Ortadoğu Devrimci Çemberi

1970 li yılların ortalarında THKP/C kökenli bir grubun, Filistin’in İsrail-ABD işgaline karşı direnişinden etkilenerek, bu direnişin bütün Ortadoğu Halklarınca bu coğrafyaya yayılacağını, ABD işbirlikçisi Arap yönetimlerinin birer birer yıkılacağını tespitle Ortadoğu’da Antiemperyalist bir halk hareketinin beklentisi içine girmelerini yukarıdaki başlık şeklinde formüle etmelerinin üzerinden kırk yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu’da Arap yönetimleri/ ABD ittifakı yeni şekil ve boyutlarıyla işbirliğini daha geniş alana yaymakla kalmayıp, etkisi altında kalınan Filistin Halk hareketi de “sol” ağırlıklı kitlesel özelliğinden uzaklaştırılarak İslami bir yapıya büründürüldü. Uzun ve çetin mücadelelerin ürünü olan Filistinli sol hareketler bizzat Arap/ABD yönetimlerince adeta tasfiye edilerek, Hamas gibi İslamcı bir… Devamı

İtin biri

“Bu köpeği bu alanda görmek, birisinin anama sövmesi gibi bir şey. Kendimi nasıl da çaresiz hissediyorum, sanki bütün atmosfer üstüme kapandı. Sanki ben bunu burada göreyim diye birisi kasıtlı olarak gönderdi miting alanına”… Hava serin olmasına karşın alnında boncuk boncuk biriken terler yüzüne aşağı akmaya başlamıştı. Miting alanının dışına taşırken, elimden kaçabileceği endişesiyle belinden sımsıkı kucakladım, mümkün olan çabuklukta alanın dışına çıkarıp bir şişe su ile yüzünü yıkattım… Kastettiği kişiyi ve neyi kastettiğini biliyorum… Oralı olmadım. Kendini toparladı… “Hayrola, ne bu halin?”… “Görmedin mi kahpe kasığından çıkanı” “Kim” dedim, “kimi görmedim mi”? Ters ters yüzüme baktı. “Baksana orada işte” dedi,… Devamı

Sol Majör

“Seni özledim” dedi, “ Nerdesin”?. Filanca şehirdeyim dedim. Burada olduğunu biliyorum dedi, ben de bu şehirdeyim. “Nerdesin peki”!.. Bulunduğu yeri tarif etti, meşgul olup olmadığımı sordu. “Bırak lan işi dedim, hemen geliyorum nerdeysen, bekle”… Telefonla konuşmuştuk, söz dedi o olayı anlatacağım sana. Karşılaştığımızda ilk sözü “ söz verdim, geldim” oldu. Aynı süreci paralel fakat farklı kulvarlarda yaşamıştık… Sevgili arkadaşımın saçlarında aklar da olmasa zamanı önüne katmış kovalamış dersiniz… Hoş beş, kim nerde, nelerle meşgulsün, çoluk-çocuk… Bir kızı varmış, eşiyle cezaevi sonrası ayrılmış… Nedenini niçini sormadım… Bizim kuşağın yazgısı… Ne garip dedi, anlatacağım olayın yaşandığı ay da bu aydı… Lan oğlum… Devamı

Yazarını Vurduran Yazılar

Babeuf’u tanır mısınız?. Gracchus Babeuf… Hani şu Fransız burjuva ihtilali günlerinde, burjuvazinin kendi iktidarını sağlama almaya çalıştığı fırtınalı günlerde ortaya çıkan, burjuvaziden yana esen rüzgâra karşı işeyen adamı… Biliyor musunuz, Babeuf önceleri burjuva iktidarının saldırganlığını örtbas etmede bir hayli deney ve tecrübe sahibi, burjuva iktidarın eşitlik, özgürlük ve kardeşlik üzerine kurulacağı yalanına kitleleri de inandıran, Jirondenlerden daha saldırgan olan Jakobenlerin yanında yer alır. Jakobenlerin sözcüsü Robespiyere inanır ve bir süre onunla birlikte hareket eder… Burjuva iktidarının geniş kitlelere, özellikle Fransanın en yoksul kesimini oluşturan sansculotts’lara -yoksulluklarının derecesini vurgulamak açısından kullanılan bir sıfat, çıplak ayaklılar, ya da donsuzlar anlamında kullanılıyor- eşitlik… Devamı

“O” nun Hikayesi

“Nereden takıldım dedi” o şiirin dizelerine durup dururken, bir açıklaması yok. Bu dizelerin ve çağrıştırdıklarının, yanından yöresinden geçmeyen, ilgisiz ilişkisiz bir yığın sorunu kafamda döndürüp dolaştırırken, nefesimi kesen o dik yokuşta soluk soluğa kaldığım o an dilimin ucunda bitiverdi… Usul usul şiirin dizelerini mırıldandı. “Ey unutuş! Belleğin aynasındasın yine Unutulmuş muydu sahi, unuttum dediklerin Anıların duldasında yaşlanan atlılar gibisin Kuzguni siyah gülümsüyorsun tadı buruk hayata…” Epeydir görüşmediğim ve özlediğim bir arkadaşımdı ve bütün kaygılardan uzak ve günlük koşuşturmaları bir yana bırakarak eski iki arkadaş özlem giderecektik. Önceden kararlaştırdığımız buluşma yerine geldiğinde o yine tedirgin ve endişeliydi. “Ulan dedim bozgun yemiş… Devamı

