Gönül Kalk Gidelim Sılaya Doğru

Ansızın, yaşayıp geçtiğiniz, geride bıraktığınız ve artık yolunuzun üzerinde de olmayan yaşamın belli belirsiz bir an’ına tökezleyiverirsiniz… Belki o güne kadar belleğinizin hiçbir yerinde izi olmayan yaşamınızın o kesitine ilişkin hiçbir renk, hiçbir ürpertici ya da gülümsetici betimleme de hatırlamıyorsunuzdur… Siz o “an”ı çoktan geride bırakmışsınızdır, ya da o “an” size hiç ilişmemiştir bile… Dalgın bir anınızda kim bilir neleri veya kimleri hayal ederek sarsak sarsak yürürken ve hatta zaman zaman kendinizle konuştuğunuzun farkına varıp,  “acaba biri görüp de delinin biri” mi diyecek diye utangaç bir edayla kendinizi toparlamaya çalıştığınız bir anda, belleğinizin kapısı çalınıverir… Gelip karşınızda durur… Hatları öylesine… Devamı

Bir Aşk(sızlık) Öyküsü Ya da Pazarın Kutsallığı

Her şey pazar için. Duygularınız, aşkınız, kişiliğiniz.. Düşündüğünüz, düşünemediğiniz her şey. MIDAS kapitalizmin harika çocuğu. Elinin değdiği her şey dolar oluveriyor. Konu, Tülin Akyıldızın “www. Sanal alemde bir aşk öyküsü” adlı kitabına, çağımızın-günümüzün değil- imrendirici aşk öyküsünün methiyesidir. Çernişevski, bilinen romanı ‘Nasıl Yapılmalı” ya girerken okura “aptal okur” diye seslenir. Tülin Akyıldız öyküsünde okura aptal diye seslenmiyor, aptal mı? yoksa biraz zeka kırıntısı taşıyor mu diye yoklama yapıyor, okuru gözlüyor. Öyküsünde, kahramanlarına insana özgü, insanı insan yapan en “olmazsa olmaz”ı, aşkı aratıyor. Her şeyin metalaştırıldığı yaşamımızda sadece kendimize ait olması gereken -artık sadece kendimize ait olan diyemiyorum-birlikte üreterek ve paylaşarak… Devamı

Hacı Yatmazlar

Bir kişilik karakteri tanımlamasının “oyuncak” olarak üretildiğini yeni duydum. Küçüklüğümden beri “her devrin adamlarına” ekmediği yerden biçen” sözüm ona uyanıklara, insan suretinde görünmesine karşın bazen başını kıç, çoğunlukla da kıçını “baş” olarak kullananlara bu isimle hitabedilirdi. “Siktir pezevengi, hacıyatmazın biridir…” Yetiştiğim köyün birkaç kişilik konu komşu meclisinde adam yerine konmazdı… Bazı açık sözlü büyüklerin “ ulan fırıldak, yine ananı boyayıp babana  mı satacaksın” diye aşağılamalarına karşın, söyleneni duymaz, pişkin pişkin sırıtırdı… Her köyün “delilerinden” bizim köyde de vardı tabi, bunlar açık sözlü, mert, özü sözü bir insanlardır. Söyleyecekleri sözü eğip bükmeden, evirip çevirmeden “şak” diye söyleyiverirlerdi. Bu yüzden “deli” lakabıyla… Devamı

Bir Çiçeğe Bakıp Bakıp

Bahar akşamlarının en güzel saatlerinin kilit altına alındığı ikindinin beşinde başlardı spikerimizin anonsu. “ Burası patagonya radyosu, kısa dalga Fm. Sevgili dinleyiciler, kısa dalgalarımızı geçmeye başlıyoruz…” İlk haberimiz cezaevi idaresinden… “ Bugün toplu dayak sayısının ikiye inmesi, uzmanlarca “yumuşama” belirtileri olarak yorumlandı. Olayla ilgili muhabirimizin sorusunu “toplu dayak” uzmanları “konuşma lan, konuşma”  diye yanıtladı. İkinci haberimiz meclisten. “Yavruya Bak Yavruya” partisinin bir grup milletvekili meclise af önerisi sundu. Şimdi af önerisi sunan bu milletvekilleriyle birlikteyiz. “Sayın milletvekilleri, altıyüz elli bin kişiyi cezaevlerine tıkana kadar ne fedakârlıklara katlanıldı. Sizin meclise bir af önergesi verdiğiniz söyleniyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapar mısınız?”… Devamı

Bin Dokuz Yüz Yetmiş Yedi

“Üzerime karanlık çökse bu kadar korkmazdım” dedi, o yıllardan korktuğum kadar. Korkmazdı bana göre, iyi tanıdığım, yaşamının ateşle sınavına yakından tanıklık ettiğim, eğilmez, bükülmez,  gözünü budaktan esirgemez bu yakın arkadaşımın sözü nereye getirmek istediğini kestiremedim. “ Nereden çıktı şimdi bu dedim, şu güzel Antalya akşamının tadını çıkarmak varken, hangi yıllardan bahsettiğini de anlamadım dedim”. “Her birimizin birer kahraman olduğu yıllardan söz ediyorum dedi, bıyığımız terlemeden daha gökyüzünü fethetmeye çalıştığımız yıllardan”. Elimle omzundan ittim, “takıldın kaldın yine dedim, otuz küsur yıl geçmiş üzerinden, beri gel, bugüne gel”. Çaktırmadan yüzüne baktım, saçları ağarmıştı, yüzünde yorgunluk. Ateş gibiydi gözleri. Bedeninin her tarafı hareket… Devamı

