varıp,  “acaba biri görüp de delinin biri” mi diyecek diye utangaç bir edayla kendinizi toparlamaya çalıştığınız bir anda, belleğinizin kapısı çalınıverir… Gelip karşınızda durur… Hatları öylesine… Devamı

Bir Aşk(sızlık) Öyküsü Ya da Pazarın Kutsallığı

Her şey pazar için. Duygularınız, aşkınız, kişiliğiniz.. Düşündüğünüz, düşünemediğiniz her şey. MIDAS kapitalizmin harika çocuğu. Elinin değdiği her şey dolar oluveriyor. Konu, Tülin Akyıldızın “www. Sanal alemde bir aşk öyküsü” adlı kitabına, çağımızın-günümüzün değil- imrendirici aşk öyküsünün methiyesidir. Çernişevski, bilinen romanı ‘Nasıl Yapılmalı” ya girerken okura “aptal okur” diye seslenir. Tülin Akyıldız öyküsünde okura aptal diye seslenmiyor, aptal mı? yoksa biraz zeka kırıntısı taşıyor mu diye yoklama yapıyor, okuru gözlüyor. Öyküsünde, kahramanlarına insana özgü, insanı insan yapan en “olmazsa olmaz”ı, aşkı aratıyor. Her şeyin metalaştırıldığı yaşamımızda sadece kendimize ait olması gereken -artık sadece kendimize ait olan diyemiyorum-birlikte üreterek ve paylaşarak… Devamı

Hacı Yatmazlar

Bir kişilik karakteri tanımlamasının “oyuncak” olarak üretildiğini yeni duydum. Küçüklüğümden beri “her devrin adamlarına” ekmediği yerden biçen” sözüm ona uyanıklara, insan suretinde görünmesine karşın bazen başını kıç, çoğunlukla da kıçını “baş” olarak kullananlara bu isimle hitabedilirdi. “Siktir pezevengi, hacıyatmazın biridir…” Yetiştiğim köyün birkaç kişilik konu komşu meclisinde adam yerine konmazdı… Bazı açık sözlü büyüklerin “ ulan fırıldak, yine ananı boyayıp babana  mı satacaksın” diye aşağılamalarına karşın, söyleneni duymaz, pişkin pişkin sırıtırdı… Her köyün “delilerinden” bizim köyde de vardı tabi, bunlar açık sözlü, mert, özü sözü bir insanlardır. Söyleyecekleri sözü eğip bükmeden, evirip çevirmeden “şak” diye söyleyiverirlerdi. Bu yüzden “deli” lakabıyla… Devamı

Bir Çiçeğe Bakıp Bakıp

Bahar akşamlarının en güzel saatlerinin kilit altına alındığı ikindinin beşinde başlardı spikerimizin anonsu. “ Burası patagonya radyosu, kısa dalga Fm. Sevgili dinleyiciler, kısa dalgalarımızı geçmeye başlıyoruz…” İlk haberimiz cezaevi idaresinden… “ Bugün toplu dayak sayısının ikiye inmesi, uzmanlarca “yumuşama” belirtileri olarak yorumlandı. Olayla ilgili muhabirimizin sorusunu “toplu dayak” uzmanları “konuşma lan, konuşma”  diye yanıtladı. İkinci haberimiz meclisten. “Yavruya Bak Yavruya” partisinin bir grup milletvekili meclise af önerisi sundu. Şimdi af önerisi sunan bu milletvekilleriyle birlikteyiz. “Sayın milletvekilleri, altıyüz elli bin kişiyi cezaevlerine tıkana kadar ne fedakârlıklara katlanıldı. Sizin meclise bir af önergesi verdiğiniz söyleniyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapar mısınız?”… Devamı

Bin Dokuz Yüz Yetmiş Yedi

“Üzerime karanlık çökse bu kadar korkmazdım” dedi, o yıllardan korktuğum kadar. Korkmazdı bana göre, iyi tanıdığım, yaşamının ateşle sınavına yakından tanıklık ettiğim, eğilmez, bükülmez,  gözünü budaktan esirgemez bu yakın arkadaşımın sözü nereye getirmek istediğini kestiremedim. “ Nereden çıktı şimdi bu dedim, şu güzel Antalya akşamının tadını çıkarmak varken, hangi yıllardan bahsettiğini de anlamadım dedim”. “Her birimizin birer kahraman olduğu yıllardan söz ediyorum dedi, bıyığımız terlemeden daha gökyüzünü fethetmeye çalıştığımız yıllardan”. Elimle omzundan ittim, “takıldın kaldın yine dedim, otuz küsur yıl geçmiş üzerinden, beri gel, bugüne gel”. Çaktırmadan yüzüne baktım, saçları ağarmıştı, yüzünde yorgunluk. Ateş gibiydi gözleri. Bedeninin her tarafı hareket… Devamı

Amerikalı!…

Onunla Ankara merkez kapalı cezaevinde tanıştık… Gardiyanınından tutuklusuna herkesin ağzında bir Amerikalı…. Sesleri uzaktan duyuyoruz, yanımıza yanaşıp konuşan yok… Cezaevinde bir Amerikalı olduğu kanısına varıyoruz.. Amerikalı aşağı, Amerikalı yukarı… Tutuklandığımız arkadaşlarla tecrit koğuşunda kalıyoruz, ya da biz öyle diyoruz kaldığımız koğuşa… Cezaevine getirildiğimizde normal koğuşa vermediler bizi… Siyasi tutukluların kaldığı 8. koğuştaki arkadaşların olanca ısrarına rağmen cezaevi idaresi bizi koğuşa vermemeye kararlı… Nedenini bilmiyoruz, şaşırıyoruz bu tecrit edilmişliğe… Bir iki gün sonra, biz emniyette iken takip etme olanağı bulamadığımız gazeteleri bize gönderiyorlar 8. koğuştaki arkadaşlar. Sis perdesi yavaş yavaş aralanıyor… Yakalanmamıza ilişkin emniyet kaynaklı haberler birkaç gün üst üste sekiz… Devamı