Kitle Kültürü ve Yabancılaşma Üzerine Bir Deneme

“Gergedan” adlı oyununda Eugene İonescu, sakinlerinin kaygısız ve herkesin işinde gücünde bir yaşam sürdüğü köye bir gergedanın gelişiyle köy halkının “başkalaşımını” anlatır. Burarda elbette gergedan bir simgedir, çirkinliğin, yok ediciliğin, ezip geçmenin simgesi. Gergedan köye girişinde bir kediyi ezer ve bu olaya karşı kahvede oturan köylünün tepkisini anlamaya çalışır. Köylünün “ayağa kalkan” bir tepkisi olmaz. Gergedan “ilk adımı” kazanmıştır. Kahvenin önünden geçerken yadırganır ve halk “homurdanır”, ancak, gergedanı köyden kovmak gibi bir eylem de söz konusu değildir. Hemen bir kabulleniş yoktur elbette, ancak bu çirkin yaratığın köyde elini kollunu sallaya sallaya dolaşmasına da bir tepki gösterilmez. Gergedan kahveye girer ve… Devamı

Bir Çift Güvercin Havalansa

Nereden duymuş ya da okumuştum, Will Durant mı söylemişti “Gerçeğin besleme gücü anlıktır… Hayal öyle mi ya… Öncesizlik ve sonrasızlıktır… Ezelden gelir, ebediyete gider… Gerçek cimridir, hayal cömert” diye… Yaz, uzun gündüzlerinin boğucu sıcağında, kısa gecelerinin ılık esintilerinde kişinin kendisini sorguya çektiği ve anıların yakamıza yapışıp bir türlü düşmek bilmediği bir yalnızlığın adı mıdır? Zamanın cellâdı bir başka gülümsüyor da… O yaz, bir gazetenin iç sayfalarında, kenar sütunu haberlerinde beş altı satırlık haber sende deprem etkisi yapmış, evin tavanı bir sağdan sola, bir soldan sağa gidip gelmeye başlamıştı. Sonra olduğun yere yığılıp kalmıştın. Evinizde kalan, yaşı sana göre küçük olan… Devamı

Küsmelerin Müzmin Tarihi (17 Bölüm)

Küsmelerin Müzmin Tarihi –Bölüm 01 Kuşları neden severim, bilir misin?. Sesleri, rengârenk tüyleri, şu benim paçalı güvercin gibi yere çakılır gibi takla atmaları… Bunlar güzel şeyler, hoş şeyler ama benim kuşlara olan yakınlığımın asıl nedeni bu değil ki. Çocukluğumda bir avlu dolusu güvercinim vardı, anamdan az kötek yemedim işten güçten kaytarıp güvercinlerimle uğraştığım için. Onları barındıracak bir kümes bile yoktu da çalı çırpıdan damın içinde bir bölme yapmıştım anamdan gizli gizli. Gündüz gökyüzünde, akşam olunca buraya tünerlerdi. Sabah malın maşatın çekilmesini, anamın babamın tarlaya bağa gitmesini, ortalığın sakinleşmesini dört gözle beklerdim. Ortalık sakinleşsin ki meydan bana kalsın. Damdan güvercinlerimi avluya… Devamı

Mayısta… Mutlaka

O uzun yolculuğa başladığın şehrin çıkışında, aracı süren arkadaşını terslercesine “ kapat be şu radyoyu… Arabesk, arabesk” diye söylendiğinde, sürücü arkadaşın alaylı bir tavırla “tamam tamam” deyip radyoyu kapatmış, içinden geçeni okurcasına kasete Ruhi Su’nun Zeybeklerini sürmüştü. Sen arka koltuktaydın… Ruhi Su türküsüne “Şeytana inanır mısınız?… Yarenimizdir derler” girizgâhıyla başladığında, yüzünde acıyla karışık bir gülümseme belirmişti, fark ettim. Sürücü arkadaş “al işte” der gibi seninle dalga geçecekti, elimle “sus” işareti yaptım. Elini çene koyup gözlerin kapalı dinliyordun… Türkü bittiğinde CD yi tekrar başa alıyorum, yeniden yeniden aynı türkü söylüyor… Hiç tepki vermiyorsun… “Şeytana inanır mısınız?… Yarenimizdir derler”… Şeytana inanır mısınız?…… Devamı

Endişe

Endişe – Bölüm:1 Yok, yok… Rahmetli anam yine haklı çıktı. Ben adam olmam… Nerede melanet bir olay, nerede “üstüme vazife olmayan”, sinirlerimi alt üst edecek bir şey varsa onu iğnenin deliğinden çıkarır, arar bulurum… Onlar beni bulmaz, ben onları bulurum… Görmek istemediğim bir şeyi görür rahatsız olurum, duymak istemediğim bir şeyi duyar kurdeşen olurum… İçime bir kurt düşer, tırmalar da tırmalar… Ne dur durak bilir, ne gecesi vardır, ne gündüzü… Doymak bilmez bir iştahla kemirir durur içimi… Yağmura yaşa, soğuğa kara, geceye gündüze aldırmadan bir o caddeye vururum kendimi bir bu sokağa… Dünkü Cumhuriyette Ahmet Tan’ın köşesinde okumuştum. Kızılderili bir… Devamı

