Hapisanenizi nasıl istersiniz?

Sol siyasi hükümlü veya tutuklu olarak, bir zaman diliminde bilmem ne tipi herhangi bir cezaevinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalanların yaşayarak, cezaevi dışındakilerin de görerek, duyarak tanık oldukları gerçek, adli tutuklu veya hükümlülerle kıyaslandığında, cezaevi yönetimlerinin zora dayalı aygıt ve araçlarının devrimci tutsaklara yönelik, onların inanç, yaşam ve davranışlarını kontrol etme amaçlı kullanıldığıdır.  Cezaevlerinde adli tutsakların gerek bilinç faktörü nedeniyle, gerekse bireysel/örgütsüz yaşamları, cezaevi zor aygıtlarına karşı bunlardan gelebilecek tepkilerin rahatlıkla bastırıla bilindiği gerek ülkemizdeki gerekse kapitalist dünyanın çeşitli ülkelerindeki cezaevlerinin tipik görünümüdür. Konu yeni değil. Özellikle F tipi cezaevlerine karşı kampanyaların hız kazandığı dönemlerde, F tipi cezaevlerine karşı kampanyayı gerek… Devamı

Utanç

Tepeden tırnağa edebi, sanatsal kaygı dışında başkaca hiçbir anlam ve amaç taşımayan bir yazı yazmak, şöyle “yazma” eylemine benceğiz gibi kıyısından köşesinden bulaşmış birinin hep hayal ettiği, ne çare  vuslatın hep bir başka bahara kaldığı, bir türlü ulaşılamayan, fani ömrünü  uzaktaki sevgiliye ram eden biçarelerin düşü olagelmiştir. Kaç kezdir düşünmüşümdür, Volter’in ” yazmak, kötü yola düşmektir” demesinin içeriği bu mudur diye. Yazacağınız yazının çatısını, içeriğini günler öncesinden kurgulamışsınızdır, sıcak, buram buram hayat kokan, canlı cansız bütün varlıkların kendilerini  kocaman bir gövdenin parçaları olarak kabul ettiği, gövdenin bir parçasının acısının bütün gövdenin acısı, sevincinin bütün gövdenin sevinci olduğu, bütün gezegenlerin kardeş… Devamı

Rosenbergler

“Sahi niçin bu kadar güzelsiniz” Lavosier’i iyice öğrenin demişti kimya öğretmenim Hikmet Bey. Katlı oranlar kanunu da önemli. Toplumsallaşmanın ve insanlaşmanın yasalarına önemli katkılardır, Ethel Ve Julius Rosenberg’e ulaşacaksınız. Ethel ve Julius Rosenberg!… “Hocam demiştim” ÖYS de bundan da soru çıkacak mı? Hayır demişti, tersine bunlar size unutturulmaya çalışılacak. Ethel ve Julius Rosenberg!… Bir kasaba lisesinin kültürel olanakları, birikimleri, içinde bu isimleri arıyorum. Edebiyat öğretmenimiz ” kim o be” dedi. Sosyal Bilgiler öğretmenimiz bu isimleri duymadığını söyledi. Psikoloji öğretmenimiz her şeyi bilirdi, ” Avrupa gol kralları, x takımında oynuyorlar”. Kütüphane memuru ” o yok, istersen safahat oku” dedi. Safahatı okumuştum,… Devamı

Tükeniş yeni bir başlangıç mıdır?

Bahar, çelişkili duygular yumağı gibi avuçları içine alıyor insanı. Açmazdayım.  Kendimi, çıkışı olmayan örümcek ağının içinde hissediyorum. Örümceğin zehrine karşı korumaya alıyorum vücudumu, ellerimle yüzümü kapatıyorum. Bütün vücudum yüzümden ibaret, sanki diğer parçalar bana ait değil, ya da sanki yüzümü koruyabilirsem bedenimin diğer uzuvlarını da korumuş olurum diye düşünüyorum. Daracık alanda çırpınıp duruyorum. Belli belirsiz cisimlerin flu görüntülerinden cesaret almaya çalışıyorum ne ve kim olduklarını bilmeksizin. Siluetler yavaş yavaş belirginleşmeye başlıyor, bana yansıyan görüntüleri korkunç. Rahatlık ve kaygısızlıktan öte, bu halden  “memnun oluşlarından” şaşkınlığım gittikçe artıyor. Ürpererek yarım yüzlerine dokunuyorum. Her dokunuşta yüzlerinin bir kısmı yok oluyor… Önce küçük bir parçası… Devamı

Latin Amerika: “Kış Ortasında Bahar”

(Latin Amerika’yı anlatan sözün başı olmadı, görülen o ki sonu da olmayacak, ye da şimdilik. Western filmlerinin “kötü adamları ” kötü adamlıklarına devam ediyorlar!… “Kadır-i mutlak beyazları” ve yerli ortaklarını tedirgin eden ” kötü adamlar”, kendi ülkelerinin efendileri olmayı kafalarına koymuşlar bir kez!… “Beyazlar ve yerli şerifler” uykusuz geceler geçiriyorlar, tedirginler… Fazla söze gerek yok: Simon Bolivar’ın asi torunları, yankeelerin yüzyıllardır kan ve ateşe boğdukları ülkelerinde asiliklerine devam ediyorlar, kış ortasında baharı davet ediyorlar ülkelerine!…) Amerika, 15. yüzyılda keşfedildi diyorlardı, büyük kaşif(!) Ameriko Vesbuçi tarafından. Daha sonraları, aynı güçlerin yandaşları tarafından da kabul gören gerçek, Amerika’nın uygarlığın beşiği olduğu gerçeğiydi…. Devamı

