Hafifliğin Derin Analizi

Yılın son güzüydü, güneş yaz mevsimi kadar cömertçe ısıtmasa da şöyle bir görünmesi de yetiyordu bir tişört bir şortla sere serpe sokağa çıkmak için. Kaygısız görünümüne yakışmıştı üzerindeki kıyafet ya da görünümüne uyum sağlamak için kaygısız rahat, kendinden emin görünmeye çalışıyordu. Yok, sandığınız ya da tahmin ettiğiniz gibi bir hoppa bir boş vermiş, ya da ne bileyim bir gösteriş budalası da değildi. Yüzündeki ifadeyi anlamak için alfabeyi okumanız yeterliydi, tersine kaygılı ve endişeli haliyle görünümünü kendisi yalanlıyordu. Seçim günü yolda karşılaştık, bilmem kaç yıl önce aynı üniversiteden arkadaştık. O gün de farklı kulvardaydık, bugün de. Gerek ideolojik gerek örgütsel konularda… Devamı

Teröristler…

Onu müdavimi olduğum kahve ortamında tanımıştım, “gurbetçi” idi, uzun Yıllar Almanya’da çalışmış, emekli olmuş, birikimiyle Antalya’dan bir ev alıp buraya yerleşmiş… Gençliğinde MHP, Ülkü ocakları gibi faşist yuvalarında “arz-ı endam” eylemişti. Tanışmamız da zaten bu yüzden olmuştu, kendisiyle birlikte gelenlerin oturduğu masadan gelen kaba milliyetçi lakırdılarına tahammül edemedim. Özellikle kahveye gelen kürtlerin gözünün içine baka baka rencide edici kabalıkları sinirlerimi bozdu… Oturduğum yerden kalkıp masalarına oturdum, içlerinden bağıra çağıra yüksek sesle, muhtemelen birilerinin kendisini duyma hevesiyle konuşana “ senin hakaret ettiğin insanlar da var burada, madem buraya geliyorsun neden bu insanları rencide ediyorsun, kalkıp onlar da sana hakaret etseler haksız… Devamı

Ey Uygarlık… Sus Artık…

Gece kuşağı filmlerine bayılırım. Günün yorgunluğu iradem dışında bedenimi bir külçe gibi oturduğum kanepeye mıhlayıp gözümü açacak hal bırakmamışsa, kahpe felek yapacağını yapmış, beni güldüren, eğlendiren gece kuşağı filmlerini izlemekten mahrum bırakmıştır. Uyuyup kalma huyumu iyi bildiğim için bütün önlemimi alır, o gece çay, kahve uyku kaçırıcı ne varsa hepsini boca eder, feleğe meydan okurum. İzlediğim filmlerin mekânsal görsellerinin görkeminde üzerlerine ödünç geçirilmiş endamlarıyla iğreti şık bayanlara, kalıbının adamı olmayan centilmen erkeklere yer yoktur. Köylü amcalar, ağabeyler, ablalar kâh herk tarlasında toprağa gömülü sabanı çekmekte zorlanan bir çift öküzün boyunduruğuna güç verirler, kâh ırgatlık tarlasının dikey yamaçlarında koro halinde şarkılar… Devamı

Post Modern Bir İşgal Hikâyesi

Farklı sol geleneklerden gelmemize, o günlerde birbirimize çok “yüklenmemize” karşın, en şiddetli tartışmalarımız da bile birbirimize karşı kırıcı, yaralayıcı bir dil kullandığımızı hatırlamıyorum. Kırk yıllık arkadaşlığımızda da bu samimi, içten ilişkilerimiz hiç bozulmadı… Ufak tefek iğnelemeler dışında… O beni biraz  “erken” bulurdu, ben onu gereğinden  “yavaş”… Kimsenin haklı çıkma diye bir derdi de yoktu üstelik.  İkimizin derdi de kişisel sınırlarımızın dışında olan biten karşısında üzerimize düşen müdahalenin biçimi, takınılması gereken tavra ilişkindi. “Seni özledim” dedi. “Gelsene” dedim. “Epeydir görüşemiyoruz”. Sözümü bitirmeden kapı zili çaldı, karşımda… Kucaklaştık, Hoş, beş… Sürpriz yapmış. Rahat, nefes alacağımız bir parka geldik. Çaylarımızı yudumlayıp tavla oynayacağız…… Devamı

Gulyabani

Ne zaman Karadeniz yöresine doğru bir yolculuğa çıksam otobüslerin zorunlu güzergâhı üzerinde olan kasabamıza yaklaşırken bir heyecan bir heyecan… İçim içime sığmaz. Oysa Ankara terminalinden başlayan yolculukta ne kasabaya uğramak vardır ne de Ankara-Samsun asfaltının ortasından yarıp geçtiği köyümüze dönüp bakmak… Otobüsümüz Kasabanın girişinde bulunan dinlenme tesislerine geldiğinde acele acele hemen muavini uyarırım… “Muavin kardeşim, Sungurluda inecek var!…” Muavininin ters ters yüzüme bakarak “ abi sen Samsun yolcususun, daha gelmedik ki” uyarısına “ yok yok, Sungurluda ineceğim” yanıtıyla muavin sol elini havada sallayarak “ in be adam” dercesine beni kibarca asfaltın ortasında bırakır, Sungurluya kadar dört beş kilometre yolu kâh… Devamı

