Yorgo’ya Mektup

Merhaba Yorgo. Mektubum eline geçtiğinde şaşıracaksın biraz, malum birbirini tanıyan kişiler mektuplaşırlar aralarında. Oysa biz birbirimizi yüz yüze tanımıyoruz, hiçbir mekânda, meydanda, caddede, şehirde karşılaşıp ne bir çay içimi sohbet ettik, ne şakalaştık, ne ortak sevinçlerimizi paylaştık, ne ortak kederlerimize üzüldük. Metrik ölçülere göre birbirimizden fersah fersah fersah uzağız belki de. Ben, “Dörtnala gelip uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” Anadolu’nun ismi cismi bilinmeyen bir köyünde doğup büyüdüm. Gerçi benim de ismim cismim doğup büyüdüğüm köyün ahalisinden başkalarınca pek bilinmez. Siyasetten anlamam, politika bilmem, Borsa, banker, finans hak getire… Adımı kim, nereden nasıl bilebilir ki… Nasıl söylesem Yorgo,… Devamı

İpsizler Müfrezesi

İki kişiydiler ve inanmışlardı çağın teknolojisinin en modern ateş kusucusunun ellerindeki eski, çakaralmazlarla alt edileceğine… Onlar, çağın teknolojisinin en modern ateş kusucularına mermilerini sürerken, eski çakaralmazların namlularına sürülen yaşam ve namustu. Teknolojinin son harikası silahlar sahipleri gibi yaşamı yok etmeye programlanmış asık suratlı, omuzlarındaki apoletlerinden kuş sürüleri ürken generallerdi… Generaller… Konçlu çizmeleri ve deri kırbaçlarıyla gökyüzünü ateşe vermenin hazzıyla sevişirler, çocuk ölümleriyle orgazm olurlardı… Kadınlar saatlik ve satılıktı ve kendilerini de bir ana doğurmamıştı… Her yerdeydiler ve geçtikleri ovalar yangın, denizler çöldü, yerde bir tutam çimen bitmez, derelerden bir avuç su akmaz, gökyüzünde sabahın alaca serinliğinde bir kırlangıç kanat çırpmazdı…. Devamı

Sıcak Yaz

Rahmetli anam, hiçbir baltaya sap olamayışımdan yakınır, bu gidişle de hiçbir halta yaramayacağıma dair kesin kanaatini  “nem ki nem” diye kestirir atardı. Hani haksız da sayılmazdı. Daha çocukken ilkokulda çalışkanlığı köyün diline düşmüştü de, öğretmenleri ısrarla beni okutmaları için ekmek bulsa soğan bulamayan, soğan bulsa ekmek bulamayan anama babama nasıl ısrarcı olmuşlardı. Valla bu oğlan cin gibi bir çocuktu, zekiydi, hesabı da kuvvetli. Onlar da o yaşta umut bağladıkları çocuklarını ortaokula göndermişler, çocukları ortaokulda da rüştünü ispat etmiş, hep sınıf birincisi olmuştu. Köylülerimizin, benim ne olacağıma ilişkin meraklı sorularını babam köy odasında köyün erkeklerine, anam yolda belde karşılaştığı köyün kadınlarına… Devamı

Gülümseyin Çocuklar

Hiç yakışıyor mu bahar sana, kendine nasıl yakıştırabildin taşı taş üstünde, başı baş üstünde bırakmamaya yeminli bu yaban, bu cinnet topluluğunun görünür görünmez, bilinir bilinmez yaratıklarının ensemizde hissettiğimiz soluklarının karabasana dönüştüğü melanetli günlerin şafağında allı morlu, kırmızılı beyazlı çiçeklerini sere serpe salıvermek sokaklara… Ne vurdumduymaz, ne kadar gamsızın birisin… İnadıma mı yapıyorsun, amacın beni delirtmek mi? O ne öyle sabah uyku mahmurluğunda, yarı uyur yarı uyanık halimde kumru seslerini getirip kulağımın dibinde melodiler söyletmek, binbir çiçeğin kokusunu harmanlayıp serin bahar yelleriyle burnumun ucuna sürükleyip getirmek… Sonracığıma şıp şıp esrikliğinde o köpüklü dalgaların kumsalla öpüşmesi, zeytin dallarının sanki Darülaceze gibi sahipsiz… Devamı

Haziran Sendromu

Kasvetli, uzun kış gecelerinin birbirine benzeyen, birbirini tekrar eden usanç verici gecelerinin solgun renkli, uyuşuk, iğreti mekânlarında gördüğünüz bir düş’ün görülmeye değer, şöyle ayaklarınızı yerden kesip sizi kanatsız uçuracak bir düş olmadığının farkında bile olmazsınız, bu düşün öylesine yabacısısınız, öylesine uzaksınız ki insan olmaya böyle bir düşü özlemeye, her bir ilkelliği tıka basa doldurduğunuz “fıtratınızda” yeriniz de kalmamıştır. Dilim sürçüp “bilirsiniz bilmesine de” diyecektim ama aslında bilemezsiniz, bilmek size göre de değildir alsında. O yüzden rahatsınızdır kendi içinizde, bok böceğinin bokun içinde rahat olduğu kadar rahatsınızdır. “Olmam gerektiği burası işte, nihayet” dedirtecek bir düşün nerede filizlendiğine aklınız da pek ermediğinden… Devamı