Meşeler Gövermiş, Varsın Göversin

Hiç kimseye hiçbir şey söylemeden çekip gittiğim meçhulde, sütbeyaz gecenin içinden Troya harabelerini izliyorum. Şubatın arka penceresi çirkin bir yüzün gölgesi gibi düşüyor ovaya, ön penceresi pervazlarını çatırdatarak açılıyor Martın vuruşlarına. İlkyazın her saldırısı, kışın burçlarında gedikler açıyor… Sadağından çıkardığı okunu gergin yayına takan bir savaşçı kışın kalbini hedef alırken, ok, sarışın, mavi gözlü bir kız çocuğuna dönüşüveriyor. Kökleri taze toprak kokan elindeki bir demet çiğdemi savaşçıya uzatıyor çocuk… ” Düşman sinsi ve kurnazdır, okunu fırlat” diyor bir bilge. Dehşete düşüyorum, bilgeyi kınıyorum, ” kız ölümün aracı olmamalı, kimseyi öldürmemeli”… Kız, dünyanın en güzel gülücüğü ile gülümsüyor, alnının ortasına kondurduğu… Devamı

Haz Sıcağı

Güz geldi ya, ansızın bastırıveriyor akşam. Gökyüzünde bir telaş, bir telaş. Birbirinin üstüne ağarken bulutlar, dörtnala kalkan uzun atların şeklini alıyorlar. Gri ve kurşun rengi atlar ufkun tan kızıltısında kayboluyor. Yeniden ortaya çıktıklarında bacakları kafalarının üzerinde, gökyüzünün yıldızlı cisimleri gibi ıpıl ıpıl ışıldayan yeleleri, Orta doğudan Kafkaslara uzanıp, Ümit Burnunu teğet geçerek Cebelitarık üzerinden Haliç sularına bırakıp ışıklarını ufkun sonsuzluğuna koşarken kocaman yarım çemberler çizerek, toynaklarından nefes alıp vermeye başlıyorlar. Kübist bir ressamın hayal gücüyle dağılıp, yeniden toplanıyorlar, yitip yeniden ortaya çıkıyorlar. Hız, hız, hız… Çelik bir yay gibi gergin bacaklarıyla kıtalardan okyanuslara, dağlardan ovalara inip çıkıyorlar. Damlalarını toprağa bırakmaya başlayan… Devamı

Hançerinde Fesleğen Büyüten Bedevi

Aynı fotoğrafın karesindesiniz, aynı çizginin izdüşümünde. Rüzgâr Paris’in banliyölerinden İstanbul’a mı esiyor, İstanbul’un gecekondularını çapraz yalayıp geçen ay, Paris’in işçi mahallelerine mi düşüyor? Fotoğraflar ne çok karışıyor birbirine, İstanbul neresi, Paris hangisi… Haber bültenlerinde, siz Paris’te yaşayan yetmiş iki millete uygun bulunan sıfatlar, bizim buralarda yaşayan yetmiş iki millete layık görülen sıfatlarla nasıl da birebir çakışıyor. Size uygun görülen bütün sıfatlar bizi tanımlıyor, bize layık görülenler çokça sizsiniz. İyi yetişmiş, iyi eğitilmiş –yani dalkavuklukta- avcılar hedefi tam on ikiden vuruyorlar.. Kalemleri sivri, kılıçları keskin… Paris’te, küllenmiş ateşinizin üstündeki külü silkelemeye başlamanızla birlikte, takım taklavat hücum borularını çalmaya başladı… Çapulcular!… Evet, çapulcuydunuz,… Devamı

İnsanın ve İsyanın Yüzü

N.G. ÇERNİŞEVSKİ “Ben onları pek o kadar yükseğe çıkarmış değilim, belki de siz çok alçaklarda bulunuyorsunuz” Dünya edebiyat ve sanat tarihinde klasikleşmiş Rus edebiyatının devleri Gogol, Dostoyevski, Turgenyev gibi yazarlar, arkasına aristokrasinin desteğini alarak yazmak bir yana, Petropavlovsk zindanlarında “Nasıl Yapmalı?” Romanının baskısının –çarlığın bütün sansürüne rağmen-gün ışığına ve okura ulaşmasıyla, romanın gördüğü ilgi üzerine öfkeye kapılacaklar ve şaşkınlığa uğrayacaklardır. Bir çeşit yukardan bakan ve şimdiye değin yazın dünyasında kökleşmiş sanat anlayışını alaşağı eden Çernişevskiye veryansın edenlere Çernişevski yukarıda alıntıladığımız mizahi cevabı verecektir. Romanın yazıldığı 1860 lı yıllar,  Rusyada “sosyal hareketliliğin” doruğa çıktığı,  o ana kadar, yalnızca “ uşak”, “… Devamı

Küfrün Güzelleştiği Kentler

2002 yılının başlarında ( Şubat ayında ),adına “ Dünya ekonomik forumu “ denilen, küresel sermayenin temsilcileri New York’ta toplanırken, küreselleşme karşıtları da Brezilyanın Porto Alegre kentinde karşıt gösteriler için bir araya geldiler. Ya sermaye küreselleşecek insan ve emek hiçleşecek, ya da kapitalizmin egemenliği bitirilecek, insan ve emek özgülüğünü kazanmış olacak. Yerküre, kapitalist-emperyalizmle, emeğin, amansız ve bütün cephelerde aynı ayna anda patlak verecek uzlaşmaz kavgasına hazırlıyor kendini. Kim kazanacak? Emperyalist kapitalizm donanımlı ve örgütlü, hiç olmazsa şimdiki durumun görüntüsü bu. Emek güçleri, tarihin bu evresine kadar edindiği birikim ve deneyle, karşı cephede gedik açabilecek güçte vuruşu kotarabilecek mi? Sakın Avrupa’nın üzerinde… Devamı