Amerikalı!…

Onunla Ankara merkez kapalı cezaevinde tanıştık… Gardiyanınından tutuklusuna herkesin ağzında bir Amerikalı…. Sesleri uzaktan duyuyoruz, yanımıza yanaşıp konuşan yok… Cezaevinde bir Amerikalı olduğu kanısına varıyoruz.. Amerikalı aşağı, Amerikalı yukarı… Tutuklandığımız arkadaşlarla tecrit koğuşunda kalıyoruz, ya da biz öyle diyoruz kaldığımız koğuşa… Cezaevine getirildiğimizde normal koğuşa vermediler bizi… Siyasi tutukluların kaldığı 8. koğuştaki arkadaşların olanca ısrarına rağmen cezaevi idaresi bizi koğuşa vermemeye kararlı… Nedenini bilmiyoruz, şaşırıyoruz bu tecrit edilmişliğe… Bir iki gün sonra, biz emniyette iken takip etme olanağı bulamadığımız gazeteleri bize gönderiyorlar 8. koğuştaki arkadaşlar. Sis perdesi yavaş yavaş aralanıyor… Yakalanmamıza ilişkin emniyet kaynaklı haberler birkaç gün üst üste sekiz… Devamı

Ali Butto

Bazen gerçekleşmesine olasılık bile tanımadığınız bir haberle karşılaşırsınız ansızın. Boş bir noktaya dikersiniz gözlerinizi, anlamsız anlamsız bakarsınız bir süre. Ay mı geçmiştir, yıl mı, yoksa gerçekten bir “an” mıdır, işte bu zaman dilimini adlandıramazsınız, ya da bildiğiniz zaman ölçülerinde bir adı yoktur bu anlamsızca boşluğa bakışların. Zihniniz haberin içeriğini kabullenmez bir türlü ama içinize de bir kurt düşmüştür.  Giderek, soğuk soğuk terlediğinizi hissedersiniz, her yanınızı ateş basar. Sanki haberin içerdiği gerçekliği geriye döndürmeniz olasıymış gibi aniden nereye ve kime olduğunu bilmediğiniz bir hamle yapar, çevikliğine kendinizin de şaştığı bir atakla fırlarsınız yerinizden. Bir eylemsizlik, bir çaresizlik an’ıdır bu. O an,… Devamı

Erasmusun Delileri

Sadece bedeninizin değil, artık beyninizin de kaldıramayacağı günün yorgunluğunun ardından ve tedirginliğinizi hane halkına hissettirmemek için sahne oyuncularını gıpta ettirecek ustalıkla sergilediğiniz rolünüzle “ gönül rahatlığı içinde” uzanırsınız yatağınıza… Beyninizde bin bir mülahaza… Evirirsiniz, çevirirsiniz olmaz. O yana döndürürsünüz, bu yana döndürürsünüz olmaz… Doluya koyarsınız almaz, boşa koyarsınız dolmaz… Sanki kafatasınızda kırk tilki dolaştırıyorsunuz da kırkının da kuyruğunu birbirine değdirmemek için kırk takla atıyorsunuzdur… Olasılıklar, endişeler, tedirginlikler korkuyla birlikte med-cezir yaşatırlar, bir gelir, bir daha gitmezler… Gerilirsiniz, kaskatı kesildiğinizi hissedersiniz, sanki damarlarınızdaki kan çekilmiştir. Bunca kalabalık içinde kapıldığınız yalnızlık hissiyle ürperirsiniz… Bir çılgınlık nöbeti, bir melankoli hali diye düşünürsünüz… Bu… Devamı

Cambaza Bak

Ekin Sanat’ın bu sayısına göndereceğim yazıyı üç kez yazıp sildim. İlk yazıyı yazdığımda ortalık ağarmıştı, noktayı koydum yattım, mesai sonrası düzeltmelerini yapıp gönderecektim. Nasıl da yorgunum, sabaha erken kalkmam gerekli, bir yığın ve yoğun mesleki iş beni bekliyor. Yattım yatmasına da, yatak diken oldu sırtıma batmaya başladı. Yazının bütün satırları, bütün sözcükleri film şeridi gibi gözümün önünden akıp geçiyor, ya da satırlar sözcükler akıp gittiklerini sanıyorlar, ama aldanıyorlar, geçmiyorlar tıkanıp kalıyorlar, üst üste biniyorlar, birbirlerinin üzerine yığılıyorlar. Zihnimden birkaç satırı, birkaç sözcüğü atlatmaya çalışıyorum, çaktırmadan. Dikkatlerini başka yöne çekmeye uğraşıyorum. Yerlerini bulmuşlar ya aldırmıyorlar bile, beni umursamıyorlar. Bu kadar rahat… Devamı

1 Mayıs 2008: Korkunun Şiddeti

İşaret, 1 Mayıs arifesi günlerinde verilmedi. Geriye gidin, yüz yıl, iki yüz yıl öncesine. 1848 Haziran ayaklanmasına, Komün günlerine kadar uzanın. Feodaliteye karşı iktidar egemenliğini emekçi yığınları peşine takarak ve onlara “özgürlük” vaat ederek sağlayan Burjuvazi, bir yandan dudaklarına yerleştirdiği sahte gülümsemelerle ortalıkta seyran edip hayranlık uyandırırken, diğer taraftan “despotizmine” karşı yığınları seferber ettiği feodal artıkların bile “ bu kadarı da olmaz” diye dudaklarını uçuklatan despot uygulamalarıyla eş zamanlı olarak tarih sahnesine çıkmıştır. “Çocuk”, ikiyüzlülüğü, riyakârlığı, iktidarını “zor” üzerine inşa etmesini “büyüdükten sonra” öğrenmemiştir, onun “zor”u iktidarını sürdürmenin biricik aracı olarak kullanmaya başlaması doğuştandır ve bu durum eşyanın tabiatına da uygundur…. Devamı