Manzara-i Umumiye

İki bin Yirmi İki yılının Mayıs ayının yirmi ikinci gününü yirmi üçüncü gününe bağlayan gecenin saat dördü. Uykumu dağıtmak için birkaç kez yüzümü yıkadım, pencereyi açıp, başımı iyice dışarıya çıkararak bir baştan diğerine caddeyi izliyorum. Fırtınayla birlikte yağmurlu bir hava var, hafiften çiseliyor. Arada bir geçen araçların motor gürültüleri rüzgârın sesini kesiyor, araç uzaklaşınca rüzgârın yine acı tiz bir sesle çıkardığı ses yankı yapıp kulaklarımda çınlıyor. Yüzümü pencereden iyice uzattım, ışıklı panoların renklerine bürünen yağmur damlaları dalgalar halinde hücum ediyor. Gökyüzünde küme küme yıldızlar… Ay, büyümeye başlıyor. Ne üşüdüğümün farkındayım, ne gecenin. Günün telaşlı ve gergin koşuşturmasının ardından yağmur ve… Devamı

Haysiyet Cellâtları

Rüzgârlı bir ilkyaz ikindisi… Etrafı ısıtmaya çalışan yeni doğmuş bebek yüzlü güneşin sevimliliğine aldırmaksızın, rüzgâr iğne ucu gibi sivri dişlerini yüzüme batırırken, bir yandan uzun kış boyunca görüntüsünü özlediğim güneşin göz alıcı ışınlarını izlemek, diğer yandan bir an önce kuytu bir yere kendimi atıp yapışkan soğuğun sivri dişlerinden kurtarmak ikilemiyle açmaza düşüyorum… Güneşin yüzüme düşen ışınları altında kim bilir neyi,  neleri hayal ederek upuzun caddeyi yürüme isteğim, iliklerime işleyen soğuğun aman vermezliğine yenik düşüyor ve kendimi açık penceresinden sigara dumanlarının hücum ettiği bir mahalle kahvesinin köşesine atıyorum. Bıçkın,  onbeşlik, kıvırcık saçlı esmer garsonun özgün şivesiyle ve sözcükleri yayarak ” abeme… Devamı

Hapisanenizi nasıl istersiniz?

Sol siyasi hükümlü veya tutuklu olarak, bir zaman diliminde bilmem ne tipi herhangi bir cezaevinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalanların yaşayarak, cezaevi dışındakilerin de görerek, duyarak tanık oldukları gerçek, adli tutuklu veya hükümlülerle kıyaslandığında, cezaevi yönetimlerinin zora dayalı aygıt ve araçlarının devrimci tutsaklara yönelik, onların inanç, yaşam ve davranışlarını kontrol etme amaçlı kullanıldığıdır.  Cezaevlerinde adli tutsakların gerek bilinç faktörü nedeniyle, gerekse bireysel/örgütsüz yaşamları, cezaevi zor aygıtlarına karşı bunlardan gelebilecek tepkilerin rahatlıkla bastırıla bilindiği gerek ülkemizdeki gerekse kapitalist dünyanın çeşitli ülkelerindeki cezaevlerinin tipik görünümüdür. Konu yeni değil. Özellikle F tipi cezaevlerine karşı kampanyaların hız kazandığı dönemlerde, F tipi cezaevlerine karşı kampanyayı gerek… Devamı

Utanç

Tepeden tırnağa edebi, sanatsal kaygı dışında başkaca hiçbir anlam ve amaç taşımayan bir yazı yazmak, şöyle “yazma” eylemine benceğiz gibi kıyısından köşesinden bulaşmış birinin hep hayal ettiği, ne çare  vuslatın hep bir başka bahara kaldığı, bir türlü ulaşılamayan, fani ömrünü  uzaktaki sevgiliye ram eden biçarelerin düşü olagelmiştir. Kaç kezdir düşünmüşümdür, Volter’in ” yazmak, kötü yola düşmektir” demesinin içeriği bu mudur diye. Yazacağınız yazının çatısını, içeriğini günler öncesinden kurgulamışsınızdır, sıcak, buram buram hayat kokan, canlı cansız bütün varlıkların kendilerini  kocaman bir gövdenin parçaları olarak kabul ettiği, gövdenin bir parçasının acısının bütün gövdenin acısı, sevincinin bütün gövdenin sevinci olduğu, bütün gezegenlerin kardeş… Devamı

Rosenbergler

“Sahi niçin bu kadar güzelsiniz” Lavosier’i iyice öğrenin demişti kimya öğretmenim Hikmet Bey. Katlı oranlar kanunu da önemli. Toplumsallaşmanın ve insanlaşmanın yasalarına önemli katkılardır, Ethel Ve Julius Rosenberg’e ulaşacaksınız. Ethel ve Julius Rosenberg!… “Hocam demiştim” ÖYS de bundan da soru çıkacak mı? Hayır demişti, tersine bunlar size unutturulmaya çalışılacak. Ethel ve Julius Rosenberg!… Bir kasaba lisesinin kültürel olanakları, birikimleri, içinde bu isimleri arıyorum. Edebiyat öğretmenimiz ” kim o be” dedi. Sosyal Bilgiler öğretmenimiz bu isimleri duymadığını söyledi. Psikoloji öğretmenimiz her şeyi bilirdi, ” Avrupa gol kralları, x takımında oynuyorlar”. Kütüphane memuru ” o yok, istersen safahat oku” dedi. Safahatı okumuştum,… Devamı