Uzaklar

“Bazen yüreğinde taşıdığın uzaktaki, yanında taşıdığından daha yakındır”. Bu cümleyi okuyunca ben de birçoklarınız gibi sözün sahibi bir edebi otorite aradım durdum. Ne bileyim şöyle ünü yeryüzünü tutmuş bir şair, Nobelli bir yazar, bir bilge, feylesof diye düşündüm. Bir arkadaşım Hintli bir derviş dedi, diğeri bildiğinden o kadar emin bir Budist rahip olduğunu söyledi. Bu arkadaşım bu sözün sahibini bu kadar emin bildiğine göre bize de inanmak düşerdi elbet. Tarih kadar geriye, ütopya kadar ileriye gidecek bir yeteneğimin olmadığının farkındayım. Her şey tesadüfen oldu. “No pasaran” ve “ Venceremos” u bir araya getirmeye çalışıyorum. “Faşizme geçit yok” ve “yeneceğiz”. Tarih… Devamı

Ay Doğarken Şavkı Vurur Ovaya

Çocukluğumun geçtiği köyde, baharın yaza evirildiği mevsimlerde, gündüzlerin kararmaya durduğu akşamüstlerinde, malın-maşatın sığırdan eve döndüğü, davar sürülerinin boynundaki çanların armonik sesler çıkararak salkım salkım ovaya indiği saatlerde, köy halkı da irili ufaklı tarladan, bağdan-bahçeden eve dönmüş olurdu. Yaşamın kendiliğinden oluşturduğu iş bölümü ile büyük-küçük, çoluk çocuk, kadın kızan, yürümeye yeni başlamış çocuklar dâhil, bütün ev halkı üzerlerine düşen işi bilir, sessiz sedasız herkes kendi işini yapardı. Kimi sürüyü sağmaya koşar, kimi sığırdan dönmüş ineği danayı ahıra yerleştirir, kimi yemek, kimi temizlik işiyle uğraşırdı. Köyde bulunan tek radyonun sahibi ve köyün ileri gelenlerinden Ahmet amcanın, akşamın alaca karanlığında bastonuna dayanarak köyü… Devamı

Dün’de donup kalmak – ASEV: “DEVRİMİN KAMASI”

“Hayat dünü yaşadı ve bu güne aktı, gün bu gün. Bu gün de bitecektir, yarın ise yeni bir gün. Şimdi yürüyoruz, ileriye… İleri bir noktaya, bir hedefe… Attığımız her adımda sorunlarıyla, anılarıyla bir şeyler geride kalıyor. Sen dün’de donup kalıyorsun”. “Evet, öyle olmasına öyle de, yine de insan, geçmişte yaşananın yarın da yaşanabileceği endişesinden bir türlü kendini kurtaramıyor, takılıp kalmam ondan”. “Mesele ne” der gibi gözüne bakıyor. Rüzgârın sert vuruşlarına, çiselemeye başlayan yağmura aldırmadan açık hava çay bahçesinde sigaralar tazelenip çaylar söyleniyor. “Kurgu-Bilim avantürleri ne okumaya, ne de seyretmeye pek yatkın olmadığımı bilirim bilmesine de, bazen elinizde olmayan nedenlerle ve… Devamı

İtin biri

“Bu köpeği bu alanda görmek, birisinin anama sövmesi gibi bir şey. Kendimi nasıl da çaresiz hissediyorum, sanki bütün atmosfer üstüme kapandı. Sanki ben bunu burada göreyim diye birisi kasıtlı olarak gönderdi miting alanına”… Hava serin olmasına karşın alnında boncuk boncuk biriken terler yüzüne aşağı akmaya başlamıştı. Miting alanının dışına taşırken, elimden kaçabileceği endişesiyle belinden sımsıkı kucakladım, mümkün olan çabuklukta alanın dışına çıkarıp bir şişe su ile yüzünü yıkattım… Kastettiği kişiyi ve neyi kastettiğini biliyorum… Oralı olmadım. Kendini toparladı… “Hayrola, ne bu halin?”… “Görmedin mi kahpe kasığından çıkanı” “Kim” dedim, “kimi görmedim mi”? Ters ters yüzüme baktı. “Baksana orada işte” dedi,… Devamı

Sol Majör

“Seni özledim” dedi, “ Nerdesin”?. Filanca şehirdeyim dedim. Burada olduğunu biliyorum dedi, ben de bu şehirdeyim. “Nerdesin peki”!.. Bulunduğu yeri tarif etti, meşgul olup olmadığımı sordu. “Bırak lan işi dedim, hemen geliyorum nerdeysen, bekle”… Telefonla konuşmuştuk, söz dedi o olayı anlatacağım sana. Karşılaştığımızda ilk sözü “ söz verdim, geldim” oldu. Aynı süreci paralel fakat farklı kulvarlarda yaşamıştık… Sevgili arkadaşımın saçlarında aklar da olmasa zamanı önüne katmış kovalamış dersiniz… Hoş beş, kim nerde, nelerle meşgulsün, çoluk-çocuk… Bir kızı varmış, eşiyle cezaevi sonrası ayrılmış… Nedenini niçini sormadım… Bizim kuşağın yazgısı… Ne garip dedi, anlatacağım olayın yaşandığı ay da bu aydı… Lan oğlum… Devamı