Kıyamet sesleri

Akşam, yatağına girerken kaygısız ve rahat bir uyku uyuma hayali yine karabasana dönüştü. Sabaha karşı yıldırımları odanın içini keskin bir aydınlığa büründüren gök gürültüsünün şiddetli patlamalarıyla sıçradı. Arka arkaya çakan şimşeklerin alazı yüzüne vurup gözlerini kamaştırırken, uyku sersemliği ile bir an nerede olduğunu kestiremeyip, balkona çıkan koridoru şaşırdı. El yordamıyla koridorun duvarını takip ederek balkona çıktı. Caddenin boydan boya kesilen elektrikleri caddeyi karanlığa boğmuştu, evlerin pencerelerinde ışıldayan bir ışık aradı. Cadde boş, karanlık ve yalnızdı.  Caddeyi kendi yalnızlığıyla özdeşleştirip ürperdi.  Fırtınanın şiddetinin kendisini de savuracağını düşünerek balkonun demirlerine sıkı sıkıya tutunarak boydan boya caddeyi izledi. Fırtınanın şiddeti yağmurun şiddetine karışmış,… Devamı

Köpeklerin Gecesi

İstanbul Hukuktan İdare Hukuku hocamız İL HAN ÖZAY ilginç bir kişilikti. Söylenenler doğruysa 12 Eylül faşizminde yurt dışına çıkmış, ABD’den Japonya’ya birçok ülkenin Hukuk fakültelerinden davetler almış, bu ülkelerin Hukuk Fakültelerinde öğretmenlik yapmış… Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Hukuk Fakültesinde öğrencisi olmuştum. Sınav sorularının “alışılmamış” sorular olduğunu söylerlerdi.  Soruların alışılmamışlığı nasıl olur diye de merak ederdim. O yılın Mayıs ayıydı. Çıldırtan, coşturan, kederlendiren, başınızı alıp gitme isteğinizi bastıramadığınız, içinizin kıpır kıpır olduğu ay, Mayıs… Nihayet yazılı sınavda soruları önümüze sürdüler. Hani biz kitap içeriğinden sorular bekliyoruz ya, ne gezer. Efendim “Diyarbakır olağanüstü hal valisinin konağını akrepler basmış, sarayın içi dışı akrep dolu…. Devamı

Kimlikleriniz Lütfen

Bir günlük gazetenin sekiz sütuna manşet haberinde yer alıyordu. İstanbul’da bir tiyatro topluluğunun badem bıyıklı oyuncularının üzerlerinde Nazi üniformalarıyla Beyoğlu’nda ne işleri olabilirdi ki? Haberin ilk satırlarını yakından okuyunca dehşete düşüyorsunuz. Nazi üniformalı adamlar Beyoğlu caddesini kesmişler, gelenden geçenden kimlik soruyorlar. Kimlik bitte… Kimlik bitte… Kimlik bitte… Kimlikleriniz lütfen… Hiçbir itiraza mahal kalmadan cicili bicili beyler hanımlar, yakışıklı delikanlılar, genç kızlar, gelen geçen kim varsa Nazi göstericilere bir zorluk çıkarmanın ötesinde onların işlerini kolaylaştırmak için kimliklerini cüzdanlarından, çantalarından çıkarıp sıraya geçmişler Nazilerin eline uzatıyor. İtirazsız uzatılan kimlikleri inceleyen Nazi kılıklılar kimlik sahibini şöyle bir yukarıdan aşağı süzüp, yarı alaycı, kaş… Devamı

Işıkları Söndürün Lütfen

Şayet çalakalem yazdığım yazıları Ortaokul öğretmenim sevgili hocam Tayfur Bey okuyorsa eminim içinden “ yok canım, ne dersem diyeyim, kırk yıl önceki kompozisyon çala kalemini bugün değiştirmedi. Retorik hak getire, hitabet sıfır. Kulaklarını çeksem eşek kadar adam oldu, bu çocuk adam olmayacak ” dediğini duyar gibiyim.  Sevgili hocam ne diyeyim ki, bizlere gösterdiğin özenin yazı yazma” konusunda ” karşılığını bulamamanın bir gerekçesini bulamam, kendimi “mazur” gösteremem ki. Gözünüzden kaçmayan haylazlıklarımız, karşılığını kulaklarımızı çekmede bulsa da kızarken bile nasıl bir baba, ağabey gibi gülümsediğini hiç unutmadım. O sert görünümünüzün, kaya gibi duruşunuzun altında yatan çocuk yüreğinizden neler geçtiğini nasıl bilmem çocuk… Devamı

Kâbus

Çocukluğumda anamın en çok tedirginlik duyduğu yanım “alttan almamayı” bilmememmiş ve bu yüzden ileride başımı derde sokacak bir şeye maydanoz olmamdan korkarmış. Hatırlıyorum elbette bölük pörçük de olsa. Köy çocukları arasında bir meydan kavgasında en çok da benim kaşım gözüm patlar, kafam yarılırdı. Ağzım burnum kan içinde eve gelmekten de çekinirdim ama bir yolunu bulan anam o gün müneccim gibi benim yine bir yerlerimin kırılmış olacağını düşünüp köşe bucak beni aramaya çıkarmış. Anamın köteğinden korkardım da. “Gâvur çocuğu ne senden çektiğim her gün bir kavga, her gün bir dövüş… Kafanda kırılmadık yer kalmadı” der, bir güzel paylardı beni. Hemen oracıkta… Devamı