Mahşerin Atlıları

Bugün Pazar… Hafta içinin hummalı koşuşturmalarından, Cumartesinin “yarın yazarım uyuşukluğundan” fırsat bulup yazamadığım ve dergi yönetiminin gittikçe artan nazikçe uyarılarını, muhtemelen aldırmazlığıma “la havle” çekerek “yetti artık ulan, yazacaksan yaz artık” sabır sınırlarını daha fazla zorlamadan yazı makinesinin başına oturdum. Pazar yazısı yazacağım… Etliye sütlüye karışmadan, elin üç oğlağına beş keçisine kafayı takmadan, fincancı katırlarını ürkütmeden… Ve de zülfü yare dokunmadan…Hani Nazımın “ toprak, güneş ve ben… Bahtiyarım” türünden… Siyaset, politika, ekonomi, savaş, göç, kadın cinayetleri “ şeylerini” eline alıp nereyi bulurlarsa oraya “sokmaya” teşne âlimlerin, henüz cinsiyetlerinin farkında bile olmayan oyun çağındaki kız çocuklarının gülüşlerinde günah arayan, oğlan çocuklarıyla… Devamı

Gri ve Yeşil

Dehşet mi, olağan bir hal mi? Bunca yıldır kapitalizmin toplumsal ve insan boyutu, kültürü, sanatı, felsefesi, ideolojisi konusunda yazarım, çizerim. Çoğunu kuşkuyla karşılasam da bok çukurunda karanfil yetişmeyeceğini adımın ötesinde bilsem de kapitalizmin merkezlerinden, kurumlarından yapılan bir açıklama, kalemşorlarının dudaklarından dökülen sahte gülümsemeler zaman zaman içime bir su serper, bu aşağılık, insan soyunun en büyük düşmanından insana ve hayata dair şöyle tırnak ucu kadar bir şeyler ararım, boğulmuşluk havasından bir an kurtulur, yaratılan serinliğin suni ve sinsiliğini anlamam uzun sürmez, başa dönerim yine… Lanet olsun şu cehaletime, bilgisizliğime… Şeytan, koynunda uyanmak istemediğim düşler vaat edip beni şehvetle sarmalarken, esrikliğin en… Devamı

Toplanın, geri dönüyoruz

Yabancısıydım onların. Ayrı dünyalardan, ayrı coğrafyalardan gelmiştik. Suyumuz ayrı, huyumuz ayrı. Kader işte, her nasılsa kesişiverdi yolumuz bir ilkyaz ikindisinde. Onlar Şubatın dondurucu ayazından kaçıyorlardı, ben Martın ansızın ısıtıveren güneşinin yakıcılığından. Onlar allı yeşilli, sarılı kırmızılı, morlu siyahlı çiçektiler, ben iki ayaklı, tek burunlu iki gözlü bir âdemoğlu. İlk tesadüfî karşılaşmamız kışın bitip baharın başladığı işte şu daracık merdivenlerde oldu, aheste aheste indiğim merdiven basamağında omzuma çarpıp beni kenara ittiler. Kenara çekilip yol verdim. Özür dileyerek ürkek, tatlı bir tebessümle teşekkür ettiler. İstemeden, kasıtsız bir çarpışmaydı. Önce en önden kaçan, sonra arkasındaki, sonra üç kişi, beş kişi derken düzensizliği ilke… Devamı

Masayı Kim Devirdi?

Beni tanıyorsunuz değil mi?.  Her ne kadar mesleğim müdürlük değilse de adım Hıdır. Adı, sanı, namı iki kapı komşunun ötesinde bilinmeyen beni bir siz tanırsınız zaten başka kim tanısın ki… Her ne kadar adım Hıdır ise hiç kimse beni bu ismimle çağırmadı. Bildim bileli adım mızmız oğlan. Zaten Hıdır deyince siz de şaşırdınız, kim bu diye. Ben mızmız oğlan… Biliyorum, hareketlerime tavırlarıma güler, alaya alırsınız ama yine de beni sevdiğinizi bilirim. Sokak aralarında güngörmüş büyüklerimin, kapı önlerinde “ıradıyon Anşa”nın borazan gibi sesiyle bütün mahalle kadınlarını sorguya çeker gibi  “masayı kimin devirdi”ğine ilişkin tellallığı bende öyle bir merak uyandırdı, öyle bir… Devamı

Eşkiya Zamanlar

“Bu ne ya dedi, dağda mı yaşıyoruz, eşkıyalık düzeninde mi yaşıyoruz”… Annesiyle gitmemek için inatla direnen çocuğunu çekiştirerek sürükleyen genç kadın, kasabanın tenha sokaklarında arsız bir sırıtışla sırnaşan yarım efe kasaba delikanlısının kendisine musallat olmasından paniğe kapılmış, ansızın dar sokaktan çıkan adamı canına minnet bilip kenar mahallenin bıçkınına böyle posta koymuştu. Adam durumu hemen anlamış, özenle belinden çıkardığı gümüş kakmalı kamasını sırnaşık bıçkının bacağına saplayıvermişti… Kadını kaş göz işaretiyle olay yerinden uzaklaştırmaya çalışırken, bir taraftan da kadına “ keşke eşkıya düzeninde yaşasaydık” dedi, “ bu pislikler boka yapışmış böcek gibi inlerinden çıkmaya cesaret edemezlerdi, eşkıyalık devri bitince, çakallara gün doğdu”… Devamı