Tekerleğin İcadı

Boynuna boyunduruk vurulan öküz kendini ayrıcalıklı hissetti ve her şey tekerleğin icadıyla başladı. Beşbin yıl önceydi ve Avni Arbaş gem almaz atların muhteşem tablosunu yaptığında henüz tekerlek icat edilmemişti ve  Nazım henüz Bursa cezaevinde değildi.  İbrahim Balabanın ise “ıslah edilmiş öküzlerin” boynu bükük tablosunu resmetmesi için beş bin yıl beklemesi gerekmişti. Her şey tekerleğin icadıyla başladı ve Balaban boynunu boyunduruğa uzatırken kendini ayrıcalıklı sayan öküzlerin tablosunu beş bin yıl sonra resmetti.   İbrahim Balaban İlkokulu bile bitirmemiş kan davalısını öldüren gözü açılmamış bir köy delikanlısı iken Nazım “ İbrahim bak bunlar öküz” deyivermişti de öküzlerin içinde büyüyüp öküzleri görmeyen Balaban şaşakalmıştı. Balabanın ressamlığı da böyle başlamıştı ve ustası Nazımın kendisine fark ettirdiği öküzleri başkalarının da fark… Devamı

Karanlığın Yürüyüş Kolu

Gece başlarken gümüş parlaklığı ışıklarıyla aydınlatacağı yeryüzünde, gülümseyen insanların yüzüne düşmeyi bekleyen dolunay, pususuna düştüğü bulutların arasında esir alınırken kurt ve çakal seslerinin uğultuları gökyüzünü sarar… Yarı uykudaki bedenler huzursuzlanır, kımıldamaya başlar. Teker teker çoluk çocuk bütün ev halkı uyku mahmuru gözlerini ovuşturarak endişeyle birbirlerine bakarlar.  Baba, güngörmüşlüğünün tecrübesiyle sakin görünmeye çalışır, aslında en çok korkan da odur ama korkusunu içinde saklayarak kuruyan boğazını ıslatmak için bir bardak su ister. “Yine nerede kim boğazlanmıştır, kimlerin ocakları söndürülmüştür”… Kurt ve çakal ulumaları gecenin altını üstüne getirir… Başı çaresiz öne düşer “ ya sıra bizdeyse”… Göz ucuyla oğullarına, gelin ve kızlarına, torunlarına… Devamı

“Sol” Vicdandır…

Gecenin geç bir vaktinde uyku tutmadı, rast gele bir TV kanalını açtım. Bir yabancı film… Tıp fakültesinde bir bilim insanı öğrencilerine anatomi dersi veriyor, kadavra maketi üzerinde organların yerini gösteriyor… “İnsanın kalbi sol taraftadır… Beynin sağ tarafında hareketlerimizin kontrolünün sağlayan bir lob bulunur”… Gerisini dinlemedim.  Gülümsediğimi hatırlıyorum, bir arkadaşımın “sol vicdandır” , sağ lopçudur” tekerlemesi geldi aklıma… Bir beyin sürüklenmesi miydi beni anatomi dersinden “sol vicdandır” ve “ sağ lopçudur” tekerlemesine alıp götüren… Belki… Belki de son günlerin yolsuzlukları, hırsızlıklarıydı, deveyi hamutuyla yutanların geğirmeye bile gerek duymaması, pişkinlikte emsallerinin bulunmamasıydı… Yoksa “Denizin parkası” mıydı? Sahi kimdi bunu söyleyen?. TV lerin… Devamı

Hayat Hikâyeleri (5 Bölüm)

Hayat Hikâyeleri-01 Pazartesi günlerini hiç sevmedim, geçerli bir gerekçem, belli bir sebebim de yok. Sanırım tamamen içgüdüsel bir tepki. Düşünsene ben orta halli bir özel şirkette ücretli bir çalışanım. Haftanın altı günü üzerime düşen işlerin yorgunluğu bir tarafa şirket sahibinin bir halta yaramaz yakınlarının afra tafralarına iç geçire geçire bir hal olmuşsun, gözün iki de bir saatin yelkovanında… Mesai bitse de kendimi bir dışarı atsam… Medarı maişet derdi işte, şöyle geri çekilip elinde ne varsı, Allah ne verdiyse, patronunu, müdürünü, bunların bokunda boncuk görmüş görgüsüz akraba taallukatını alıp karşına, şöyle sıraya dizip baştan sona şırak, şırak ses getiren tokadı yapıştırıp,… Devamı

Sesler ve Renkler

“Hayır” dedi, yaşamın anlamını aramıyorum, bu anlamı daha ilk gençlik yıllarımda o yüzü akı öğretmenlerimden öğrendim, hem de sağlam öğrendim. O günden bu güne Israrla, inatla o anlamı yaşatmaya, yaşarken anlatmaya çalışıyorum. Resim sergilerini izlemeye düşkünlüğümün sebebi budur”… Naif ve kırılgan görüntüsünün altında granit sağlamlığındaki iradesi, net ve duru anlatımı uzaklara bakarken gözlerinden süzülen hüznü gizlemeye yetmediğinin farkında bile değildi. Tanık olduğum konuşma muhtemelen geçmişlerindeki derinliğin saygısıyla iki yakın arkadaşın birbirlerine saygıda kusur etmeyen sohbetiydi. Ne kalmasını bekliyordun dedi,  biz kaldık ya, piştik, deney tecrübe sahibi olduk, yanlışlarımızı amentü bellemeden, atlarımızı hayal dünyamızın cennet vadilerine sürdük. Kim dedi ki geçtiğimiz… Devamı