Kahramanlar Geçidi

Şayet benim gibi sokaklarını yalnızca ay ışığının, evlerini ölgün, sarı ışıklı gaz lambalarından başka aydınlatacak ışıklı cisimlerin bilinmediği bir köyde doğup büyümüşseniz beyninize kazınan ilk kahramanlarınız sürüde yarım ay boynuzlu koç, sığırda boynu mavi boncuklu, boynuzu muskalı, ala benekli tosundur. Her ikisi de etrafında çizdiği dairede başını yarı döndürüp ön ayağı ile toprağı eşelemeye başlayınca sürünün ya da sığırın aklı başından gider, bir alay dolusu yaratık onların da kendileri gibi bir baş dört ayaktan ibaret olduklarına bakmaksızın başlarını birbirlerinin kıçına sokarak başlarlar kaçışmaya… İşte, kahramanınız bir kez daha rüştünü ispat etmiştir, bütün meydan onlarındır… Sadece benim değil, bütün yeryüzünün eşsiz… Devamı

Hançerinde Fesleğen Büyüten Bedevi (Yeniden)

(Yazı 2002 yılında yazıldı. Ekin/Sanat dergisinin muhtelif sayısında yayımlandı. Paris, Londra, Roma, Fransa, İngiltere, İtalya… Ama bir de Türkiye vardı. 2013 yılının Haziranında sıra Türkiye’nin “çapulcularındaydı ve bu bir nöbetti. Selam olsun size ülkemin “çapulcuları”… Bir ülkeyi dirilttiniz, ölüydüm… Beni de dirilttiniz…Yazıyı olduğu gibi yeniden yayımlıyoruz.) Aynı fotoğrafın karesindesiniz, aynı çizginin izdüşümünde. Rüzgar Paris’in banliyölerinden İstanbul’a mı esiyor, İstanbul’un gecekondularını çapraz yalayıp geçen ay, Paris’in işçi mahallelerine mi düşüyor? Fotoğraflar ne çok karışıyor birbirine,  İstanbul neresi, Paris hangisi… Haber bültenlerinde, siz Paris’te yaşayan yetmiş iki millete uygun bulunan sıfatlar, bizim buralarda yaşayan yetmiş iki millete layık görülen sıfatlarla nasıl da… Devamı

Hectordan Bu Güne: Anadoluda Direnişin Sanatı

Anadolu’nun işgaline ve halkının kıyımına giden yol Afrodit’in “aşk” oyunuyla başlamıştı. Söylenceye göre, Zeus tarafından Olympos’taki düğüne çağrılmayan haset tanrıçası Eris, güç tanrıçası Hera, zeka tanrıçası Athena, aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in oturduğu masaya, üzerinde “en güzeline” yazılı altın almayı bırakır. Elmayı kimin alacağı konusunda anlaşamayan tanrıçalar, hakem olarak Zeus’u gösterirlerse de Zeus, karısı ve iki kız kardeşi arasında kalmak istemediğinden, hakem olarak İda dağında çobanlık yapan Troya prensi Paris’i hakem olarak görevlendirir. Her üç tanrıça da kendisinin seçilmesi için Paris’in saflığından yararlanmak için rüşvetler teklif ederler. Hera, Paris’i Asya’nın kralı yapacaktır, Athena dünyanın en akıllı ve zeki kişisi yapacaktır…. Devamı

Sanatsal Yaratış Sürecinde Sınıfsal Tavır

Bir sanat ürününü ve bu ürünün yaratıcısı sanatçıyı anlamak, sanat ürününün yaratılış sürecini ve sanatçının bu süreçteki tavrını anlamaktır. Sanatçının toplumsal konumu ve bu  konumunu algılayışının sanatına yansıyış biçimini anlamak demektir. Bütünlüklü ve doğru değerlendirmenin ilk koşulu budur. Her sanat eseri, yaratıcısının düşünsel eyleminin maddeleşerek dış dünyaya yansıyış biçimidir. Bu eylem Puşkin, Lermantov, Nerval, Nazım Hikmet’te şiir; Balzac, Tolstoy, Floubert, Şolohov’da roman; Beethoven, Mozart, Çaykovski’de müzik; Goya ve Picasso’da resim olarak ifade biçimlerine dönüşür. Şimdi bir bütün olarak –ve kitabi tanımlar umursanmaksızın- sanat nedir? Sorusuna yanıt olarak kısaca “insan ruhunun mimarıdır” denilirse, bu tanımlamanın işaret ettiği sanatın yaratıcı öznesi olarak… Devamı

Kasım Rüzgârları

Yüzünden hiç eksik etmediği tebessümünden tanıdım onu, tamı tamına otuz iki yıl sonra. Ak düşmüş, yer yer ağarmış saçlarının dışında hiç değişmemiş, koca bir otuz iki yılı devirmişti. Dalgındı, akşam saatlerinin o kalabalığında hiç kimsenin ve hiçbir şeyin farkında olmadan kaldırımın en solundan sanki yürümüyor da gezintiye çıkmış gibi kalabalıkların arasından geçip gidiyordu. Soğuk bir kasım ikindisiydi. Rüzgârın sert darbelerinden paltosunun yakasını yukarı kaldırarak korunmaya çalışıyordu. Otuz iki yıl önceki gibi yine kısacıktı saçları. Dil-Tarihin önünde göz göze geldik, bir anlık tereddütten sonra hiç konuşmadan bunca yılın özlemiyle kucaklaştık, sarıldık birbirimize. Birkaç dakika öylece kalakaldık. Gözleri buğulandı, “öldürüldüğünü duymuştum” dedi. “Görecek… Devamı