Kıyamet sesleri

Akşam, yatağına girerken kaygısız ve rahat bir uyku uyuma hayali yine karabasana dönüştü. Sabaha karşı yıldırımları odanın içini keskin bir aydınlığa büründüren gök gürültüsünün şiddetli patlamalarıyla sıçradı. Arka arkaya çakan şimşeklerin alazı yüzüne vurup gözlerini kamaştırırken, uyku sersemliği ile bir an nerede olduğunu kestiremeyip, balkona çıkan koridoru şaşırdı. El yordamıyla koridorun duvarını takip ederek balkona çıktı. Caddenin boydan boya kesilen elektrikleri caddeyi karanlığa boğmuştu, evlerin pencerelerinde ışıldayan bir ışık aradı. Cadde boş, karanlık ve yalnızdı.  Caddeyi kendi yalnızlığıyla özdeşleştirip ürperdi.  Fırtınanın şiddetinin kendisini de savuracağını düşünerek balkonun demirlerine sıkı sıkıya tutunarak boydan boya caddeyi izledi. Fırtınanın şiddeti yağmurun şiddetine karışmış,… Devamı

Köpeklerin Gecesi

İstanbul Hukuktan İdare Hukuku hocamız İL HAN ÖZAY ilginç bir kişilikti. Söylenenler doğruysa 12 Eylül faşizminde yurt dışına çıkmış, ABD’den Japonya’ya birçok ülkenin Hukuk fakültelerinden davetler almış, bu ülkelerin Hukuk Fakültelerinde öğretmenlik yapmış… Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Hukuk Fakültesinde öğrencisi olmuştum. Sınav sorularının “alışılmamış” sorular olduğunu söylerlerdi.  Soruların alışılmamışlığı nasıl olur diye de merak ederdim. O yılın Mayıs ayıydı. Çıldırtan, coşturan, kederlendiren, başınızı alıp gitme isteğinizi bastıramadığınız, içinizin kıpır kıpır olduğu ay, Mayıs… Nihayet yazılı sınavda soruları önümüze sürdüler. Hani biz kitap içeriğinden sorular bekliyoruz ya, ne gezer. Efendim “Diyarbakır olağanüstü hal valisinin konağını akrepler basmış, sarayın içi dışı akrep dolu…. Devamı

Kimlikleriniz Lütfen

Bir günlük gazetenin sekiz sütuna manşet haberinde yer alıyordu. İstanbul’da bir tiyatro topluluğunun badem bıyıklı oyuncularının üzerlerinde Nazi üniformalarıyla Beyoğlu’nda ne işleri olabilirdi ki? Haberin ilk satırlarını yakından okuyunca dehşete düşüyorsunuz. Nazi üniformalı adamlar Beyoğlu caddesini kesmişler, gelenden geçenden kimlik soruyorlar. Kimlik bitte… Kimlik bitte… Kimlik bitte… Kimlikleriniz lütfen… Hiçbir itiraza mahal kalmadan cicili bicili beyler hanımlar, yakışıklı delikanlılar, genç kızlar, gelen geçen kim varsa Nazi göstericilere bir zorluk çıkarmanın ötesinde onların işlerini kolaylaştırmak için kimliklerini cüzdanlarından, çantalarından çıkarıp sıraya geçmişler Nazilerin eline uzatıyor. İtirazsız uzatılan kimlikleri inceleyen Nazi kılıklılar kimlik sahibini şöyle bir yukarıdan aşağı süzüp, yarı alaycı, kaş… Devamı

Işıkları Söndürün Lütfen

Şayet çalakalem yazdığım yazıları Ortaokul öğretmenim sevgili hocam Tayfur Bey okuyorsa eminim içinden “ yok canım, ne dersem diyeyim, kırk yıl önceki kompozisyon çala kalemini bugün değiştirmedi. Retorik hak getire, hitabet sıfır. Kulaklarını çeksem eşek kadar adam oldu, bu çocuk adam olmayacak ” dediğini duyar gibiyim.  Sevgili hocam ne diyeyim ki, bizlere gösterdiğin özenin yazı yazma” konusunda ” karşılığını bulamamanın bir gerekçesini bulamam, kendimi “mazur” gösteremem ki. Gözünüzden kaçmayan haylazlıklarımız, karşılığını kulaklarımızı çekmede bulsa da kızarken bile nasıl bir baba, ağabey gibi gülümsediğini hiç unutmadım. O sert görünümünüzün, kaya gibi duruşunuzun altında yatan çocuk yüreğinizden neler geçtiğini nasıl bilmem çocuk… Devamı

Kâbus

Çocukluğumda anamın en çok tedirginlik duyduğu yanım “alttan almamayı” bilmememmiş ve bu yüzden ileride başımı derde sokacak bir şeye maydanoz olmamdan korkarmış. Hatırlıyorum elbette bölük pörçük de olsa. Köy çocukları arasında bir meydan kavgasında en çok da benim kaşım gözüm patlar, kafam yarılırdı. Ağzım burnum kan içinde eve gelmekten de çekinirdim ama bir yolunu bulan anam o gün müneccim gibi benim yine bir yerlerimin kırılmış olacağını düşünüp köşe bucak beni aramaya çıkarmış. Anamın köteğinden korkardım da. “Gâvur çocuğu ne senden çektiğim her gün bir kavga, her gün bir dövüş… Kafanda kırılmadık yer kalmadı” der, bir güzel paylardı beni. Hemen oracıkta… Devamı