Masallar Masalı

Masallar ülkesinde hayat, hayatın masalıyla başlar, sürer giderdi. Belde halkı,  o yaz yakıcı günesin altında günlük işinde gücünde iken, ikindiüstü nereden, nasıl geldiği bilinmeyen eli kılıçlı atlıların sinsice beldeye sızmalarını ve ortalığı göz gözü görmez hale getiren bir toz bulutunun ansızın kabarmasını, giderek beldeyi simsiyah karanlıklara boğmasını şaşkınlıkla, elleri yanlarına düşerek izlediler. Kuzey rüzgârlarının hırçın fırtınasının yıkıp attığı beldede sağ kurtulanlardan birisi hariç diğerlerinin hatırlayamadığı, yalnızca birisinin tanık olduğu, dilden dile dolaşan, yüzlerce yıldır kuşaktan kuşağa aktarılan ve bizim öykümüze konu olan büyük tufanın ve kırımın öyküsüdür bu. Tufanın büyük yıkımının tanığı, aykırı ve aksi yaşamından illallah eden belde halkının… Devamı

İkilem

Yanlarına çoluk çocuk, büyük küçük, kadın erkek, hısım akrabaları alıp bayram ziyaretine giden kalabalık bir ailenin erkeklerinin kadınları geride bırakıp, ahalinin kâh yan yana, kâh tek sıra halinde yol almasına benzetirdim, aynı kökteki filizleri geride bırakıp gökyüzüne uzayıp giden ikiz selvi dallarını.  İnsanın kırılma yeri neresiydi, bilinmez, gözle görülmezdi ama işte şu gökyüzünü delecekmiş gibi uzayıp giden ikiz selvi dalları tam çatallarından kırılmıştı. Birisi inadına gökyüzünü delercesine uzayıp giderken, diğeri kaderine teslim olmanın çaresizliği içinde yüzünü toprağa dönmüştü. Yavaş yavaş ölüyor, yavaş yavaş toprağa bırakıyordu kendini. Yaprakları solgun, dalları dirençsiz ve hüzünlü. Ben, görüntüyü seyreden adam, “Topraktan geldik, toprağa gideceğiz”… Devamı

Düş ve Gerçek (12 Bölüm)

Düş ve Gerçek – 01 Kendimle ilgili anlatacağım bir hikâyem yok. Şayet onu tesadüfi bir ortamda tanımamış ve daha sonra yine tesadüfi bir ortamda karşılaşmamız uzun bir sohbetle sürüp gitmeseydi bu öykü de ortaya çıkmayacaktı. Üç beş eş dostun bir araya geldiği, gündeme ilişkin konuların sohbet havasında tartışılacağı bir toplantı için o lokale gitmiştim. Bazı tipler vardır hani yanınızda, yanı başınızda bitiveren, kendi işe yaramazlıklarını başkalarının omzundan “işe yararlığa” çevirmeyi meslek edinmiş hödük tipler… Gittiğim lokal toplantısında bu üç beş eş dostun arasındaydı, doğrusu daha masaya oturmadan içimden kalkıp gitmek geldi ama, bunun kaba bir davranış olacağı düşüncesiyle bir sandalye… Devamı

Bir Kadın Portresi

Çekingen, ürkek gözlerle beni izliyor, bir şeylerden korkuyor da sanki “elin yabancısına ne diyeyim”  tedirginliğinde ailenin oturduğu salona geliyor, gözüme bakıyor, kıvranıyor, tekrar odasına gidiyor… Bu gidiş gelişleri akşamdan geceye tekrarlanıyor. Tedirginliğini sezinliyorum… Tanımıyorum ve bana söylendiğine göre ailenin erkek tarafının yeğeni, abisinin kızıymış… Yani arkadaşımın yeğeni… İş gereği Ankara’dan bu kente gelip gittikçe arkadaşımın evinde kalıyorum. Birkaç geliş gidişten sonra “resmiyet” kırılıyor ve çekingenliği de üzerinden yavaş yavaş kalkıyor… Arkadaşımın eşi yeğenlerinin bir alacağının hukuki yollardan tahsiline yardımcı olup olamayacağımı soruyor, hay hay diyorum. Alacağın dayanağı senet belge ve saire… Sorun bir şekilde çözülüyor. Dışardayım ve telefonum çalıyor. “… Devamı

Memed… Memo

Telgrafın tellerine kuşlar mı konar… Bir zamanlardı telgrafın tellerine kuşların konduğu, akşamın alaca karanlığında dağdan bayırdan, ırgatlıktan herkten, fabrikadan atölyeden dönen, evde kazan kaynatacak kimsesi olmayanlara kıyı kıyıya, evlerimizden akşam çorbası uzattığımız yıllardı. Düğünlerde omuz omuza halaylar çekilen, acılara ortak, sevinçlere paydaş olduğumuz yıllar… Türkçe oyun havalarına Kürtçe zılgıtların eşlik ettiği zamanlardı… Memed türkü söylerdi “ Telgrafın tellerine kuşlar mı konar”.. Memo türkü söylerdi “ Gelini gelini Kürdün gelini”… Memedle Memo eşlik ederler birbirlerine, birlikte söylerlerdi, birlikte gülerler, birlikte hüzünlenirlerdi… Maden ocağında çalışırdı Memed, pamukta ırgattı Memo… Memedin çöken madendeki cenazesini Memo getirdi, Memonun nehre uçan ırgat kamyonundaki cesedini Memed… Devamı